Sırlar ve İmalar
İki Zaman Arasında: Kaderin Oyunu
Elif Yılmaz
1600
Bazıları bu hayatta kukladır. İpleri kendi ellerinde değildir; kader hangi yöne çekerse, ömürlerini o yolda geçirirler.
Ne olacaktı sonumuz? Kendi zamanıma dönmek istiyordum... Ya buradan hiç çıkamazsak? Ya ölürsek ya da delirirsek? Daha ne kadar saklanabiliriz ki? Elbet birileri bizi fark edecek. Peki ama, bizi gerçekten anlayacaklar mı?
Karşımdaki adama baktım; o da bana bakıyordu. Birbirimize gülümsüyorduk. Ancak ben, içimdeki korkuyu belli etmemek için dudaklarımı zorluyordum. Peki ya o? O, gerçekten mi gülüyordu, yoksa o da mı saklıyordu bir şeyleri?
Herkes bir şeyler saklardı; kimisi küçük, kimisi büyük sırlar... Asıl önemli olan, neden, kimden ve nasıl sakladığımızdı.
Arkamda Ozan ve Eren olduğu için kendimi biraz daha güvende hissediyordum; ta ki Kaya konuşana kadar.
"Bağışlayın beni. Evde kimsenin olmadığını biliyorum lakin sizinle yalnız konuşmak niyetindeyim; tabii siz de isterseniz."
"Ne diyeceğimi bilemiyorum, inanın ki çok şaşkınım."
Onunla yalnız kalmak istiyor muydum? Kesinlikle hayır. Üstelik aklımda tek bir soru vardı: Yasemin'le aralarında gerçekten ne geçiyordu? Bu gizem, Kaya'nın davetinden daha fazla huzursuz ediyordu beni.
Kaya hafifçe başını eğdi. "Haklısınız," dedi. "O halde münasip bir zamanda sizi ve ailenizi evimde ağırlasam?"
Dudaklarımı birbirine bastırdım. "Paşa babama sormak lazım. En iyisi büyüklerimiz karar versin, bu konuda söz bize düşmez,"dedim.
Kaya başını onaylarcasına salladı. Tam gidecekken durdu, gözlerini üzerime dikti. "Bu söylediklerim haddimi aştıysa beni bağışlayın ama... Gerçek bir yasemin gibi güzel kokuyorsunuz."
Ne diyeceğimi bilemeyerek zarifçe teşekkür ettim. Ancak içimde, karnıma bıçak gibi saplanan bir ağrı vardı; stresten nefesim kesiliyordu. Kaya dudaklarında beliren o yarım, belirsiz gülüşle arkasına bile bakmadan uzaklaştı.
Üçümüz de şaşkın bakışlarla kapıya baktık. Kapıyı kapatırken Eren, kaşlarını çatarak,
"Bu, başımıza iş açabilir. Yasemin'e attığı bakışlar hiç tekin değildi." dedi.
Ozan başını salladı.
"Bu işte zaten bir tuhaflık var." diye mırıldandı.
Derin bir nefes verdim.
"Stresten bütün vücudum ağrıyor." dedim yorgun bir sesle.
Eren bana dönüp yumuşak bir ifadeyle,
"Biz akşam yemeğini hazırlarız. Sen git, biraz dinlen." dedi.
Başımı iki yana salladım.
"Tek bir oda kaldı. O da Paşa Babam'ın çalışma odası. Eminim orada bir şeyler bulacağız." dedim.
Cevaplarını beklemeden merdivenlere yöneldim. Her basamağı ağır ağır çıkarken içimdeki huzursuzluk daha da büyüyordu.
Odanın kapısına gelince derin bir nefes aldım ve kapıyı araladım. Tam içeri gireceğim sırada aşağıdan kapının çalındığını duydum. Hızla açtığım kapıyı tekrar kapattım. Eren ile Ozan şaşkın bakışlarla bana bakıyordu. Ben ise hiçbir şey söylemeden merdivenleri hızlı adımlarla indim ve konağın kapısını açtım.
Paşa Babamlar gelmişti.
"Hoş geldiniz." dedim gülümseyerek.
Paşa Babam beni görünce sıcak bir tebessümle sarıldı. Diğerleri ise doğruca odalarına geçtiler. Kahya, dadı kalfa ve aşçıbaşı da vakit kaybetmeden mutfağa yöneldi.
Paşa Babam'ın kollarından ayrılıp ona gülümsedim.
"Güzel kızım, bize darılmadın değil mi? Seni uyandırmadığımız için... Senin çarşıya gitmeyi ne kadar sevdiğini biliyorum. Ama o kadar güzel uyuyordun ki kıyamadık." dedi.
Ben de hafifçe gülümseyip,
"Önemli değil babacığım. Başka zaman giderim." dedim.
