Keşfet

Babadan Kalan

Horonun Son Nefesi

Karadeniz'de geceler sessiz ve karanlık olurdu.

Gündüzün yeşili, akşam olunca yavaş yavaş karanlığa karışırdı. Dağlara çöken sis yolları görünmez hale getirirdi. Deniz uzaktan sakin görünse de dalgaların sesi gece boyunca duyulurdu.

O gece yağmur yağıyordu.

Başta ince ince yağan yağmur, saatler geçtikçe hızlanmıştı. Toprak çamura dönmüş, taşlı yollar kayganlaşmıştı. Uzakta gök gürlüyor, şimşek çaktığında dağlar kısa bir anlığına aydınlanıyordu. Derin'in babası elindeki feneri kaldırdı.

Önündeki taş duvar yosunla kaplıydı. İlk bakışta yıllardır kullanılmayan eski bir yapıdan başka bir şeye benzemiyordu. Ama onu buraya getiren şey, ilk bakışta fark edilmeyen küçük ayrıntılardı.

Elini duvarın üzerinde gezdirdi.

Parmakları taşın üzerindeki ince çizgilere takıldı.

Durup feneri duvara tuttu. Taşın üzerinde birkaç işaret vardı. Bu işaretleri daha önce görmüştü.

Ama nerede?

Çantasından küçük defterini çıkardı. Sayfaları çevirdi. Günlerdir yaptığı araştırmaların notları, eski fotoğraflar ve yıllar önce kaybolan bir araştırmacının bıraktığı birkaç kayıt vardı.

Bir sayfada durdu.

Duvara baktı.

Sonra tekrar defterine.

Aynı işaretti.

Kalbi hızlandı. Bu mümkün olmamalıydı.

Çünkü bu sembolün bulunduğu söylenen yer, yıllardır aranan başka bir yapıyla bağlantılıydı. Ama ortada kesin bir kanıt yoktu. Sadece birkaç eski anlatı, bir kayıt ve nesilden nesile aktarılan bir söylenti vardı. Yıllardır anlatılan bir söylentiye göre, Karadeniz’in dağlarında saklı bir sırrın yolunu gösteren eski bir harita vardı. Haritanın, yıllar önce kaybolan bir arkeoloğun araştırmasıyla bağlantılı olduğu söylenirdi. Fakat o sır, yıllar sonra yeniden ortaya çıkmak için birini bekliyordu.

Ve o kişinin kim olduğunu henüz kimse bilmiyordu. Ta ki o gün gelene kadar.

O gün geldiğinde ise tüm bu cevapsız sorular ilk ve tek sahibini bulacaktı.

Fenerini yere tuttu. Taşların arasında küçük bir boşluk gördü.

Diz çöktü.

Toprağı elleriyle temizledi. Bir süre sonra parmakları sert bir şeye değdi.

Bu taş değildi. Eski bir sandıktı.

Toprağı biraz daha temizledi. Küçük sandık yavaş yavaş ortaya çıktı.

Kime ait olduğu bilinmiyordu.

Kapağın ortasında, duvarda gördüğü sembolün aynısı vardı.

Bir süre sandığa baktı.

Sonra çevresini kontrol etti. Dağların sessizliğinden başka hiçbir şey yoktu.

Sandığı açtı. İçinden eski bir kumaşa sarılmış bir şey çıktı. Kumaşı dikkatlice açtı.

Yıllardır aradığı şeyin gerçekten var olduğunu o anda anladı. Bu bir haritaydı.

Ama bildiği haritalara benzemiyordu. Üzerinde sadece yollar, dağlar ve yer isimleri yoktu. Bazı noktalar farklı sembollerle işaretlenmişti. Trabzon'dan başlayan çizgi doğuya doğru ilerliyor, Rize'nin dağlarından geçip Artvin'in kanyonlarına ve vadilerine uzanıyordu.

Haritanın bazı yerleri yıpranmıştı. Bazı işaretler de bilerek silinmiş gibiydi.

