Keşfet

Kaderden İsyana

İki Zaman Arasında: Kaderin Oyunu

Elif Yılmaz

1600

Bir peçete ne kadar ince gözükse de bir o kadar da sağlamdır ama onu tek bir hamlede kolayca koparabilirsiniz. Tıpkı kaderin insanların hayatına uyguladığı gibi… Bir anda koparıverir. Ne kadar güçlü olursanız olun, ona karşı koyamazsınız. Her şeyiniz bir anda yok olur.

Yorganın altında saklanıyordum. Odaya kimse girmemişti, herkes uyuduğumu sanıyordu. Oysa bütün duygular bedenimi istila ediyordu.

Yalvarmalı mıydım? Kime yalvaracaktım?

Dua mı etmeliydim, neye?

Ağlamalı mıydım, yoksa şükür mü etmeliydim?

Bu durumda hangisi doğruydu?

Yorganın altından yavaşça çıkıp yatağın içinde doğruldum. Kapı çalınca korkup tekrar yorganın içine girdim.

Kapı yavaşça açıldı ve Eren'in sesini duydum.

"Yasemin, ben geldim."

Sesini duyar duymaz yataktan çıkıp kollarına atıldım. Bunu bekliyormuş gibi hemen sardı beni.

Kapı kapanınca Ozan'a baktım. Göz göze geldik.

Eren'in kollarından ayrıldım, Ozan'a doğru bir adım attım. Tam sarılacakken omzumdan itti beni.

"Ne oluyor Ozan?" dedim, sesim şaşkınlıktan titreyerek.

"Bir şey olduğu yok Yasemin," dedi. Kelimeleri dişlerinin arasından bastırarak söylüyordu.

Eren hemen araya girdi. "Şimdi sırası değil."

Ozan başını hızlıca salladı, acı bir gülümsemeyle baktı.

"İyi o zaman. Ben sizi rahat bırakayım," deyip kapıyı çarpıp çıktı.

Eren'e döndüm. Yatağımda oturuyordu. Yanına oturdum.

"Şimdi sırası değil biliyorum ama..." dedi.

Lafını kestim. "Söyle," dedim güçsüz bir ses tonuyla.

"Sana kızdı ve kırıldı," dedi.

"Neden?" dedim.

"Bana sarılıp onu görmezden gelmişsin," dedi.

Sıkıntılı bir nefes verdim. "Böyle bir şey yok. Ben sadece kötüydüm, o kadar."

Eren başını salladı. "Biliyorum. O da biliyor zaten," dedi.

Derin bir nefes alıp başımı omzuna yasladım.

O an aklıma bana "isyan çiçeğim" dediği an geldi. İstemeden yüzüme kocaman bir gülümseme yayıldı. Ellerimi birbirine bastırdım.

O da başını başıma yaslamıştı.

"Kim var aşağıda?" dedim. Salak bir heyecan kaplamıştı bedenimi, her şeyi neredeyse unutmuştum.

"Herkes. Kimse bir yere gitmedi," dedi. "Paşa beni sorguya çekti ve anlattım. İstemediğini, zorla evlendireceklerini sandığını..."

Başımı kaldırıp ona baktım. Bana bakıp, "Kızdın mı?" dedi.

Başımı iki yana salladım. Gülümseyip önüne döndü.

"Paşa dedi ki, kızımın istemediği biriyle evlendirmem."

"Gerçekten mi?" dedim saf bir umutla.

O da başını olumlu anlamda salladı.

Dudaklarımı birbirine bastırdım. "Acıktım," dedim ona bakarak.

Tebessüm ederek, "Aşağı gel, yemek ye," dedi.

Omzumu silktim. Kaşlarını kaldırarak, "Gelmen lazım. Çünkü Paşa baban emir verdi," dedi. "Güzel kızı uyanana kadar kimse ne evden gidecekmiş ne de eve girecekmiş."

"Halla halla, Paşa babama bak sen," dedim gülerek. O da dişlerini göstererek güldü.

Ayağa kalktım. "Tamam o zaman, gidelim de Paşa kızını görsün," dedim.

O da yavaşça ayağa kalktı. Tam gidiyordum ki kolumdan tuttu.

"Ne oldu?" dedim.

Kolumu bırakmadan, "İsyan çiçeği diye bir çiçek yok Elif. Ben uydurdum ve sana söyledim," dedi.

Yutkundum.

Kolumu bırakıp elinin tersiyle yüzümü sevdi.

"Sen güçsüz değilsin. Aksine hepimizden, buradaki herkesten daha güçlüsün. Ve bu gücünün Paşa kızı olmakla alakası yok," dedi. Elini yanağıma koydu. "Sana isyan çiçeğim dedim çünkü öylesin. Solmamak için direnen güzel bir çiçeksin. Ve benimsin."