Keşfet

Farklı Yaşamların İkizleri

İki Zaman Arasında: Kaderin Oyunu

Elif Yılmaz

1600

Bu saatten sonra

Ağlasan ne fayda,

Ölsen ne fayda.

Olan olduktan sonra,

Yeniden yaşamayı öğrenemedikten sonra.

Dadı kalfanın söylediklerinden sonra orada daha fazla duramadım. Hızlı adımlarla odama geçip üzerimdeki ağır elbiselerden çabucak kurtuldum ve kendimi yatağa bıraktım. Zihnimdeki düşünceler o kadar yoğundu ki, akşam yemeği için bile aşağı inmeye elim de varmadı, gönlüm de...

Gece boyunca neredeyse herkes tek tek kapımı çalıp neden aşağıya inmediğimi sordu. Hepsine verdiğim yanıt aynıydı: "Kendimi iyi hissetmiyorum."

Oysa bu, sığındığım koca bir yalandan ibaretti. Ancak paşa babamın endişelenip "Derhal bir hekim çağıralım!" demesi üzerine işin ciddiyetini anlayıp zar zor da olsa onu ikna ettim. Sırf babamın ısrarlarını savuşturabilmek için, dadı kalfanın odama getirdiği yemekten isteksizce bir iki lokma aldım.

Şimdi ise çoktan gün doğmuştu. Konağın koridorlarında her sabahki o koşturmaca başlamıştı ama benim yataktan kalkmaya bile takatim yoktu.

Dadı kalfanın söyledikleri, bir uğultu gibi zihnimde dönüp duruyordu. Yasemin, Eren ve Ozan'ın yan yana durduğu o portre... Lale anne'nin zamanında anlam veremediğim, üstü kapalı imaları... Hepsi ama hepsi şimdi birer birer oturuyor, acı bir anlam kazanıyordu. Zihnimdeki soru işaretleri tek bir hakikatte birleşiyordu: Yoksa sıradan bir aşçı ve bir koruma, bir paşa kızıyla nasıl bu kadar yakın olabilirdi ki?

Şüphelerimi pekiştiren bir başka husus daha vardı ki, o da mektuplardı...

O mektuplardaki Z.T. imzasını taşıyan o yabancıya ait yazılar, vardığım bu ürkütücü kanaati büsbütün doğruluyordu.

Parçalar birleştikçe tablo netleşiyor, örtbas edilmeye çalışılan sır kendini ele veriyordu.

Yasemin... İkisiyle de birlikteydi. Ozan da Eren de bu durumu biliyor, muhtemelen üçü birden bu çirkin birlikteliği sessizce kabullenip onaylıyordu.

Peki ama nasıl? Mideleri bu yalanı, bu ahlaksızlığı nasıl kaldırıyordu? Kalpleri bu yükle nasıl çarpıyor, hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya nasıl devam edebiliyorlardı? Zihnimdeki taşlar yerine oturdukça ruhumu kaplayan şey bu kez korku olmadı. Hayatımda ilk defa, içinde bulunduğum bu ürkütücü tablodan korkmuyor; aksine, iliklerime kadar tiksiniyordum.

Yataktan hızla fırlayıp dolabın kapağını hırsla açtım. İlk defa o süslü giysileri giymek bile içimden gelmiyordu. Artık sadece içinde bulunduğum bu durumdan değil, onlardan da etimle kemiğimle nefret ediyor, katıksız bir iğtişaş ve tiksinti duyuyordum.

Canımı en çok yakan, beni içten içe kemirip mahveden şey ise onlara benzediğimiz gerçeğiydi. Yok, benzemek sözü yetersiz kalırdı; biz onlarla ikiz gibiydik. Sadece farklı hayatlara hapsedilmiş ikizler...

Dolabın kapağını kapatmadan elime ilk geçen elbiseyi hızla üzerime geçirdim. Kısa balon kolları, göğüs dekoltesini kavrayan siyah kalp kesim korsesi ve belimden aşağı süzülen yeşil eteğiyle her zamanki elbiselerimden biriydi işte... Fakat bu defa kumaşın tenime teması bile ruhumdaki o iğtişaşı dindirmeye yetmiyordu.

Kendimden emin adımlarla odamın kapısını açtım. Tam eşikte, kapımın önünde duran Ozan ile karşılaştım. Bana bakıp samimi görünen bir tebessüm kondurdu yüzüne. Ben de ona hiç istifimi bozmadan, aynı sahte tebessümle karşılık verdim. Zannımca üçümüz de bu iğrenç Hakikati kavramıştık ama kimse renk vermiyordu. Kapıyı arkamdan kapatıp merdivenlere doğru yürüdüm ve aşağı inmeye başladım. Ozan da bir gölge gibi hemen arkamdan geliyordu.

Mutfak kapısını açmamla birlikte bakışlarımız kesişti. Varlığımı fark ettikleri an, her zamanki disiplinle hizaya girip tek sıra halinde dizildiler: Aşçı Bulut, kâhya Nazım, dadı kalfa Emine ve en nihayetinde Eren... Hepsinin başı önüne eğilmişti.

Mutfak tezgahına yakın duran koltuklardan birine geçip oturdum. Benim oturmamla birlikte onlar da yarım kalan hazırlıklarına sessizce devam ettiler. Çok geçmeden Ozan da arkamdan mutfak kapısını kapatıp hemen yanıma yerleşti. İçimde büyüyen o ağır şüphelere, nefrete ve iğtişaşa rağmen... Nedense bu altı kişinin mutfaktaki o doğal, sessiz samimiyeti yüzümde buruk bir tebessüm yarattı.

Ev ahalisinin tamamı bu sırra ortaktı, bundan artık emindim. Aksi takdirde kimse bu kadar sakin kalıp her şeyi bu denli rahat dile getiremezdi. Peki ya Paşa? O da mı hiçbir şey demiyordu? Muhtemelen ya onun da bir şeyden haberi yoktu ya da o da çaresizce susmayı seçiyordu...

Ancak Ozan ve Eren bunca zaman yanı başımda, bu kadar yakınıma sokulmalarına müsaade edildiğine göre; büyük ihtimalle onun da her şeyden haberi vardı.

"Birisi mi gelecek? Zira odamdan bile yükselen sesleri duydum vallahi," diyerek hafifçe güldüm. Eren'in kısık sesle homurdandığını fark edince gayriihtiyari kaşlarımı çattım. Dadı kalfa ise üzerindeki sıkıntıyı gizleyemeyen bir ses tonuyla, "Paşazade Kaya ve ailesi teşrif ediyorlar," diye fısıldadı.