Keşfet

Sessiz Dilek

İki Zaman Arasında: Kaderin Oyunu

2026

Elif yılmaz

Koşarsınız bazen...

Nereye olduğu önemsizdir.

Sadece kaçmak istersiniz.

Sonradan anlarsınız:

Koştuğunuz yer değil,

kurtulmak istediğiniz şeydir önemli olan.

Bazen içimizde koşarız.

Bedenimiz durur... ama biz gideriz.

Belki de bu yüzden bazı insanlar hiçbir yere sığamaz.

Çünkü ruhları hiç durmamıştır.

Ne garip...

Ben koşmaktan çok dönmeyi severim.

Gözlerimi kapatıp dönerken

dünya duruyor sanıyorum.

Ve o an,

sadece ben dönüyorum.

mor ve ötesi - cambaz

Odamdaydım. Benim için güvenli bir bölge değildi ama idare ederdi.

Büyük bir odaydı; yine de ben, o odanın içinde bile küçülüyordum.

Kapıyı kilitlemiştim. Çünkü insanların olduğu her yer, bir şekilde güvensiz geliyordu.

Sosyal biri değilim.

Bir arkadaşım var... ama o bile varla yok arası. Ailem bile bana yabancı.

Kafa üstü kulaklığımı takmış, müziğin içine saklanmıştım.

Hayattan soyutlanmak istiyordum. Bazen... tamamen yok olmak.

Ama tuhaf bir şekilde mutluydum.

Bu kadardım işte.

Ve bu bile beni dünyanın en mutlu insanı yapmaya yetiyordu.

Huzurum uzun sürmedi.

Odada kendi kendime dans ederken gözlerim kapıya takıldı.

Annem... kilitli olan kapıyı açmaya çalışıyordu.

Müziği kapattım. Derin, bıkkın bir nefes verdim. Gidip kapıyı ben açtım.

Annem sinirliydi. Her zamanki gibi kaşları çatık.

"Ben sana bu kapı kilitlenmeyecek demedim mi, Elif?" dedi.

Gözlerimi devirdim. Cevap vermeden yatağıma geçtim. Sessiz kaldım.

"Niye hâlâ hazır değilsin?" dedi.

"Bütün arkadaşlarını çağırdım. Birazdan gelirler. Aşağıdaki hazırlıklar da tamam."

"Tamam, anne. Üstümü giyip geliyorum," dedim mutsuz bir sesle.

"Babam geldi mi?" diye sordum bir hevesle.

Ama annem düz bir sesle,

"Hayır, çok işi varmış, gelemedi ama hediyeni gönderdi. Merak etme,"dedi.

Annem sanki tek sıkıntım buymuş gibi davranıyordu.

.....

Annemin istediği elbiseyi giymemiştim. Onun yerine etekleri uzun, kabarık tül, kahverengi, omuzları düşük bir elbise giymiştim. Çünkü bu benim doğum günümdü ve sırf annem, onun arkadaşları ve hiç tanımadığım ama onların beni tanıdığı "arkadaşlarım" için kendimden ödün veremezdim.

Uzun siyah saçlarımı da yine annemin istediği gibi düzleştirmemiştim. Dalga dalga omuzlarımdan dökülüyordu.

Kapı açıldı, annem içeri girdi. Her zamanki gibi...

abartının tam kendisi.

Açık sarı saçları kusursuz bir fönle düzeltilmişti; tek bir tel bile yerinden çıkmıyordu. Yüzünde, yılların izini saklamaya çalışıp bunu asla kabul etmeyen o dikkatli makyaj vardı.

Cildi neredeyse pürüzsüz görünüyordu; kontürleri ince ince çizilmiş, dudakları parlak ve dolgun bir tonda boyanmıştı.

Üzerinde vücuda oturan, diz hizasında biten şık bir elbise vardı. Ne fazla sıradan ne de gerçekten zarif...

Sadece "bakın bana" diye bağıran türden. Belini saran kesimi, kendini olduğundan daha genç ve daha ince gösterme çabasını açıkça ele veriyordu.

İnce topuklu ayakkabılarıyla odaya girerken bile sanki herkesin onu izlemesi gerekiyormuş gibi yürüyordu.

Boynundaki kolye bile abartıyı saklamaya çalışır gibi ama başaramayan bir gösteriş taşıyordu.

"Oo Süreyya Hanım, yine sadelikten ölüyorsunuz," dedim alaylı bir ses tonuyla.

Annemin kaşları hemen çatıldı. Göz bebekleri sinirden büyümüştü.

"Bu elbise ne, Elif?" dedi sert bir tonda.

Sonra hızlıca kapıyı kapatıp bana doğru yürüdü. Kolumu sertçe tuttu.

"Benim istediğim kıyafeti neden giymedin?" derken alnında bir damar belirginleşmişti.

Gözlerimi onun gözlerine diktim.

"Bugün benim günüm anne. Ben nasıl istersem öyle olu-"

Cümlemi bitiremedim.

Kolumu bırakıp yüzüme sertçe vurdu. Başım yana düştü. Gözlerim hemen doldu.

Uzun dalgalı saçlarım yüzüme döküldü. Annem sert bir hareketle onları arkaya itti, yüzümü tamamen açığa çıkardı.

"Makyaj bile yapmamışsın,"dedi.

Çenemi sıkı sıkı tuttu.

"20 dakikan var Elif," dedi tehdit gibi.

Bir adım yaklaştı.

"Ben geldiğimde hâlâ aynı haldeysen seni o karanlık tuvalete kitlerim."

Sağ gözümden bir yaş düştü, durduramadım. Kalbim o "oda" kelimesini duyar duymaz ağrımaya başladı.

