Keşfet

Bir Söz Bin Yankı

İçimdeki Yabancı

İnsan Bazen Sözlerden Yaralanır

Bazı sabahlar insan gözlerini uykuya değil, hayata açar.

Ama bazen hayat, gözlerini açtığın ilk anda bile ağır gelir.

O sabah annemin sert sesiyle uyandım. O kadar hastaydım ki konuşacak, kendimi anlatacak, hatta kendimi savunacak hâlim bile yoktu. Bedenim zaten yorgundu; fakat bazı sözler vardır, insanın bedeninden önce ruhunu yorar.

Söylenen her itham içimde başka bir ağırlığa dönüşüyordu.

İnsan hasta olduğunda yalnızca bedeninin dinlenmeye ihtiyacı olmadığını o gün anladım. Zihnin de sessizliğe ihtiyacı vardı. Çünkü insan kendisini sürekli savunmak zorunda bırakıldığında, en masum olduğu yerde bile kendisinden şüphe etmeye başlayabiliyordu.

Ben tartışmak istemedim.

Annemin ağzından daha ağır sözler çıkacağını hissettiğim hâlde sustum. Çünkü bazen susmak, kabul etmek değildir. Bazen susmak, daha fazla kırılmamak için insanın kendisine verdiği son sığınaktır.

Kalktım.

Elimi yüzümü yıkadım. Evde bir kız çocuğuydum; üzerime düşen işleri yaptım. Kahvaltıyı hazırladım, sofrayı kaldırdım. İçimde kopan fırtınayı kimse görmeden gündelik hayatın içine sakladım.

Sonra kursa gittim.

Orası benim için başka bir dünyaydı.

Kur'an öğreniyor, öğrencilere ders veriyordum. Hocamızın bana duyduğu sevgi ve ettiği dualar, insanın bazen ailesinin içinde bulamadığı huzuru başka insanların birkaç cümlesinde bulabileceğini gösteriyordu.

İçeri girer girmez birkaç çocuk koşup bana sarıldı.

Henüz ayaktaydım.

O küçücük kolların etrafımda birleşmesiyle içimde bir şey yumuşadı. Çocukların beni sevmesi, bana güvenmesi, yüzüme gülmesi… Birkaç dakika boyunca sabah duyduğum bütün sözleri unuttum.

Çünkü çocuklar insanın geçmişini sormaz.

Onlar kalbine bakar.

Ben de onları çok seviyordum.

Ders anlattım. Onlarla konuştum. Gülümsedim. Onlar güldü.

Fakat insan bazen gülerken bile içinden ağlayabilir.

Benim içimde de sabahın cümleleri hâlâ dolaşıyordu.

Eve döndüğümde kardeşlerimin sessizliği de üzerime çöktü. Sanki aralarında benim bilmediğim bir şey konuşulmuş, sanki hakkımda bir hüküm verilmiş gibi hissediyordum. Belki gerçekten öyle değildi. Belki yalnızca kırılmış zihnim, sessizliklerin arasına anlamlar yerleştiriyordu.

Psikolojide insanın incindiği zamanlarda yaptığı en tehlikeli şeylerden biri budur:

Bilmediği şeyleri zihninde tamamlamak.

Bir bakış, bir suskunluk, bir fısıltı…

Hepsi zihinde büyür.

Ve insan, gerçeğin ne olduğunu bilmeden kendi içinde bir mahkeme kurar.

Evi toparladık. İşlerimizi yaptık.

Ama içimdeki o cümleler susmadı.

Sonra annem terzi dükkânına gitti. Ben de yanına gittim. Yalnızdık.

Uzun süre konuşmadık.

Annemin sessizliği beni korkutuyordu. Çünkü bazen insan bağırılmasından değil, sevdiği kişinin kendisine karşı soğumasından korkar.

Sonunda annem konuştu:

“Sen ne yapmaya çalışıyorsun?”

“Ne yapmaya çalışıyorum anne?”

“Sen biliyorsun. Bizim başımızı insanlar içinde öne mi eğdireceksin?”

Ne olduğunu anlamıyordum.

Oysa insanın en büyük çaresizliklerinden biri, kendisini savunması gereken suçlamanın ne olduğunu bile bilmemesidir.

“Anne, doğru düzgün anlat. Ne olduysa ben de bileyim.”

Sonra bana, halamın erkekleriyle evin önünde konuştuğumu söyledi.

Sustum.

Çünkü ortada anlatıldığı gibi bir şey yoktu.

Kelimeler boğazıma düğümlendi. Kendimi anlatmak istedim ama hangi cümleden başlamam gerektiğini bilemedim.

Sonunda yalnızca şunu söyleyebildim:

“Anne, kim ne dediyse bana iftira atıyor. Keşke insanların söylediklerine inanmadan önce bana sorsan. ‘Böyle bir şey yaptın mı?’ desen.”

“Vardır bir sebebi, söylüyorlar.”

İşte o cümle, içimde başka bir kapıyı kapattı.

Çünkü insan bazen kendisine yapılan suçlamadan çok, kendisine inanılmamasından yaralanır.

“Anne, sence ben öyle bir şey yapar mıyım?”

Annemin cevabı kısa oldu:

“Senden her şeyi beklerim.”

O an dünya sanki birkaç saniyeliğine sessizleşti.

Gözlerim karardı.

