Günahın Sırası
İki Zaman Arasında: Kaderin Oyunu

Elif Yılmaz
1600
Aşk sandığımız duygu bir bağımlılık,
takıntı sandığımız duygu ise bir hastalık olabilir.
Yutkunarak kendimi Ozan'ın kollarından geri çekmek istedim ama bırakmadı. Tutuşu daha da sertleşti.
Tekrar yutkundum. Söyleyecek tek bir kelime bile bulamıyordum.
O konuştu.
"Kaçma, duygularından uzaklaşamazsın Elif," dedi. Fısıldıyordu ama sesi sertti.
Kaşlarımı kaldırarak, "Sence şu durumda aşkın sırası mı?" dedim.
Başını onaylar gibi salladı.
"Aynen öyle. Ben de onu söylüyorum. Aşk, bu devirde işlenecek en son günah."
"Tamam. Madem açıkça bir soru sordun, ben de sorayım o zaman," dedim. Cesaret kokan bir nefes verdim. "Neden sana değil de Eren'e sarılmama bu kadar kızdın?"
"Kızmadım," dedi gözlerini kısarak. "Beni görmezden geldin. Ve kırıldım."
"Bu doğru değil," dedim başımı iki yana sallayarak.
Kendimi açıklamaya çalışıyordum, beni yanlış anlamasını istemiyordum.
"O an çok kötüydüm ve ilk duyduğum sese koştum. Güvenli bir liman aradım."
"Biz üç kişiyiz," dedi sanki bunu hatırlatır gibi. "Seni korumakla görevli olan kişi benim. Ama nedense Eren'le daha yakınsınız."
"Böyle bir şey yok," deyip başımı göğsüne yasladım. "Sence şu an kime daha çok yakınım?" dedim.
Bir kolu belimi sararken diğer elini çeneme yerleştirip başımı kaldırdı.
"O Paşazade artık buraya gelemeyecek ve artık peşinde dolaşmayacak," dedi. Sesinde bariz bir memnuniyet seziyordum.
"O iyi birisi. Sadece aşkına saygı duyuyorum," dedim.
Bundan fazlasıydı lakin bunu söylemedim. Tepkisinden korktum.
Gözleri dudaklarıma indi. Çenemdeki elini kaldırmadan başparmağıyla alt dudağımı okşadı.
"Biz üç kişiyiz," dedi tekrar. Ama bu sefer kendine hatırlatır gibiydi.
Benim de gözlerimin odağı onun dudaklarındayken içimden gelen soruyu ona yönelttim.
"Benimle kalabilirsin bu gece, bence," dememle birlikte bakışlarımız aynı anda kesişti.
"Yani çok kırılıp üzüldüysen, sana aslında kimi önemsediğimi göstermek isterim," dedim.
Şaşkınlıkla bana bakıyordu. Ben ise kendimden emindim.
Dudaklarımız yaklaşmaya başlamıştı. Sanki bu bir istek değil de bir zorunlulukmuş gibi, dudaklarımız birbirine değdi. Bir süre öylece kaldık. İkimizin de nefesi düzensizleşmişti.
Tam bu sessizliği bozup başka bir sessizlik yaratacaktım ki kapının aniden açılmasıyla sıçrayarak kapıya baktım.
Gelen kişi Eren'di.
Bakışları doğrudan bana ve Ozan'a çevrilmişti. Aramızda hiç mesafe yoktu. Eren, az önce Ozan'la bizi dudak dudağa görmüştü.