Annem çenemi sertçe bıraktı. Arkasını dönüp gidiyordu.

Son bir kez kendim için, kendim olabilmek için çırpındım.

"Anne..." dedim sessizce.

Beni duydu. Kapıyı tam açacakken durdu.

Az önceki sinirli kadın gitmişti sanki. Yüzünde hiçbir mimik yoktu. Soğuktu.

Başımı kaldıramadım. Eteklerimi ellerimle sıkıyordum.

"Lütfen..."dedim titreyen bir sesle. Sol gözümden düşen yaşı umursamadım.

"Bari bugün bana karışma."

Yutkundum.

İstesem yapardım... bir şey demezdi. Ama sonra gece biter bitmez yine beni o odaya bırakırdı. Biliyordum. Daha önce olmuştu.

Gözlerine baktım. O an... bana acımasını bile istedim.

Ama yoktu.

Hiçbir şey yoktu yüzünde.

Hiçbir cevap vermedi.

Sadece zamanı hatırlattı:

"On dakika."

Kapıyı çarpıp çıktı.

Dizlerim beni tutmadı, olduğum yere çöktüm.

Gözlerimi kapatıp sakinleşmeye çalıştım ama gözyaşlarım durmuyordu.

Yavaşça makyaj masama tutunarak ayağa kalktım.

Arkamı dönüp odamın penceresini açtım.

Derin derin nefes aldım. Soğuk hava yüzüme çarpıyor, gözyaşlarımı kurutuyordu.

Bir süre öyle kaldım.

Sonra pencereyi kapatıp geri döndüm. Sırtımı cama yasladım, kurumuş gözyaşlarımı elimle sildim.

Dolabıma yürüyüp kapıyı açtım.

Aynaya bakmadım. Bakamadım.

Aynanın karşısındaki kadının bile bana nefretle bakmasına katlanamazdım.

.........

Hayatımda her şey annemin istediği gibi olmuştu.

Babam sessiz kalmıştı. Ben ise ses çıkarmaya çalıştıkça, susturulmuştum.

Bazen sözlerim, bazen nefesim... hepsi yarıda kesilmişti.

Aynanın karşısında, gözlerim hariç bütün bedenime bakıyordum. Yine annemin istediği gibi, yine onun seçtiği kıyafetlerle buradaydım.

Kırmızı, straplez, taşlı uzun bir elbise giymiştim.

Aslında elbise güzeldi; başka bir zamanda severek giyebileceğim bir parçaydı.

Ama ben istemiyordum işte...

şu anda buradaydım ve bu elbiseyi istemiyordum.

Belki başka bir evrende mutluyumdur, diye iç geçirdim.

Belki orada istediğim her şeyi yapabiliyorumdur.

Sonra odanın kapısını açtım.

Uzun merdivenlerden indim.

Büyük bir malikanede yaşıyorduk. Kardeşim yoktu; üç kişilik bir aile için oldukça büyüktü ama kimsenin umrunda değildi zaten. Biz aile de değildik.

Bahçeye çıktım.

Kalabalıktı.

Süreyya Hanım'ın kızının doğum günüydü, elbette kalabalık olacaktı.

Annem ortalarda görünmüyordu.Boş bir yer bulup oraya geçtim.

Ayakta dururken topuklu ayakkabılarıma baktım. Yüksek topukluyla yürümek zordu ama alışkındım.

Bir anda bahçedeki ışıklar söndü.

Kalabalıkta kısa bir uğultu yükseldi.

Herkesin dikkati aynı noktaya toplanmıştı.

Gülümsemeye çalıştım. Birazdan pastam gelecekti. Herkes "İyi ki doğdun Elif" diyecekti, ben de olması gerektiği gibi başımı sallayıp o anı geçiştirecektim.

Ama içimdeki boşluk büyüyordu.

Kalabalığın arasından annemi gördüm.

Süreyya Hanım, elinde pasta ile bana doğru geliyordu.

Yüzünde kusursuz, özenle yerleştirilmiş bir gülümseme vardı; gerçek mi, yoksa sahne için mi hazırlanmış, ayırt etmek zordu.

Pasta dikkat çekiciydi. Pürüzsüz, mat beyaz kremayla kaplanmış silindir formundaydı. Kenarlarında dalgalı beyaz kremadan zarif bordürler vardı. Üstünde altın renginde büyük bir taç parlıyordu; üzerindeki kristal taşlar ışık yokken bile sanki ışık saçıyordu.

Pastanın önünde, altın sarısı akıcı bir yazıyla "Happy Birthday" yazıyordu.

Gösterişliydi... annem gibi.

Üzerine serpiştirilmiş küçük inci detayları bile fazlaydı. Her şey "kusursuz" görünüyordu.

Ama hiçbir şey benim gibi değildi.

Annem yaklaştıkça kalabalık sesini yükseltti:

"İyi ki doğdun Elif!"

Ben sadece orada durdum.

Gülümsemem yerinde miydi, bilmiyordum. Ama içim... orada değildi.

Annem tam önümde durup gözlerimin içine baktı.

"İyi ki doğdun, güzel kızım," dedi gülümseyerek.

Bu sözlerin gerçekten samimi olmasını ne çok isterdim...

Ben de samimi olduğunu düşündüğüm bir gülümsemeyle karşılık verdim.

Daha fazlasını şu an için yapamazdım.

Annem yapmacık bir tavırla,

"Hadi, dilek tutup üfle,"dedi.

İstisnasız her doğum günümde yaptığım gibi gözlerimi kapattım ve dileğimi söyledim:

Umarım bir an önce bu evden kurtulurum...

Neresi olduğu

Yorumlar

  • Miladim: ne kadar guzel bir baslangic olmus 👏👏👏