Mavi ve Yeşil Arasında
İki Zaman Arasında: Kaderin Oyunu
Elif Yılmaz
1600
Ödül mü, ceza mı?
Herkes gibi olmak istersin, farklı olursun.
Farklı olmak istersin, herkes gibi olursun.
Sorun ne istediğimiz değil, ne zaman istediğimiz.
Sadece gözlerinin içine bakarak, "Hoş geldiniz," dedim. Yüzünde beliren kısa ama içimi ısıtan tatlı bir tebessümle, "Hoş bulduk," diye karşılık verdi. Tam o sırada paşa babamın merdivenlerden inen ayak sesleri duyuldu.
Paşa babam neşeyle kollarını açıp, "Ooo, hoş geldiniz Resul Paşam!" diyerek karşıladı konuğunu. Birbirlerine sarılışlarından aralarındaki samimiyet hemen belli oluyordu. Resul Paşa da aynı içtenlikle, "Hoş bulduk," deyince, ortamdaki resmiyet bir anda dağıldı ve herkes birbiriyle selamlaşmaya başladı.
Karşılaşmanın neşesiyle dalgalanan kalabalığın ortasında bir an ne yapacağımı bilemeden kalakaldım. Bir yanımda Ozan, diğer yanımda Eren belirdi. Tam o sırada başımı kaldırdım ve karşıdan bana bakan Kaya ile göz göze geldik. Adımlarını bana doğru yönelttiğinde içimi anlamsız bir stres kapladı. Bir yanımda Ozan, bir yanımda Eren, tam karşımda ise gözlerini benden ayırmadan yaklaşan Kaya duruyordu.
Yanıma geldiğinde hiç beklemeden, yüzüne yayılan sıcak bir tebessüm eşliğinde elini bana doğru uzattı. "Sizinle bahçede biraz dolaşma şerefine nail olabilir miyim?" Sorusundaki içtenlik bir an için 'evet' deme isteği uyandırsa da, "Çok incesiniz lakin bu kalabalık varken bizim bahçeye çıkmamız pek uygun olmaz," diyerek geri çevirdim.
Uzattığı elini yavaşça yanına indirdi. Yüzündeki gülümseme yerini ciddi ama hâlâ yumuşak bir ifadeye bıraktı. "Peki o halde, korumanız da bize eşlik etse?" diyerek şansını bir kez daha denedi. Yüzlerine bakmama gerek yoktu; Ozan ve Eren'in ne kadar huzursuz olduklarını, iki yanımdan yayılan o gerginlikten çok net anlayabiliyordum.
"Korumam ve yamak efendi de eşlik edecekse olur," diye şart koştum. Kısa bir an yüzünden şaşkınlığı okusa da başıyla beni onayladı. Sonra paşa babama dönüp, "Efendim, kızınızla biraz bahçede dolaşmak istiyorum," diyerek müsaade istedi. Paşa babam önce bana bakıp tepkimi ölçmeye çalıştı. Ona gülümsemediğimi görünce daha fazla uzatmayıp başını salladı. Üzerimde gezinen bakışların ağırlığını hissetsem de hiçbirine aldırmadan hepsinin önünden geçip bahçeye doğru ilerledim.
Bahçedeki beyaz kuyuyu gördüğümde adımlarım kısa bir an bocalasa da toparlanıp kuyunun hemen yanında durdum. Rüyamın zihnimi kurcalamasına izin vermeyip tüm odağımı Kaya Paşazade'ye çevirmek istedim. Kaya, iki yanımda duran Ozan ve Eren'in varlığından son derece huzursuzdu. Tabii bizimkilerin de halinden memnun olduğunu söylemek imkânsızdı.
"Rica etsem yamak ve korumanız bizden biraz uzakta dursalar?" Kibarca dile getirdiği bu talep ve konuşma tarzı nedense içimi ısıttı. Arkamda bekleyen ikiliye dönerek, "Bizi biraz baş başa bırakabilirsiniz," dedim. Yüzlerindeki sert ifadeyle "Olmaz," dediklerini hissetsem de bakışlarımdaki kesinlikle itiraz kabul etmediğimi belirttim. İster istemez boyun eğip beş adım geriye çekildiler. Kaya'ya döndüğümde bakışlarındaki o hoşnutsuzluğun yerini bir nebze olsun rahatlamaya bıraktığını fark ettim.
"Asıl niyetim sizleri kendi konağımda ağırlamaktı," derken bakışlarını bir an için yere indirdi. "Lakin icabet etmeyeceğiniz endişesine kapıldım. Yasemin Hanım, merakımı bağışlayın... Bu zamansız ziyaretim karşısında hakkımda ne düşünürsünüz?"
Derin bir nefes aldım. Ellerim önümde kenetlenmiş, bakışlarım yüzünde geziniyordu. Dışarıdan bakıldığında son derece iyi, hürmete layık biri gibi duruyordu; lakin ben onun aradığı, hayal ettiği o kadın değildim. Ağzımdan çıkacak her kelimenin yanlış bir yere varacağından korkup kararsızca sustum.
Konuşmakta bocaladığımı fark etmiş olacak ki duraksamadan söze devam etti: "Daha önce bana böyle bakmıyordunuz... Yabancılaşmış bakışlarınızı görünce şaşırdım, belki de bu yüzden sınırları zorlayıp bu kadar ileri gittim." Boğazım kurudu; yutkunarak sadece, "Nasıl?" diyebildim.
Bana doğru bir adım daha yaklaştı. Arkamızda bekleyen ikili anında hamle yapıp yanımıza gelmeye yeltendi. Fakat Kaya, bakışlarını önce onlara, ardından heybetli konağa doğru kaydırıp sessiz ama keskin bir uyarıda bulundu. Sonra tekrar gözlerime kilitlendi. Neredeyse nefesimi dahi tutarak onun gözlerinin içinde kaybolacaktım.
"Evvelce o güzel gözlerinizde bakışlarımı ağırlamazdınız, beni istemediğiniz aşikârdı," derken sesinde hafif bir titreme vardı. Tıpkı benim gibi heyecanına yenik düşmek üzereydi. "Lakin şimdi... Mavi gözlerinizde tereddüt, yeşil gözlerinizde ise adeta umut okunuyor. Söyleyin lütfen, bana dair hislerinizde bir şeyler değişti mi?"
Sözlerimi henüz tamamlayamadan nazik bir el hareketiyle beni susturdu ve iki adım geriledi. Yüzüne çöken o ağır ciddiyet karşısında yutkunmaktan başka bir şey yapamadım. "Etrafa yayılan dedikodulardan haberdarım," dedi. Şaşkınlıkla kaşlarımı yukarı kaldırdım: "Ne dedikodusu?" Başını geride bekleyen Ozan ve Eren'e doğru kaydırarak, "Onlarla bir alakanız var mıdır?" diye sordu.
İstemsizce ikisine baktım, gözleri üzerimizde sabitlenmişti. Kaya tekrar bana döndü: "Bunun yalnızca çirkin bir dedikodu olduğunu söyleyin bana... Söyleyin ki göğsüme oturan bu kördüğüm çözülsün." Bakışlarında çaresiz bir beklenti vardı; lakin bendeki sessizlik, onun istediği cevabın çok uzağındaydı.