İsyan Çiçeğim
İki Zaman Arasında: Kaderin Oyunu
Elif Yılmaz
1600
Hayattan bir şeyler isteriz,
Ben isteyemeden elimden alındı.
Daha düşünemeden,
Hayalini kuramadan,
Rüyalarla yetin demişler gibi,
Hayatın da benim için planı
Ben daha yaşamadan yazıldı.
Şaşkınlıkla paşa babama bakıyordum. Ne istemesi? Bana rızam dahi sorulmamıştı.
Paşa babam bakışlarını bana çevirdi. Ardından derin bir nefes alıp salondakilere hitaben konuştu:
"Bilirsin Resul Paşam, benim üç kızım var; lakin Yasemin benim için pek özeldir. O, merhum eşimin bana yadigârıdır. Onun rızasını almak yalnızca bir kaide değil, benim babalık vazifemdir."
Sözleri içime bir nebze olsun su serpmişti. Yine de biliyordum ki beni zorla evlendirmeye kalksalar elimden hiçbir şey gelmezdi. Çırpınışlarım da paşa kızı olmam da bir yere kadardı...
Kaya, bakışlarını bir an olsun üzerimden ayırmıyordu. Ben istemesem dahi, sırf o istedi diye paşa babam beni ona verir miydi?
Peki ne yapardım o zaman? Eren ile Ozan karşı çıkarlar mıydı, yoksa çaresizce boyun mu eğerlerdi? Eğer paşa babam emrederse, kimse onun kararına karşı duramazdı.
Peki ben... Ben ne yapmalıydım o vakit?
Kaya, bakışlarını üzerimden ayırmadan babasının kulağına doğru eğildi ve bir şeyler fısıldadı.
Korktum... Hem de çok korktum. Kalbim bir anda göğüs kafesimi yırtmak istercesine hızla çarpmaya başladı. Bir şeyler yapmalıydım, yapmak zorundaydım! Evet, hayatımda çoğu zaman dilediğim olmamıştı ama ben her defasında çabalamıştım. Şimdi de buna engel olmalıydım.
Kaya'nın bakışlarında artık o bildiğim hayranlık ya da aşk yoktu. Lakin yüzünde korkutucu bir ifade de göremiyordum. Yine de zihnim ve bedenim çoktan kontrolden çıkmıştı; nefeslerim sıklaşıyor, panik dalga dalga içime yayılıyordu.
Bir anda ayağa kalkıp "Ben Yasemin değilim! Onun yerine geçtim, sadece ona çok benziyorum!" desem en fazla ne olurdu ki? Zindana mı atarlardı, yoksa idam mı ederlerdi? Zorla evlenmek zaten bir nevi ölüm değil miydi?
Hayır, hayır, hayır... İnsanın istemediği, rızası olmadan sürüklendiği her şey ölümle eş değerdi. Bunca zaman zaten bir ölü gibi yaşamıştım; şimdi ise bana sanki nefesimi geri veriyor ama canımı alıyorlardı.
Peki, yine buna izin mi verecektim?
Elif kimdi ki? Yasemin'e kızıyordum ama o benden çok daha cesurdu; bu nizamda bile iki kişiyle aynı anda olabiliyordu...
Ayağa kalkmamla birlikte salondaki fısıldaşmalar nihayet son buldu ve bütün gözler üzerime kilitlendi. Yutkundum. Elbisemin eteklerini avuçlarımın arasında sıkıca kavrayıp bir kez daha yutkundum.
"Ben kimseyle izdivaç etmek istemiyorum! Kararım bu hususta kesin ve nettir."
Lafımı bitirir bitirmez kimsenin yüzüne bakmadan, arkamdan gelecek hiçbir sözü dinlemeden hızla salondan çıktım. Merdivenleri bir çırpıda aşıp konağın kapısını açtım. Adımlarım beni doğrudan bahçedeki kuyunun olduğu yere götürdü.
Korkuyordum bu kuyudan... Ama şu an umurumda olan tek şey sakin kalabilmekti; çünkü bedenim kontrolsüzce titriyor ve bunu bir türlü durduramıyordum.
Derin bir nefes almaya çalıştım ama her nefeste kalbime keskin ağrılar saplanıyordu. Kendi vücudum bile bana düşman kesilmiş gibiydi; beni öldürmek mi istiyordu?
Ellerimi kuyunun soğuk, beyaz taşlarına dayayıp gözlerimi kapattım.
Tam o sırada, tanıdık bir ses yükseldi:
"Yasemin!"
Gözlerimi korkuyla açıp başımı sesin geldiği yöne çevirdiğimde Ozan ile Eren'i gördüm. Bana seslenen Eren'di.
"Eren..." diye fısıldadım.
Sadece iki adımda ona doğru koşup kollarımı boynuna dolayarak sarıldım. O da beklemeden kollarını belime sarıp beni sıkıca kenetledi.
