Keşfet

Yalnız Hayat

İki Dünya Külleri

Hala sözleri zihnimdeydi, canımı yakıyordu. Çünkü bir yabancı değil, sığınacağım tek liman sandığım adamdan geliyordu bu darbe.

"Kuzey krallığının Veliaht olan Korkut Demirkıran ile bir birlikleri kuracaksın ve iki Krallık birleşecek," bir sürü etraf sessizleşti sanki insanlar buna üzülüyormuş gibi, sanki istemiyorlar ama ses de çıkartamıyorlar. Derin bir nefes aldı ve devam etti "Kendine hazırla ve bu birliktelik üç gün içinde olacak." Dediğinde ilk de ses çıkartamadım çünkü nefes almayı unutmuştum nefes alamadım, artık neden şaşırıyorum ki sürekli öne atılan kişi ben oluyorum, Neslihan Koral. O an derin bir nefes aldım ve başımı dikleştirdim, sanki karşımdaki kralın değilmiş gibi konuştum:

"Hayır, olmayacak bu birliktelik!" öfkemi gizlemeye çalışarak. "Ve buna siz karışamazsınız," oturduğu tahtadan kalktın ve öne doğru adım attı, tam karşımda durdu. Karşısında öz kızı değil de yabancı varmış gibi:

"Sen kralının üstüne söz mü? söylüyorsun"

"Evet, söylüyorum," dediğimde sanki biraz pişman olmuştum, etrafa bakarak konuştum. Ama bu sözleri banaydı.

"Bu benim kararım ve bundan sonra," bana bakarak sözüne devam etti "kralın üstüne söz söyleyen olursa onun sonu çok kötü olacak." Cellattı göstererek dedi bu sözlerini. Arkasına dönüp tahtına geri döndü.

Etrafıma baktığında daha önce görmediğim muhafızlar ama aralarında tek tanıdık yüz, abim. Ona doğru döndüm bana bakmasını istiyordun, ilk ben bu taht odasına geldiğimde o kadar dik duruyordu ki sanki muhafızlar onun yanında küçük çocuk gibiydi. Bu odada sanki birisin kötü söz söylerse-kardeşime kötü söz eden olursa onu bunu pişman ederim- bakardı, diyen kişi artık yerinde yok gibi yüzünü yere eğmiş sanki bana bakarsa üzüldüğü ortaya çıkacaktı. O çimen gibi gözlerin o taştan yere bakıyordu, anladım ki artık

Kuzey demek,

Teslim demekti

Eğer buradaki herkes teslim olduysa ve en yakınım bile, o zaman Ben Kimim?

Ben babama daha bakmadım ve kapıya doğru yürüdüm kapıları muhafızlar açtılar. Kapıdan dışarı baktığımda gözyaşlarımı engel alamıyordum ağlamak istemiyordum ama şelale gibi akıyordu, nefes almak zor oluyor artık. Elimle gözyaşlarımı sildim, karşımdaydı odam ilk defa gözü yaşlı girmedim ama bu kez daha kötüydü, hayatım değişiyordu. Ben öyle kalamazdım ama ne yapacaktım? Kapıyı açtım hemen geri kapattım saniye yatağın üstüne oturdum ve dizimi kırıp kendime yasladım, dakikalarca ağladım hıçkırarak. Sessizliğin bir anda bozulmuştur kapı çalmasıyla, birisi birkaç kez tıklattı ama ses vermemiştim başımı kaldırdım, göz yaşı akmıyordu ama gözyaşlarımı hissedebiliyordum, sesin geldiği yöne baktım tekrardan tıklattı ve kapı açıldı, gelen sarayın çalışanlarından ama benim sırdaşım ve tek arkadaşım olan Aişe'ydi. Kapıdan içeri girdiği gibi gözleri beni buldu ve yavaş adımlarla yanıma kadar geldi, elinde peçete bana uzattı

"Neslihan hatun neyiniz var, belki söylerseniz bir çare bulmaya çabalarım," elindeki peçeteyi aldım ve bu kez gözyaşlarımı peçeteyle sildim. Konuşmadım ama konuşmak için kırdığım dizlerimi taş zemine bıraktım ve ayaklarım yere değiyordu, derin bir nefes aldım ve burnumu çektim başladım konuşmaya

" Hayatım boyunca istemediğim bir şey üç gün içinde gerçekleşecek ve ben elim kolum bağlı oturuyorum, hiçbir şey yapamıyorum"dediğimde kendimi zor tuttum ağlamamak için. Gözlerim yere bakıyordu. Yanıma oturdu yavaşça ve elini iyileştirdi dizlerinin üstünde

"Bunları söyleyen babanız olduğu için bir şey diyemem bunu bir fikir düşünebilirim, daha iyi düşünürsünüz, sadece akıllı düşünmeniz gerek." Hafifçe gülümsedim ama bu gülümseme neşeli değildi.

