Bölüm 8
Acil servisin önündeki bekleyiş uzadıkça zihnimdeki sorular da çoğalıyordu. Levent Karaca’nın üç yıl önceki dosyasını görmeden onun hakkında bir hükme varamazdım; fakat Bekir Aksoy’la arasında bir bağlantı bulunması ihtimali artık göz ardı edilemeyecek kadar güçlüydü. İki adamın da geçmişinde kadınlara yönelik ciddi suçlamalar vardı ve ikisi de aynı damgayla işaretlenmişti. Biri hayatını kaybetmiş, diğeri ölümle mücadele ediyordu. Bunu yapan kişi rastgele insanları seçmiyor olabilirdi. Belki de kendisine göre bir liste hazırlamış, geçmişte suç işlediğine inandığı insanları sırayla hedef alıyordu. Ancak bu düşünceyi doğrulayacak hiçbir kanıtımız yoktu ve bir varsayımın peşinden giderek asıl delilleri gözden kaçırmaya niyetim yoktu.
Telefonum titrediğinde düşüncelerimden sıyrıldım. Arayan Murat’tı.
“Eda Hanım, olay yerinden yeni bilgi geldi. Levent’in bulunduğu noktanın yaklaşık iki yüz metre ilerisinde terk edilmiş bir araç tespit edilmiş. Plakası başka bir araca ait görünüyor. Araç üzerinde inceleme yapılıyor.”
“Çalıntı olabilir mi?”
“Henüz bilmiyoruz. Şasi numarası üzerinden araştırma başlatıldı. Bir de yakınlardaki bir iş yerinin kamerası, olaydan yaklaşık kırk dakika önce bölgeden geçen koyu renkli bir aracı kaydetmiş. Görüntü net değil ama Bekir’in bulunduğu bölgede tespit edilen araçlardan biriyle benzerlik gösteriyor.”
Sırtımı duvara yasladım. “Görüntüleri karşılaştırın. Benzerlik kesinleşmeden aynı araç olduğunu söylemeyin. Araçların geçtiği güzergâhtaki bütün kameraları da toplayın.”
“Emredersiniz.”
Telefonu kapattığım sırada Sarp acil servis kapısından yeniden çıktı. Bu kez yüzündeki ifade biraz daha sakindi ama yorgunluğu artmıştı. Elindeki dosyayı göğsüne bastırarak yanıma geldi.
“Şimdilik müdahaleye yanıt veriyor,” dedi. “Ama durumu hâlâ kritik. Önümüzdeki saatler önemli olacak.”
İçimdeki gerginlik bir parça gevşedi. Levent’in hayatta kalması, yalnızca bir insanın yaşamını kurtarmak anlamına gelmiyordu; aynı zamanda bu olayın aydınlatılmasına yardımcı olabilecek tek doğrudan kaynağımız olabilirdi. Yine de bir insanın hayatta kalmasını yalnızca verebileceği ifadeyle ilişkilendirmek istemedim. O, hakkında ne iddia edilmiş olursa olsun, şu anda tedaviye ihtiyaç duyan bir hastaydı.
“Konuşabilecek duruma geldiğinde bana haber ver,” dedim. “Ama ifade için uygun olup olmadığına sen karar vereceksin. Sağlığı her şeyden önce gelir.”
Sarp başını hafifçe eğdi. “Bunu biliyorum. Onu kurtarmak için uğraşıyoruz, merak etme.”
Son cümlesindeki yumuşaklık, koridordaki soğuk havaya rağmen içimde tuhaf bir sıcaklık bıraktı. Bir şey söylemek üzereydim ama vazgeçtim. Onunla aramızdaki yakınlık, en karmaşık anlarda bile kendisini belli ediyordu. Fakat bu gece birbirimize ayırabileceğimiz zaman yoktu.
“Sen de biraz dinlenmelisin,” dedim. “Saatlerdir ayaktasın.”
