Keşfet

Söylenmeyenler

İki Zaman Arasında: Kaderin Oyunu

Elif Yılmaz

1600

Hayatta hep bir şeyler yapmaya çalışırız, bazı şeylere ulaşmaya çalışırız, çaba sarf ederiz. Başardığımızda ise aslında hiç ulaşmadığımızı fark ederiz. İşte asıl yenilgi budur.

Yutkundum... Boğazıma oturan yumruyu yok etmek istercesine bir kez daha yutkundum.

Bana bakmıyordu; beni adeta ilmek ilmek inceliyordu. Heyecanımı gizlemeye çalışırken bir kez daha yutkunduğumda, bakışları aşağı yukarı hareket eden adem elmama kaydı. O an, bakışlarındaki yoğunluk katlandı ve bu sefer onun da yutkunduğunu gördüm.

Aramızda ağırlaşan bu sessizlikten sıyrılıp bir şey söylemeden geri çekilecektim ki kapı çalındı. Hızla onunla arama mesafe koyarak geriledim ve sesimin titrememesine gayret ederek bağırdım:

"Müsaitim, gelebilirsiniz!"

Kapı yavaşça açıldı. İçeri Dadı Kalfa ve Ozan girdi.

Dadı Kalfa, yüzündeki ciddi ifadeyle, "Yasemin, Paşa seni çağırıyor. Aşağıda hâlâ misafirlerimiz var," dedi.

Yalnızca başımı sallamakla yetinip hemen yanlarından geçtim. Ozan başını kaldırıp bize bakmıyordu bile; sanki gerçek bir muhafız gibi, görevinin getirdiği o ciddi duruşla adımlarımı takip ediyordu. Onunla birlikte Eren ve Dadı Kalfa da geliyordu. Arka arkaya dizilmiş küçük bir kafile gibi aşağıya doğru ilerlemeye başladık.

Herkes büyük salonda oturuyordu ama çıt çıkmıyordu; ortamda ağır, koyu bir sessizlik hâkimdi. Babam beni görür görmez aniden ayağa kalktı ve özlemle bana sarıldı. Ben de kollarımı sıkıca ona doladım.

Ozan, Eren ve Dadı Kalfa ise biraz geride durmuş, tek bir kelime etmeden bu kavuşmayı izliyorlardı.

Paşa babamın güvenli kollarından sıyrıldığımda gözlerim Kaya’yı buldu; bakışlarında sönmeyen bir endişeyle beni süzüyordu.

O sırada paşa babam ellerini iki yanağıma koydu. "Güzel kızım benim, beni öylesine korkuttun ki..." diyerek yanaklarımı içtenlikle, öpücüklere boğdu. İçimden yükselen yüz buruşturma isteğini bastırmak için büyük bir çaba sarf ettim.

"Nasıl olur da senin rızanın olmadığı bir izdivaca 'evet' derim ben?" diye mırıldanırken beni yeniden göğsüne bastırdı. Zoraki bir tebessümle kollarından sıyrılmayı başardığım ilk anda, yüzümdeki ıslaklığı kimseye sezdirmeden hızla sildim.

Resul Paşa ayağa kalkarak, "E, vakit epey geç oldu. Biz de kalkalım artık," dedi.

Paşa babamla vedalaşıp sarıldılar. Ardından hepsi bir anda konağın kapısına doğru hareketlenmeye başladı. Salonda bir tek Kaya, ben, Eren, Ozan ve Dadı Kalfa kalmıştık.

Arkamdakilere dönüp, "Bizi biraz yalnız bırakabilir..." diye tamamlayacaktım ki Kaya'nın sesiyle duraksadım.

"Mühim değil," diyerek söze girdi.

Dönüp doğrudan gözlerinin içine baktım. Bakışlarındaki gizli duyguyu anlamak zordu; öfkelenmiş miydi, yoksa kalbi mi kırılmıştı?