Paşa Babam başıma sevgiyle bir öpücük kondurdu, ardından çalışma odasına doğru yürümeye başladı.
Aslında dinlenmek için odama çıkacaktım ama ayaklarım beni mutfağa götürdü. Ozan ve Eren de sessizce peşimden geldiler.
Mutfağın kapısını açtığımda kahya, dadı kalfa ve aşçıbaşı akşam yemeği için hummalı bir hazırlık içindeydi. Beni görür görmez yaptıkları işi bırakıp önümde tek sıra hâlinde dizildiler.
"Lütfen işinize devam edin, bana aldırmayın." dedim gülümseyerek.
Sözlerim üzerine hepsi yeniden işlerinin başına döndü. Ozan ile Eren ise mutfağın giriş tarafında sessizce beklemeye devam ettiler.
Ben de mutfak tezgâhına yakın koltuklardan birine oturup hazırlıkları izlemeye başladım. İçimdeki huzursuzluk ise bir türlü dinmiyordu.
Aşçıbaşı, Eren'e dönüp kollarını göğsünde bağladı.
"Gelip yardım etmeyi düşünür müsün, yamak efendi?" dedi alaycı bir sesle. "Hani benim yamağımdın ya."
Eren derin bir nefes verip Ozan'la birlikte ona doğru yürümeye başladı.
Aşçıbaşı bu kez kaşlarını kaldırıp Ozan'a baktı.
"Yahu sen niye geliyorsun? Sen bekle orada. 'Yamak' dedim, 'koruma' demedim."
Ozan, hafifçe homurdanarak,
"Ama Kahya yardım ediyor." dedi.
Aşçıbaşı ona dönüp kaşlarını kaldırdı.
"Onun şu anda işi yok, lakin senin var." dedi.
Ardından eliyle beni işaret etti.
"Senin görevin onu korumak, yamaklık etmek değil." diye ekledi.
Ozan istemsizce sustu. Anlaşılan mutfakta vakit geçirmek ve yardım etmek hoşuna gitmişti.
"Gel, yanıma otur." dedim.
Ozan hiç itiraz etmeden yanıma gelip oturdu. Eren ise kısa bir an bize baktı, ardından başını iki yana sallayıp aşçıbaşının yanına geçti ve söylenerek işine koyuldu.
Dadı Kalfa yere çökmüş, elindeki bezle taş zemini siliyordu. Bir süre onu sessizce izledim. Sonra, tepkisini merak ederek lafı birden açtım.
"Dadı Kalfa... Bugün Kaya Bey geldi." dedim.
Yaptığı işi bırakıp bana baktı. Ağır hareketlerle ayağa kalktı ve karşımdaki koltuğa oturdu.
"Eee... Yine ne diye gelmiş?" diye sordu, kaşlarını çatarak.
"Benimle yalnız konuşmak istedi. Ben de bunun münasip olmayacağını söyledim. Bunun üzerine, 'Öyleyse siz ailenizle birlikte bizim konağa misafir olarak gelin.' dedi."
Dadı Kalfa bunu duyunca kaşlarını daha da çattı.
"Sonra?" diye sordu.
"Ben de, 'En iyisini büyükler bilir.' dedim. O da daha fazla üstelemeden çekip gitti." dedim.
Dadı Kalfa kaşlarını hafifçe kaldırdı.
"Kaya Bey iyi biridir." dedi. Ardından derin bir iç çekti. "Allah var, bugüne kadar bir yanlışını görmedim. Lakin senin gönlün olmadıktan sonra bunun ne faydası var?"
Şaşkınlıkla ona baktım.
"Beni mi seviyor?" diye sordum.
Sözlerim üzerine Eren ile Ozan da sessizce Dadı Kalfa'ya döndü. İkisi de ondan gelecek cevabı dikkatle bekliyordu.
Dadı Kalfa başını iki yana sallayıp gülümsedi.
"İlahi Yasemin... Sanki bilmiyormuş gibi konuşuyorsun."
Bir an sustum. Yanlış bir şey söylememeliydim. Bu yüzden dudaklarıma zoraki bir gülümseme kondurup sessiz kalmayı tercih ettim.
Ayağa kalktım.
"Ben odama çıkıp biraz dinleneceğim." dedim.
Ozan da benimle birlikte ayağa kalkınca bakışlarım istemsizce Eren'e kaydı.
Dadı Kalfa ise bu hâlimizi görünce gülümseyerek başını salladı.
"Eee tabii... İki kişi varken niye bir kişiyle yetinesin ki?" dedi.
Ardından kahkahasını bastırıp yeniden işinin başına döndü.
Üçümüz de birkaç saniye boyunca şaşkınca birbirimize baktık. Dadı Kalfa'nın ne demek istediğini anlamaya çalışıyorduk.