Keşfet

İlk Emir

Hüzün Yuvası

Ayşe Yıldız

Kimse hayatın farkında değil.

Geceleri yıldızların varlığını,

gündüzleri bulutların ardındaki ışığı fark edemez.

Kimse yaşamın farkında değil.

Lavaboda ellerimi yıkıyordum. Zaman hızla akıp gitmiş, 24 saat çoktan dolmuştu. Yaklaşık bir saat önce uyanmış olsam da zihnim hâlâ sisliydi. Saat öğlen on ikiye geliyordu ve Ali hâlâ uyuyordu.

Kağıt havluyla ellerimi kurularken içeriden Ali'nin hafif inleme sesini duydum. Odaya adımı attığım an, uykulu gözleri doğrudan beni buldu. Kapıyı arkamdan yavaşça kapatıp yatağın hemen yanındaki o hiç de rahat olmayan tekli koltuğa bıraktım kendimi. Bütün vücudum sızlıyordu.

"Günaydın," dedi gülümseyerek.

"Günaydın," dedim. Sözümün bittiği an odanın kapısı tıklatıldı. Ali, "Gelin," diye seslendiğinde kapı yavaşça açıldı. İçeri giren doktorun arkasındaki iki polisi görmemle Ali'ye bakmam bir oldu. Bacak bacak üstüne atıp onu izlemeye başladım. Ali gerginlikten donakalmış, alnında soğuk terler birikmeye başlamıştı.

Doktor, Ali'nin yanına yaklaşıp yarasını inceledi ve dikkatle pansumanını yaptı. Bakışlarını bana çevirip, "Polisler ifadenizi aldıktan sonra taburcu olabilirsiniz," dedi. Cevap vermeden sadece başımı sallamakla yetindim.

Doktor odadan çıktığı an polislerden sakallı olanı öne çıktı. "Geçmiş olsun. Olayı bize anlatabilir misiniz?" diye sordu.

Ali'nin gözleri anlık bir tereddütle önce benim üzerimde duraksadı, ardından zorlukla yutkunup polislere döndü. "Ben de polisim," dedi sesi hafifçe titreyerek. "Hapishaneye mahkûm götürüyorduk fakat dağ yolunda çatışma çıktı. Mahkûmu zapt etmeye çalışırken yaralandım... O kargaşada herkes bir tarafa kaçıştı. Ben de can havliyle kendimi en yakındaki eve attım." Sözlerini bitirirken göz ucuyla bana kısa, karanlık bir bakış fırlattı.

Polislerden sakalsız olanı aldığı notları tamamlayıp defterini kapattı.

"Geçmiş olsun," diyerek ayağa kalktı. "Gerekli görürsek sizinle yeniden iletişime geçeriz."

Ali onaylarcasına başını salladı. Polislerin odadan çıkıp kapıyı arkalarından kapatmasıyla birlikte bakışlarımız yeniden baş başa kaldı.

Zorlukla yutkunarak, "Bir şey demeyecek misin?" diye sordu. Ayağa kalktığım an gözlerinde beliren o yoğun tedirginliği yakaladım.

"Ben gidiyorum," deyip arkamı döndüm. Kolumu yakalamaya çalıştı ama hızla sıyrılıp izin vermedim. Kapıyı açıp dışarı çıktığımda arkamdan "Ayşe!" diye bağırdı. Duymazdan gelip kapıyı yüzüne kapattım ve adımlarımı tam karşımdaki danışmaya doğru yönelttim.

Masaya yaklaşıp, "Merhabalar, Ali Yılmaz adına ödeme yapmak istiyorum," dedim. Görevli başıyla onaylayıp önüme birkaç belge uzattı. Hızlıca imzaları atıp ödemeyi tamamladım.

Görevli reçeteyi bana doğru uzatırken, "Reçetede gerekli ilaçlar ve pansuman malzemeleri yazıyor, herhangi bir eczaneden temin edebilirsiniz," diye bilgi verdi.

"Ali Yılmaz'ın taburcu işlemleri bittiğine göre, kendisini tekerlekli sandalyeyle çıkarması için bir görevli yönlendirebilir misiniz? Ben dışarıda bekliyor olacağım," dedim.

"Tabii, hemen ilgileniyorum," cevabını alır almaz hastanenin bahçesine doğru adımlarımı hızlandırdım. Arabam tam kapının önünde beni bekliyordu.

Telefonuma gelen mesaj sesiyle ekranı açtım. İlyas'tandı;

İlk kurbanın hayırlı olsun. Mert Tatlı, 45 yaşında bir şirket sahibi. Konumu ve günlük rutini mesajda mevcut.

Normalde adamlarıyla iletişime geçerdi. Kendisiyle pek konuşulmazdı. Ancak bu kez benim isteğim üzerine doğrudan kendisi yazmıştı. Tamam, yazıp telefonu cebime tıktım.

Tam o sırada bir görevli, Ali'yi tekerlekli sandalyeyle getiriyordu. Yanımda durunca Ali bana baktı.

"Gittin sanmıştım," dedi.

Cebimdeki reçeteyi ona verdim. Kısa bir bakış attıktan sonra yeniden bana baktı.

"Seni evine bırakayım," dedim.

Görevliye dönerek kapıyı açtım. Ali'ye yardım edip onu ön koltuğa bindirdi. Kapısını kapattıktan sonra ben de sürücü koltuğuna geçtim.

Telefonumu ona uzattım.

"Evinin konumunu aç."

Telefonu aldı ama konumu açmadan önce bana baktı. Arabayı çalıştırmadan önce ben de ona bakmaya başladım.

"İyileşene kadar sende kalsam olur mu?"