Sarp dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümsemeyle bana baktı. “Bunu söyleyen kişi, dün gece hastane koridorunda sabahlayan ve bugün de doğru düzgün yemek yememiş olan savcı mı?”
İstemeden gülümsedim. “Konuyu değiştirme.”
“Değiştirmiyorum. Yalnızca tavsiyelerinin ne kadar uygulanabilir olduğunu sorguluyorum.”
“Benim işim insanlara ne yapmaları gerektiğini söylemek.”
“Benimki de bazen o tavsiyelerin neden işe yaramadığını görmek.”
Başımı iki yana salladım. “Seninle tartışacak vaktim yok, doktor bey.”
Bu kez gerçekten güldü; kısa, yorgun ama içten bir gülüştü. Ardından yüzündeki ifade yeniden ciddileşti ve elindeki dosyaya baktı.
“Birazdan hastanın son durumunu kontrol edeceğim. Bir gelişme olursa seni bilgilendiririm.”
Onu izlerken, insanın bazen en ağır günlerde bile kendisini hayata bağlayan küçücük anlara tutunduğunu düşündüm. Ardından bakışlarımı kaçırıp çantamı omzuma yerleştirdim. Önümüzde çözülmesi gereken iki olay, incelenmesi gereken sayısız belge ve kimliğini henüz bilmediğimiz bir fail vardı. Dikkatimi dağıtma lüksüm yoktu.
Gece yarısına yaklaşırken adliyeye dönmek zorunda kaldım. Levent’in tedavisi devam ediyordu ve hastanede daha fazla beklemek, araştırmanın ilerlemesine katkı sağlamayacaktı. Büroya girdiğimde masamın üzerinde yeni dosyalar, tutanaklar ve Murat’ın bıraktığı bir zarf beni bekliyordu. Zarfın içinde, Levent Karaca’nın üç yıl önceki soruşturmasına ait ilk belgelerin kopyaları vardı.
Sandalyeme oturup dosyayı açtım. Şikâyette bulunan kadın, ifadesinde Levent’i tanıdığını ve bir süre önce onunla görüşmeyi bıraktığını belirtmişti. Kadının anlatımına göre Levent, bu kararını kabul etmemiş ve kendisini rahatsız etmeyi sürdürmüştü. Dosyada olayla ilgili beyanlar, bazı yazışmalar ve o dönemde alınmış ifadeler bulunuyordu. Her sayfayı dikkatle okudum; iddiaların ciddiyeti açıktı ama soruşturmanın nasıl sonuçlandığını anlamak için dosyanın devamına ihtiyacım vardı.
Tam o sırada telefonum çaldı. Murat’ın sesini duyar duymaz doğruldum.
“Eda Hanım, Levent’in eski dosyasının devamını bulduk. Sabah ilk iş size ulaştıracağım. Ayrıca Bekir Aksoy’la ortak bir bağlantıları olabileceğini gösteren bir bilgiye rastladık.”
Kalemi elimde sıktığımı fark ettim. “Ne bağlantısı?”
“İki adamın da adının geçtiği eski bir şikâyet kaydı var. Kayıt çok ayrıntılı değil. Aynı olayla mı ilgili oldukları, yoksa yalnızca aynı soruşturma kapsamında mı isimlerinin geçtiği henüz belli değil. Arşivdeki belgeleri istedik.”
“Bu bilgiyi doğrulamadan kimseyle paylaşmayın. Kaydın tamamını bulun. İki adamın geçmişte yollarının kesiştiğini kanıtlayabilirsek, o zaman bunun bugünkü olaylarla ilgisini araştırabiliriz.”
“Anlaşıldı.”
Telefon kapandıktan sonra masamdaki iki fotoğrafı yan yana koydum. Bekir Aksoy ve Levent Karaca. İki ayrı hayat, iki ayrı dosya ve ikisinin de sırtında aynı işaret. Bu damganın bir mesaj olduğu açıktı. Fakat mesajı kimin gönderdiğini, neden bu iki adamın seçildiğini ve olayların arkasında tek bir kişinin mi yoksa bir grubun mu bulunduğunu bilmiyorduk.
