Keşfet

Işık

İki Dünya Külleri

Kendimi hemen toparladım, yine şu sorunlar vardır; kapıdan çıksam ses duyulur, camdan çıkacağım. Koridorun en son camı, ışık görmez ve en kör noktası. Camı açtım ve atladım, yere düştüğüm için bacağım acımıştı ama şu an onu önemsiyecek halim yok. Hemen atımın olduğu yere, ahıra gittim. Atımın yanına vardığımda beni görünce etrafında dönmeye başladı, heyecanlanmıştı. Bende onu görünce sevinmiştim çünkü ne ben onu görüyordum, nede o beni uzun zamandır görmüyorduk. Onun önüne kadar geldim

"Şşştt, sessiz," dedim. Elimi kaldırdım ve başının üstüne koydum. Bir kaç saniye etraf sakindi ama acele atmamız gerekiyordu. "Hadi gel gidiyoruz." Dediğinde kapısını açtım ve yanımdan hemen geçti ve eğildi, binmeme yardım etti. Bindiğinde ayağa kalktı, ona sesimi kısıp "Şimdi, sessiz olmalıyız tamam mı?" Dediğim saniye hemen hareket etti. Koşuyordu.

Özgürce.

Krallığın sonuna doğru koştu. Sanki zihnimi okuyormuş gibi krallıktan çıktık, bir ormanın içine götürdü. Ormanın içinine girince yavaşlamak zorunda kaldı, ormandaki ağaçlar çok dip dibe olduğu için sadece yürümüştü. Orman sisin içindeydi, sanki bulutu içindeymiş gibi bir his. İnsan bazen umut arar karanlığın içinde işte benim atımda karanlığın ortasında ışıktı, isminin anlamı veriyor. Uzun bir süre hızlı adımlarla ve usulca ilerledi. Karşımıza bir nehir çıkmıştı, ucu bucağı görünmüyor. Belki sis olduğu için görünmüyordur?

Atıma doğru biraz eğildim

" Artık ineyim, sende dinlenirsin," dedim oda durdu. Eğer ona dizginleri ve eğeri taksaydım onun özgürlüğünü kısıtlıyacaktım, bana yapılmasını istemediğim şeyin bir baskasınada yapılmasına izin vermezdim. Aşağı atladım, etrafa bakmaya başladım, aniden içime ürperme gelmişti etrafa korkunç derecede sessizdi. Nehirin dibine kadar girdim, eğildim. Suya hafifçe dokundum su buzdan farksızdı, uzun zamandır su içmediğim için boğazım kurumuştu. Elimi birleştirdim ve suya daldırdım, hafif bir üşüsemde suyu içmiştim. Bu suyun tadı normal sulara benzemiyor, çok daha güzel. Bir avuç daha içtim.

Ayağa kalkmak için hareketlendim, tamamiyle doğruldum da elimi üstüme sürdüm çünkü elim ıslak olmasından nefret ederim. Başımın sağ tarafında bir soğukluk hissettim, bir anda irkildim. Arkamda ne vardı veya kim di? yavaşça arkama döndüm. Bu bir insandı, genç bir erkekti. Siyah bir tişört siyah bir pantolon ve siyah bir ayak gibi vardı kısaca ten renginden başka, her şeyi siyahtı. Sanki bir gölge gibiydi, geldiğini ve sesini duymamıştım. Bir sürü sessiz kalmıştık, sesi emir vericiydi ve elinde başımın sağ tarafını tuttuğu silah vardı.

"Sen kimsin?" Dediğinde olduğu yerde duruyordu ama ben birkaç adım geriye doğru gitmeye çalıştım. En son attığım adım boşluğa denk gelmişti. Suyun içine düşecektim, tam düşerken elinden tuttum ve düşmemi engelledi. Kendini doğru çekti, sert gözüküyordu ama güçlüyüde, acaba bir savaşçı mıydı? Bana baktı çekilmedi, aramızda neredeyse mesafe yoktu o benden uzun olduğu için yukarıya doğru bakmak zorunda kaldım. Ben bir adım atarak aramızdaki mesafeyi açtım. Gözlerini gözlerime kilitledi ve bana yine aynı soruyu sordu

"Sen kimsin ve ne işin var, bu saate ve bu yerde?" Sesimi çıkartmamayı tercih ederim. Ben soru sormuştum

"Sen kimsin, muhafız filan mısın?" Sert konuşmuştu

"Asıl benim soruma cevap ver!" Dediğinde bir anda irkildim ama belli ettirmeye çalıştım, hayatımda asla korktuğum için kekelemedim ama şimdi farklıydı

"B-ben ki-kimseyim," kaslarımı çattım "benim kim olduğumu ne yapacaksın ki zaten bilmemen tuhaf beni herkes bilir, niye sorguya çekiyorsun,"

"Peki ama burada olmamam lazım,"

"Neden? Burası bir kimsenin mi yoksa?"

"Burası kimsenin değil ama bu suyunda herkes içemez." Neden böyle söylemişti ki kimler içebilirdin? Bir anda nehir dalgalanmaya başladı, kulağımda bir uğultu duydum ama bu uğultu at seslerine döndü, birisi vardı burada.

- Devam edecek-

Yorumlar

  • Hocaaan trabzonlu: hemen bir şey yapmalısın!
  • ALİ BİLGİN: O gölgeyi gerçekten doğru hissettin mi?
  • Duygu Aktaş: Bunu yaşarken içimde heyecan var atıma ne kadar seviniyorsun gerçekten?