" Ama ben şu an akıllı düşünemem ki," dedim ama Aişe hiçbir şey söylemedi. Ben ayağa kalktım ve camın oraya doğru gittim, o da benimle birlikte ayağa kalktı. Ben camdan dışarı baktığımda bir şekilde şey söyledi

"Aklınıza ilk geleni yapın Neslihan hatun siz en iyisini bilirsiniz," dedi ve arkasına bakmadan çekip gitti. Yine tek başıma kalmıştım, şuan sadece birinin bana çözüm yolunu önermesine ihtiyacım var ama tek demişler. Hayatta yalnız doğarsın ama yalnız hayat olur mu? Sadece aradan birkaç saniye geçmişten ve kapı tekrardan çaldı bu kez kapının arkasından seslendi

"Neslihan müsait misin, benim Tuğrul" Ben hiçbiri ses vermedim ama abimi biliyorsan ses vermeden gitmeyecekti, sesini toparlamaya çalıştım ama biraz zor oldu.

" Gel abi," sesim hâlâ titriyordu. Yüzümün yarısı camın tarafından diğer yarısı ise odaya doğru, kolumu göğsümde birleştirdim. Kapıdan içeri girdiğinde arkadan kapıyı kapattı. Beni öyle görünce karşıma kadar geldi ama o camın önünde değil, camın hemen yanında, duvarın orada durmuştu. O bana bakarken ben hâlâ dışarıya bakıyordum, birkaç tane öylece durduk. Sonra o titreyen sesi ile

"Seni koruyamadım o adamdan, sesimi çıkartamadım, karar büyük yerden geldi," dediğinde ona bakmadım, şu an bakmıyordum çünkü bakarsam ağlarım ve o devam etti " Bizim kaderimiz bu Neslihan. Eğer kralın çocuğuysan her acı katlanman gerek,"bir süre durdu ve teslim olmuş gibi "Neslihan yapma böyle, bir ses ver veya bilemedin sinirini ve öfkeni çıkart ama böyle susma, öfkeni içine gömme, bana bak," demişti son sözleri sanki mırıldanarak söyledi. Dediği her sözümden canı yanıyordu aynı benim gibi. Yavaşça ona döndüm ve artık ağlamak istiyordum bu dünyada tek güvenebileceğin kişi tam karşım da onun dediği lafı tekrarladım

"Bizim kaderimiz, bizim kaderimiz öyle mi?" Dedim ama daha sonradan " onların yaşadığı kaderleri bizim de yaşamamızı istiyorlar. Ama.. ama bu hiç adil değil,"

"Ne adin ki şu hayatta. Biz çocukken çocukluğumuzu yaşanmadan olgun davranmamızı istediler." Dedi, gözlerinin içine bakınca ne kadar yorulduğunu farkına varıyorum. Sadece o çekmemişti bu acıları, o eğitim içindeyken ben en ise sürekli - asil bir hanımefendi nasıl olunur- ders işliyordum, üvey anne öğretmenimdi. Abim sesini kısık ve durgunlaştı " fakirler, fakirliğini yaşar ama mutlulardır, ya zenginler. Malın mal katarlar ama bir türlü mutluluğa ulaşamazlar." Dediğinde arkasını döndü ve kapıya doğru yöneldi- abi gitme- demeyi o kadar çok istiyorum ki, ona sarılıp ağlamayı ama olmuyor. Kapıyı açıp odadan çıktı, yine yalnız kalmıştım dört duvar arasına. Ağlamanın etkisiyle uykum gelmişti yavaş adımlarla yatağın yanına geldim. Üstümdeki elbiseyi çıkardım ayakkabılarımı ise yatağın yanına koydum. Kısın ortasında olduğumuz için yatağın üstündeki battaniyeyi kaldırdım ve yatağın için yaptım o battaniyede üstünü örttüm. Aradan birkaç dakika geçmişti gözlerim kapanıyordu ama aklımdaki sorular yüzünden uyuyamıyordum. Ne yapacaktım? Bilmiyordum. Artık dayanamadım gözlerimi kapattım.

Yorumlar

  • Recep Karaca: Kimse bu dünyada yalnız yaşayamaz ama sen dayanmalısın yine de
  • Filiz Çetin: İnsanların acılarına kayıtsız kalanları ne kadar yol alabilir ki?
  • Aylin Alkan: Sonunda kapıyı açmayı başarmalıydın ama evet kalbinde taşla da yolumuştun
  • Yusuf Vural: neslihan kendi ruhunu bir yabancıya emanet etmemeli bunu anlayamıyorum
  • Belgin Peker: Hani gitmek istemediğimi anlamayacak mısın?
  • Ferhat Durmuş: neslihan yiğit olmalısın daha fazla deyip veyahut yapmayı denemelisin
  • Büşra Baran: Öfke bir yerde patlar
  • Ece Oral: Keşke içindeki öfkeyi biraz bekletip düşünebilseydin
  • Gülay: korkut her şey tam veya doğru değil dik durmaya devam et
  • Beren Pak: Buna sence de karar vermek zor unda böyle mi?
  • Işıl Yağcı: Kimse senin yerini bilemez
  • aleyna dede: Sen sabırlı olmak zorundasın geleceğin iki adımda içeride çıkacak