Zarfın içinden çıkan notu yeniden okudum. Adaletin mahkeme salonlarında verilmediğini, insanların kendi elleriyle alınacağını söylüyordu. Bu cümle, yalnızca bir tehdit değil, failin kendisini nasıl gördüğüne dair de bir ipucuydu. Kendisine bir amaç belirlemişti ve bu amacın önünde hiçbir sınır tanımayabileceğini düşünüyordu.
Fakat bir şey dikkatimi çekiyordu: Her iki olayda da geçmişte kadınlara karşı işlenmiş suçlar gündeme gelmişti. Eğer fail gerçekten bu kişileri geçmişleri nedeniyle seçiyorsa, sırada başka bir isim daha bulunabilirdi. Bu ihtimal, masamdaki belgelerden çok daha ağırdı.
Dosyanın üzerine eğilip boş bir kâğıda üç başlık yazdım: Mağdurların geçmişi, ortak bağlantılar, olay yerindeki izler. Her iki dosyadan doğrulanmış bilgileri bu başlıkların altına yerleştirmeye başladım. Bir örüntü bulmak istiyorsam önce benzer görünen ayrıntılarla gerçekten bağlantılı olanları birbirinden ayırmalıydım.
Saat ilerledikçe büro sessizleşti. Dışarıda yağmur başlamıştı; damlalar pencereye vuruyor, sokak lambalarının ışığı ıslak zeminde dağılıyordu. Kalemimi bırakarak bir süre dışarı baktım. Yağmur, gecenin içindeki her şeyi birbirine karıştırıyor gibiydi. İzleri silebilir, görüntüleri bulanıklaştırabilir, birinin nereden gelip nereye gittiğini belirsiz hâle getirebilirdi.
Ama hiçbir şey sonsuza kadar iz bırakmadan kaybolmazdı.
Telefonumu elime alıp Sarp’ın mesajını gördüm.
Levent’in durumu şimdilik stabil. Henüz bilinci açılmadı. Bir gelişme olursa haber vereceğim.
Mesajı okuduktan sonra kısa bir cevap yazdım.
Teşekkür ederim. Sen de dinlenmeye çalış.
Gönderdikten sonra ekranı kapattım. Birkaç saniye sonra yeni bir bildirim geldi. Bu kez Murat’tandı.
Eda Hanım, eski dosyadaki ortak kaydın tarihini bulduk. Bekir Aksoy ile Levent Karaca’nın isimleri aynı gün kayda geçmiş. Yarın belgelerin tamamını inceleyebileceğiz.
Mesajı tekrar okudum. Aynı gün. Bu, tek başına hiçbir şeyi kanıtlamıyordu ama artık elimizde araştırmaya değer somut bir kesişim vardı.
Kâğıda yeni bir not ekledim ve altını çizdim: Bekir ile Levent’in bağlantısı.
Ardından dosyayı kapatıp masamın üzerinde bıraktım. O gece bir sonuca ulaşamayacağı
Yorumlar
- Asena Kurt: Bütün detayları toplayın diyorum ama nasıl birleştireceksiniz ki?
- Eda Zorlu: ve her şey otogarda bitiyor gibi ama karanlık var
- Barış Oruç: Sadece bir bulmaca değil gizem gerçekten karmaşıklaşıyor
- ALİ BİLGİN: telefonlar yine sinir bozucu bir zamanlamayla çalıyor
- aleyna: Bunlar nerede kesişiyor herkesin göremediği sıkıntılar var
- Pınar Eryılmaz: nazdmrl3404 aradan geçen zamanla neler değişecek merak ediyorum
- Enes Tok: bir kahin gibi çizgi çizip geçmişi aydınlatacak mısın?