Son Değil Başlangıç
O sabah farklı uyandın.
Nedenini bilmiyordun. Alarm da çalmamıştı.
Sadece içeride, uzun zamandır suskun duran bir oda, penceresini açmıştın.
Kahve yaptın. Köpüğü taştı. Sinirlenmedin.
Güldün. "Uzun zamandır ilk kez bir şeye sinirlenmedim" dedin kendi kendine.
Sokağa çıktın. Aynı sokak.
Ama tabelalar değişmişti. Ya da sen okumayı öğrenmiştin.
Bir bankta oturan yaşlı adam vardı. Sana baktı.
"Kaybolanlar buradan geçer" dedi.
"Biliyorum" dedin. "Ben de onlardanım."
Adam gülümsedi. "O zaman doğru yerdesin. Kayıp eşya bürosu ileride."
İlerledin. Kayıp Eşya Bürosu diye bir yer yoktu haritalarda.
Küçük, tozlu bir dükkandı. Camında yazıyordu:
*"Burada insanlar değil, parçaları bulunur."*
İçeri girdin. Raflar doluydu.
Bir rafta senin oniki yaşındaki hevesin. Tozlanmış ama sağlam.
Bir rafta "hayır demeyi" unuttuğun gün.
Bir rafta, geceleri uyumadan önce kurduğun hayaller.
Tezgahtaki kadın sana baktı. "Ne arıyordun?"
"Ben" dedin. "Kendimi arıyorum."
Kadın başını salladı. Arkalara gitti.
Eski, bez bir bohçayla döndü. İçini açtı.
İçinde kırık dökük parçalar vardı. Ama hepsi sendi.
"Kırık diye üzülme" dedi. "Bütün olmak için önce dağılmak lazım.
Şimdi seç. Hangisini geri istiyorsun?"
Sen hepsini istedin.
Kadın güldü. "Zaten hepsi senin. Ama bu sefer aceleye gerek yok.
Parça parça topla. Bugün bir tane. Yarın bir tane."
Bohçayı aldın. Ağır değildi.
Çünkü artık taşımak zorunda değildin. Sadece yürümek zorundaydın.
Dışarı çıktığında sis dağılmıştı.
Gökyüzünde tek bir kuş vardı. Ve o kuş, nereye gittiğini biliyordu.
Sen de artık biliyordun.
Nereye mi?
Hiçbir yere. Kendine.
Yürümeye devam ettin.
Bu sefer pusulasız değil.
Çünkü pusula artık göğsünde atıyordu.
Senin sıradaki parçan ne olsun isterdin?