Keşfet

Kayıp Eşya Bürosu

İçimdeki Boşluk

Ertesi sabah aynı sokağa gittin.

Dün sisliydi. Bugün güneş vardı.

Kayıp Eşya Bürosu’nun kapısı aralıktı. İçeriden tarçın kokusu geliyordu.

Kadın tezgahtaydı. Önünde iki fincan çay.

Biri senin için.

"Otur" dedi. "Acelemiz yok."

Bohçanı çıkardın. Dün geceden beri içine tek bir şey koymuştun:

*Cesaret.* Küçücüktü. Nohut tanesi kadar.

Ama elinde tutunca avucun ısındı.

Kadın gülümsedi. "Güzel başlangıç. Bugün neyi geri alacaksın?"

Raflara baktın. Dün görmediğin bir raf vardı.

Üstünde yazıyordu: *"Başkaları İçin Verdiğin Parçalar"*

İçinde bir sürü şey vardı.

"Susuşun", "Evet deyişin", "Gülüp geçişin", "Hakkını yediğin uykun"

Hepsinin üstünde isimler vardı. Değmedi.

"Onları geri istiyor musun?" diye sordu kadın.

Başını salladın. "Hayır. Onlar artık onların olsun.

Ben sadece... kendim için yaşayacağım parçaları istiyorum."

Kadın başını salladı. Memnun oldu.

Sonra arkadan eski bir ayna getirdi. Çatlamıştı.

"Ayna kırık diye kötü değildir" dedi. "Sadece daha çok açı gösterir."

Aynaya baktın. Dünkü yabancı yoktu.

Yerinde yorgun ama gerçek bir sen vardı.

"Bugünkü parçan ne?" dedi kadın.

Derin nefes aldın. "Sınır."

Kadın çekmeceden küçük, demirden bir çit çıkardı. Avuç içi kadardı.

"Bu senin bahçen" dedi. "Kimse izinsiz giremeyecek artık."

Çiti bohçaya koydun. Yanına cesareti.

Ağırlık yapmadı. Hafiflediğini hissettin.

Çıkarken kadın seslendi:

"Biliyor musun? Kayıp Eşya Bürosu bir gün kapanır.

Çünkü bir gün aranacak hiçbir şey kalmaz.

Her şey sahibini bulur."

Dışarı çıktın. Kuş yine oradaydı.

Bu sefer yalnız değildi. Yanında bir kuş daha vardı.

İkisi birlikte uçtular.

Sen de yürüdün.

Bu sefer daha dik.

Çünkü bohçanda sadece eşya yoktu.

Bohçanda artık sen