Keşfet

Pusulasız

İçimdeki Boşluk

Kaybolduğunu en çok geceleri anlıyorsun.

Gün ışığı meşguliyet veriyor insana. Koşturuyorsun, oyalanıyorsun.

Ama gece olunca bütün sesler kapanıyor.

Ve içerideki o yankı başlıyor.

"Ben ne istiyorum?"

"Ben kimdim?"

"Ben nereye gidiyordum?"

Cevap yok. Sadece duvarlara çarpıp geri dönen sorular.

Telefonu eline alıyorsun. Kaydıracak bir şeyler arıyorsun.

Ama mesele dikkat dağınıklığı değil.

Mesele, dikkatini verecek bir "kendin" bulamamak.

Bazen eski fotoğraflara bakıyorsun.

O fotoğraftaki çocuk sana gülüyor.

Sen de ona gülümsüyorsun ama... tanımıyorsun.

Aranızda yıllar değil, başka bir hayat var sanki.

İnsanlar "değişmişsin" diyor.

Evet değişmişsin. Çünkü kaybolurken, yolda bir sürü parçanı düşürmüşsün.

Biraz hevesini, biraz hayalini, biraz da inanma gücünü.

Şimdi cebin hafif. Ama yüreğin ağır.

Ve en garibi ne biliyor musun?

Kaybolmak acıtmıyor artık.

Alışmışsın.

Sanki bu sisli havada yaşamayı öğrenmişsin.

Yön sormuyorsun çünkü zaten bir yere gitmediğini biliyorsun.

Ama dur.

Sis hiçbir zaman sonsuza kadar sürmez.

Bir gün sabah kalkarsın.

Ve o gün fark edersin:

Kaybolduğun yer, aslında yeni bir başlangıcın tam ortasıymış.

Belki bugün değil.

Belki yarın değil.

Ama o pusulasız sandığın günler,

Seni kendine en yakın kıyıya sürüklüyormuş meğer.

O güne kadar ne yapacaksın?

Sadece yürümeye devam et.

Yavaş da olsa.

Çünkü kaybolanlar, eninde sonunda...

En çok kendilerini bulurlar.