Haritayı biraz daha açtı. Arka tarafında küçük bir yazı gördü.

Yazı neredeyse okunmuyordu.

Feneri yaklaştırdı.

Yazıyı dikkatlice inceledi. Harfler silik olsa da birkaç kelimeyi seçebildi. Sessizce okudu.

Yolun sonunu arama…

Haritanın kenarında küçük bir tarih vardı. Bu tarih sandığından çok daha eskiydi.

İçine bir huzursuzluk çöktü. Haritayı bulmak için yıllarca uğraşmıştı. Eski belgeleri incelemiş, arşivlere girmiş, birçok kişiyle konuşmuş ve aynı yerlere defalarca gidip dönmüştü. Ama şimdi harita elindeyken sevinemiyordu.

Çünkü bir şeyi aramakla bulmak aynı şey değildi.

Ama haritada bir eksik vardı. Bir yerin adı yoktu.

Sadece küçük bir sembol bulunuyordu.

Defterini çıkardı ve sembolü kopyalamaya başladı. Tam bitirmek üzereyken uzaktan gelen ayak seslerini duydu ve feneri hemen söndürdü. Haritayı ceketinin içine gizleyip yosunlu duvarın arkasına saklandı. Yağmurun altında beliren iki fener ışığı az önce kazdığı boş boşluğa odaklanırken, kendi aralarındaki konuşmalarından yalnız olmadığını anladı. Onlar sisin içinde kaybolup gittiğinde, Derin'in babası ceketindeki haritaya sıkıca sarılarak karanlık patikadan aşağı, bilinmeyene doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı. Haritayı ceketinin altına bastırıp yağmurda ilerlemeye devam etti. Yirmi beş yıl sonra onu kızı Derin’e vereceği anı düşünmek içini huzurla dolduruyordu.

Aklı sadece evde, beşiğinde mışıl mışıl uyuyan bir yaşındaki Derin’deydi. Kızının o dünyadan habersiz minik yüzünü düşündükçe ıslak patikanın soğuğu bile vız geliyordu.

​Ceketinin altındaki haritaya dokunup derin bir nefes aldı. Bu sırrı, Derin büyüyüp kendi ayakları üzerinde durana kadar en gizli köşesinde saklayacak, o gün gelene dek fırtınayı tek başına göğüsleyecekti. Eve varıp kapıyı araladığında, dışarıdaki yağmur ve takip edilme korkusu nihayet dışarıda kaldı. Doğruca bebek odasına geçti. Beşiğin kenarına yanaşıp Derin’in mışıl mışıl uyuyuşunu izledi; minik eline hafifçe dokundu. Kızını öyle huzurlu görmek, içindeki bütün gerginliği söküp aldı.

Salona geçip gizli çekmeceyi açtı. Ceketinin altından çıkardığı haritayı masaya serdi. Trabzon’dan Artvin’e uzanan silik çizgilere son bir kez baktı. Bu kağıt ne getirirse getirsin, kızının huzurunu bozmasına izin vermeyecekti. Haritayı katlayıp ahşap kutuya koydu ve kilitledi. Derin yirmi beş yaşına gelene kadar bu sır burada kalacaktı. O güne kadar bütün yükü tek başına taşıyacaktı. Kutuyu çekmecenin arkasına koydu. Masadaki küçük çerçeveye gözü takıldı; eşinin fotoğraftaki gülüşüne baktı. Onu kaybettiklerinden beri ev eksikti ama Derin’de hâlâ annesi vardı. Ona verdiği sözü düşündü: Kızına hem anne hem baba olacak, onu koruyacaktı.

Salondan çıkarken bakıcı kadınla göz göze geldi.

​"Teşekkür ederim, bugün biraz geç kaldım. Bir sorun olmadı değil mi?" diye fısıldadı.

​Bakıcı kadın tebessüm ederek başını salladı. "Hiç sorun değil, Derin mışıl mışıl uyuyor, akşam yemeğini de güzelce yedi.”