Nefeslerim yavaşlamamış, aksine daha da düzensizleşmişti. Çünkü nedense Eren'in yanında kendimi bastırmama, güçlü durmaya çalışmama gerek yokmuş gibi hissetmiştim.
Yüzümü boyun girintisine sakladım; göğsüm panikle hızla inip kalkıyordu. Eren'in bir elini saçlarımda hissettim. O da yüzünü boynuma gömüp dudaklarını tenime yaklaştırdı ve fısıldadı:
"Sakin ol, Elif..."
Elif demişti bana... Ben Yasemin değildim, Elif'tim.
"Bana bundan sonra Elif der misin?" diye fısıldadım.
Yaptığımız çok tehlikeliydi, her an yakalanabilirdik. Mantığım bana hayır diyeceğini söylüyordu. Fakat hemen ardından dudaklarını boynumda hissettim.
"Elif'im..." dediğini duydum.
Bunu duymamla birlikte içimden kopan bir inlemeyle ağlamaya başlamam bir oldu. Birbirimize daha da sokulduk; sanki dünyadaki tek sığınağımız o andı.
"Teşekkür ederim, Boran'ım..." dedim.
Cümlem biter bitmez bedeninin kasıldığını hissettim. İkimiz de gerçek isimlerimizi birbirimize ilk defa bu şekilde söylüyorduk.
Biz Yasemin ve Eren değildik; biz Elif ile Boran'dık.
Kişiliğimiz bu yabancı bedenlerin içinde kaybolmuştu sanki. Kendi hayatlarımızı hiç yaşamamış, hiç var olmamış gibiydik... Oysa birbirimizi daha önce hiç görmemiş olmamıza rağmen, sanki hep görmüşüz ve bundan sonra da hep görecekmişiz gibi derin bir bağ vardı aramızda.
Ağlamalarım zamanla iç çekişlere dönecekti... Ta ki gözlerimi açıp Kaya'yı görene kadar.
O ve diğerleri yavaşça merdivenlerden iniyordu.
"Hayır, hayır, hayır..." diye fısıldadım üst üste. Eren'e daha da sıkı sarılıp yüzümü yeniden boynuna gömdüm. "Ne olursun bir şey yap... Onunla olmak istemiyorum!"
Başını yukarı kaldırdığını hissettim ama kolları beni bırakmamış, aksine hiç gevşememişti. Yine de bu isteğim çok bencilceydi. Bir Paşa'ya karşı gelinmezdi; gelindiği an infaz edilir, canınızdan olurdunuz.
Geldiklerini yaklaşan ayak seslerinden anladım. Artık sarılmayı bırakmalıydım. Onunla bu kadar yakın olmamalıydım
en azından herkesin gözü önünde...
Ama istemiyordum. Artık başkalarının biçtiği rolleri oynamak, bir kukla gibi yaşamak istemiyordum. Kendi kararlarımı vermek, gerekirse o kararların en kötü sonucuna bile kendi irademle katlanmak istiyordum.
Kendimi yavaşça geri çekmek istedim ama Eren bırakmadı. Kulağıma doğru eğilip sessizce fısıldadı:
"Gitmek istemiyorsan gitme. İstemediğin hiçbir şeyi yapma, ben buradayım El-"
Tam adımı söyleyecekken yaklaştıklarını hatırlayıp duraksadı. Sesini daha da kısarak devam etti:
"...isyan çiçeğim."
Şaşırmıştım. Kalbim hâlâ deli gibi çarpıyor, nefeslerim bir türlü düzene girmiyordu. Yine de ondan ayrılmalıydım; bencil değildim, olmamalıydım da...
Nihayet yavaşça geri çekildim. Kararıma saygı duyup beni bıraktı ama yanımdan bir adım bile uzaklaşmadı.
Bakışlarımı herkesten kaçırıyordum, gözlerim yerdeydi. Fakat aniden başım dönmeye başladı. Bakışlarımı çaresizce tekrar Eren'e çevirdim; sanki dünya başıma yıkılsa bile Eren yanımda olursa her şeyi düzeltecekmiş gibi...
Eren ile gözlerimiz bir an olsun ayrılmıyordu. Kimseden de tek bir ses çıkmıyordu; muhtemelen beni daha önce hiç böyle bir halde görmeyi beklemiyorlardı.
Görüşüm yavaşça bulanıklaşırken bedenimin soğuk zemine yığılmasını bekledim. Fakat düşmedim. Kendimi yine Eren'in kollarında buldum.
"Yasemin!" dedi, sesi adeta içimden bir şeyleri çekip alırcasına yankılandı.
Ona güçsüzce gülümsemeye çalıştım. Etraftan başkalarının da bağrışmaları geliyordu ama kulaklarım şiddetle uğuldayarak tüm sesleri yutuyordu. Artık bedenimi hissetmiyordum.
Gözlerim karanlığa teslim olurken zihnimde çınlayan tek bir kelime vardı: İsyan çiçeğim...