Davet

Ayşe Yıldız
Yarım kalanlar tamamlanamaz,
Parçalar bir daha toplanamaz.
Bir kere yaşandıysa acılar,
Tedavisi hiçbir yerde bulunamaz.
Karşımda duran kadına bakıyordum. Göz göze, kelimesiz birbirimizi süzmemiz neredeyse bir dakika sürmüştü. Kim olduğunu, buraya neden geldiğini hâlâ söylememişti; sessizliğini bozmak yine bana kalmıştı.
"Buyurun?" dedim, sesimdeki mesafeli tonu saklama gereği duymadan.
Hâlâ o esrarengiz gülümsemesiyle yüzüme bakıyordu. Sabrımın tükenmeye başladığını hissederek kaşlarımı çattım ve elimi belime, kılıfın üzerindeki tanıdık ağırlığa doğru götürdüm. Tam parmaklarım silahımın kabzasını kavrayacaktım ki, bir anda kadının yüzündeki o rahat ifade silindi. Gülümsemesi aniden bozuldu ve dişlerinin arasından tıslar gibi çıkan kızgın bir sesle, "Gelsene buraya, Cem!" diye bağırdı.
Cem’in adını duyar duymaz elim refleksle belimden uzaklaştı. Başımı çevirdiğimde, Cem’in çoktan kadının elini tutmuş olduğunu ve sessizce bana baktıklarını gördüm.
Kadın, gergin havayı bir anda yumuşatmaya çalışır gibi tekrar gülümseyerek elini bana doğru uzattı.
"Merhabalar," dedi, neşeyle parlayan gözleriyle. "Ben Gamze. Cem’in sevgilisiyim."
Duraksadım ama belli etmemeye çalışarak elimi uzattım ve parmaklarımı onunkiyle birleştirdim. "Ayşe Yıldız," dedim, sesimdeki mesafeyi koruyarak.
Yüzündeki o kusursuz gülümsemesini hiç bozmadan, "Memnun oldum," dedi.
"Bende," diyerek elimi vakit kaybetmeden geri çektim. İçimdeki huzursuzluk dalga dalga yayılırken, bu tanışmanın başımıza çok iş açacağı aşikardı.
Gamze, kendinden emin bir hareketle eliyle hemen yan taraftaki evini işaret etti. "Biz içeride kahvaltı ediyorduk," dedi, davetkar ama bir o kadar da ısrarcı bir ses tonuyla. "Sizi evimizde ağırlamaktan şeref duyarız."
Gözlerimi kısarak arkamı döndüm ve içerideki Ali'ye baktım. Durumu toparlamak için hemen bahanemi öne sürdüm: "Maalesef, arkadaşım hasta. Ayağa kalkamaz, başka bir zaman..."
Cümlemi bitirip kapıyı yüzlerine kapatmak üzereydim ki Gamze aniden eliyle kapıyı tuttu. Yüzündeki tatlı sert ifadeyle, "Cem taşır," dedi karşı çıkılmasına izin vermeyen bir sesle.
Ali içeriden, "Şey... rahatsızlık vermeyelim," diyecek oldu ama Gamze onu dinlemedi bile. Israrla, "Olur mu öyle şey, zaten evlerimiz yakın," diyerek başını çevirip Cem'e baktı.
Cem, Gamze'nin tek bir bakışıyla harekete geçti; tek kelime etmeden içeri adımladı ve Ali'yi kimseye söz hakkı tanımaz bir hamleyle kucağına aldı.
Onlar Gamze’nin öncülüğünde yürümeye başlarken, ben de hızlıca askılıktan kahverengi trençkotumu üzerime geçirip evden çıktım. Kapının önüne geldiğimizde Gamze heyecanla ve biraz da beceriksizce kapıyı açmaya çalışıyordu. O sırada arkamda kalan Ali’yle göz göze geldik.
Cem, sabırsız bir tonda homurdandı. "Hadi, Gamze."
Gamze telaşla kapıyı çekiştirirken, "Açmaya çalışıyorum, sıkışmış galiba!" diye homurdandı.
Daha fazla sabredemeyerek bir adım öne çıktım. "Verir misin," deyip anahtarı elinden aldım. Sakince kilidi çevirip hafifçe yukarı kaldırdığım kapıyı sessizce açarak içeri girdim.
Onlar kahvaltı masasına otururken ben ayaktaydım. Üçü de bana bakınca, "Benim işlerim var, siz kahvaltı edene kadar gidip gelirim," dedim.
Gamze şaşırarak, "Olur mu öyle? Bari bir iki lokma bir şey yeseydin," dedi.
Ali hızlıca başını salladı.
"Çok önemli işlerim var. Hazır Ali de bana ayak bağı olmuyorken yapmam lazım. Merak etmeyin, uslu durur," deyip cebimden Ali'nin telefonunu çıkarıp masaya koydum. "Eğer geç kalırsam Ali'yi eve götürürsünüz," deyip evin anahtarını da bıraktım.
Herkes bana şaşkınlıkla bakarken evden çıkıp yola koyuldum.