​"Siz yatabilirsiniz artık, ben bir şeyler atıştırıp yatacağım," dedi adam.

​Bakıcı kadın onun gergin ve yorgun halini fark edip, "Gergin görünüyorsunuz, isterseniz ben hazırlayayım?” diye sordu.

​"Yok, teşekkür ederim, ben hallederim. Size iyi geceler," diyerek hafifçe gülümsedi.

​Kızının güvende olduğunu bilmek içini rahatlatmıştı. Bakıcı kadın başıyla selam verip odasına çekildi. Ev yeniden derin bir sessizliğe büründü.

​Adam yavaş adımlarla mutfağa geçti. Dolaptan biraz peynirle ekmek çıkarıp tezgahın kenarında atıştırmaya başladı. Dışarıda yağmur hâlâ cama vuruyor, rüzgar dalları sallıyordu. ​Sokağın başındaki lambanın ışığına bakarken aklı peşindekilere gitti. İzini şimdilik kaybettirmişti ama bu sakinliğin geçici olduğunu biliyordu. Yine de yan odada mışıl mışıl uyuyan kızını düşündükçe içi yatışıyordu.

​Bir bardak su içip ışığı kapattı. Salondan geçerken gözü gizli çekmeceye takıldı. Yükü ağırdı ama kararlıydı. Derin büyüyene kadar bu fırtınayı tek başına göğüsleyecekti.

Sessizce odasına geçip üzerindeki ıslak kıyafetleri değiştirdi. Yatağa uzandığında zihni hâlâ haritadaki o silik semboldeydi. Er ya da geç bu sırrı çözmesi gerekiyordu ama vücudu daha fazla dayanamadı ve sonunda uykuya yenik düştü.

​Sabah hava henüz aydınlanmadan, evdekiler uyanmadan kalktı. Derin uyanmadan önceki bu birkaç saat onun tek fırsatıydı. Çalışma masasına oturup haritadaki eksikleri tamamlamak ve daha çok bilgi toplamak için eski notlarını önüne serdi.

Koridordan gelen hafif ayak sesleriyle başını kaldırdı. Bakıcı kadın uykulu gözlerle salondan geçiyordu.

​Salondaki loş ışıkta masanın başındaki adamı görünce duraksadı. "Günaydın," diye fısıldadı uykulu bir sesle. "Erkencisiniz.”

Adam hiç rahatını bozmadan sakince başını kaldırdı. "Günaydın. Uykum kaçtı biraz," dedi tebessüm ederek.

Bakıcı kadın uykulu uykulu başını sallayıp yoluna devam etti. Adam derin bir nefes aldı; Derin uyanmadan bir an önce haritadaki eksik parçaları çözmeye odaklanmalıydı. Masadaki lambanın loş ışığında notlarına geri döndü. Yıllar önce tutulmuş bu kayıtlar, dün gece bulduğu haritadaki silik işaretleri çözmek için tek yoldu. Parmağını çizgilerin üzerinde gezdirerek Trabzon’dan başlayan hattın neden o vadide aniden kesildiğini bulmaya çalıştı. Zaman yavaşça geçerken dışarıda hava aydınlanmaya başladı. Salona çöken i

Yorumlar

  • Duygu Oral: bakıcının ihaneti yok mu fark edince insan bir yudum dahi huzur bulamaz
  • Beyza: Bunu hissettirebildiysem ne mutlu bana. Derin’in o anları benim için de çok özeldi. 🥹
  • Beyza: Belki de bazı cevaplar, aradığımız kadar tatmin edici değildir
  • Ebru Genç: arayıp bulmanın biraz kötü bir tarafı var bu tatminsizlik neden?
  • aleyna dede: Bir baba olarak derini düşündüğün anlarda içim cız etti gerçekten
  • Ahucannn: duvarda gördüğüm semboller merakımı artırdı kim bilir neyi işaret ediyor