Sessizce Ağlamak
Sabah Kayıp Eşya Bürosu’nun önü farklıydı.
Kapının önüne küçük bir saksı bırakılmıştı. İçinde menekşe.
Kadın kapıyı açar açmaz dedi ki:
"Bugün ağır bir gün. Hazır mısın?"
Başını salladın. Bohçanda dün bıraktığın `Cesaret` ve `Sınır` fısıldadı.
"Yanındayız" dediler.
Kadın seni arka odaya götürdü. Orası sessizdi.
Duvarlarda saat yoktu. Pencereden ses girmezdi.
Ortada cam bir kutu vardı. İçinde su damlaları gibi parlayan şeyler.
"Bu ne?" diye sordun.
Kadın fısıldadı: "Sessizce ağlamaların.
Kimseye göstermeden yuttuğun, yastığa akıttığın,
'iyiyim' derken gözünden kayanlar."
Yaklaştın. Her damlanın içinde bir an vardı.
İçini çekip sustuğun an.
"Boşver" dediğin an.
Gece 3’te tavana baktığın an.
Elin titredi. "Bunlar çöp değil mi?"
Kadın sertçe baktı. "Hayır. Bunlar senin kanıtın.
'Dayandım' kanıtın. 'Kırıldım ama dökülmedim' kanıtın."
Kutuyu açtı. Bir damlayı avucuna bıraktı.
Soğuktu. Ama yakmadı.
İçinden bir ses geldi: _Ağlamak zayıflık değil. Temizlik._
"Bugün bunu geri alacaksın" dedi kadın.
"Çünkü ağlamayı unutan insan, gülmeyi de unutur.
Sessizce ağlamak, kendine verdiğin en dürüst sarılmadır."
Damlayı aldın. Bohçaya koydun.
`Cesaret` + `Sınır` + `Sessizce Ağlamak`
Birden göğsünde bir şey gevşedi.
Yıllardır tuttuğun nefesi bıraktın.
Ve ağladın. Ama bu sefer sessizce değil.
Sesi çıkan, temizleyen bir ağlayış.
Kadın yanına oturdu. Elini tuttu.
"Aferin" dedi. "Artık su birikmeyecek içinde.
Aktıkça temizleneceksin."
Çıkarken aynaya baktın.
Gözlerin şiş ama pırıl pırıldı.
Yabancı gitmişti. Yerine insan gelmişti.
Dışarıda yağmur başlamıştı.
Ama bu sefer ıslanmaktan korkmadın.
Çünkü anladın:
Yağmur da, gözyaşı da toprağı bereketlendirir.
Kuşlar yine vardı.Üç tane olmuşlardı şimdi.
Çünkü merak eden insan, kaybolmaz. Sadece yeni yollar arar, dener...