Belki annem o cümleyi öfkeyle söylemişti. Belki gerçekten böyle düşünmüyordu. Belki bir anlık kızgınlık, kelimeleri olduğundan daha keskin hâle getirmişti.

Ama insanın zihni, özellikle de zaten yaralıysa, böyle ayrımlar yapamaz.

Ben bir zamanlar duyduğum bir sözü hatırladım:

İnsan öfkeliyken söylediği sözleri gerçekten düşünür mü?

Bu düşünce zihnimde dönüp durdu.

“Acaba annem gerçekten böyle mi düşünüyor?”

Bir cümle, zihnimde binlerce kez tekrarlandı.

Ve her tekrarında biraz daha büyüdü.

Çünkü bazı sözler söylendiği anda bitmez.

Bazıları insanın içinde yaşamaya devam eder.

Günler geçti.

Ama ben hâlâ o cümledeydim.

Halamla nasıl konuşsam yanlış anlaşılacakmış gibi hissediyordum. Surat assam başka türlü yorumlanacak, konuşsam başka türlü anlaşılacak sanıyordum. Bir süre sonra insan kendisini açıklamaktan yoruluyor.

Ben de sustum.

Başka odaya geçtim.

Çünkü bazen insanın elinde kendisini korumak için yalnızca sessizlik kalıyor.

Fakat annemin diğer insanlardan duyduğu sözleri hemen doğru kabul etmesi, “Senden her şeyi beklerim.” demesi, içimde sürekli aynı soruyu uyandırıyordu:

“Beni gerçekten böyle mi görüyorsun?”

Belki benim asıl yaralandığım yer burasıydı.

Hakkımdaki bir söylenti değil…

Annemin gözündeki benliğimdi.

İnsan, kendisini sevdiği kişinin gözünde kaybettiğini düşündüğünde, dışarıdan aldığı hiçbir teselli yeterli gelmeyebilir.

O gün dükkânda dayanamayarak şöyle dedim:

“Eğer ben öyle bir şey yaptıysam, bu saatte mezarım çıksın bu evden.”

Annemin verdiği cevap ise içimdeki bütün ışığı söndürür gibi oldu:

“İnşallah.”

Ardından ölümle ilgili ağır sözler söyledi.

Ben dükkândan çıktım.

Eve geldim.

Ve ağladım.

Ama gözümden yaş gelmedi.

İnsan bazen gözyaşı dökmeden de ağlar.

Bazen ağlamak, göğsünün içinde bir şeylerin sessizce parçalanmasıdır.

O gün kendime şu soruyu sordum:

Bir insan, kendisini seven birinin ağzından çıkan tek bir cümleyle neden bu kadar yıkılır?

Belki cevabı şudur:

Çünkü bazı insanların sözleri bizim için yalnızca söz değildir.

Onların sözleri, kendimiz hakkındaki düşüncelerimizin aynası hâline gelir.

Ve ayna çatladığında insan yalnızca görüntüsünü değil, kendisini de sorgulamaya başlar.

Ben o gün suçlanmaktan çok, anlaşılmamaya kırıldım.

İftiradan çok, bana sorulmadan inanılan sözlere kırıldım.

Ve en çok da “Senden her şeyi beklerim.” cümlesine…

Çünkü insan bazen sevdiği kişinin kendisinden ne beklediğini değil, kendisini kim olarak gördüğünü bilmek ister.

Ben hâlâ o sorunun cevabını arıyorum.

Belki annem gerçekten beni öyle görmüyordu.

Belki o söz yalnızca öfkenin içinden çıkmıştı.

Ama zihnimde açılan yara, bunun cevabını henüz bilmiyor.

Çünkü bazı yaralar, söylenen sözün doğruluğundan değil, o sözü söyleyen kişinin bizim için ne kadar önemli olduğundan derinleşir.

Ve belki büyümek biraz da şunu öğrenmektir:

Her duyduğumuz söz, bizim kim olduğumuzu belirlemez.

Birinin öfkesi, bizim karakterimizin tanımı değildir.

Bir söylenti, gerçeğin kendisi değildir.

Ve insanın değeri, başkalarının onun hakkında söylediği cümlelerin toplamından ibaret değildir.

Ben o gün bunu bilmiyordum.

Sadece içimde sessizce ağlıyordum.

Ama bugün biliyorum:

Bazı insanlar bizi yanlış anlayabilir.

Bazı insanlar bize inanmayabilir.

Hatta en çok sevdiklerimiz bile bir anlığına bizi incitebilir.

Fakat onların kurduğu cümlelerin içinde kaybolmamak gerekir.

Çünkü insan, başkalarının ağzından çıkan sözlerden daha büyüktür.

Ve bazen iyileşmek, başkasının “Sen kimsin?” sorusuna cevap vermekle değil,

kendi kendine “Ben kimim?” diye sorup cevabını yeniden hatırlamakla başlar.

Yorumlar

  • Merve T...:): teşekkür ederim ☺️ beğenmenize sevindim:)
  • Aslı Zorlu: Her duyduğum sözü merakla düşünüyorum içim hırpalanıyor
  • Kırık Cümleler: @m3rve03 yanlız kalman gerekiyor
  • Merve T...:): Maalesef benimde zihnimde yankılanıyor... Ve asla unutamıyorum ama kin beslemekten değil, her defasında ve durmadan sevdiğim insanlar tarafından kırılmamdan...
  • Kırık Cümleler: Annenin söyledikleri hala zihnimde yankılanıyor unutamıyorum