Yalanlar ve Bedelleri
İki Zaman Arasında: Kaderin Oyunu
2026
Yasemin
Bu hayatta bencil olacaksın; zira kimse sana hayran değil. Bencil olduğun için suçlanacaksın, sana 'kötü' diyecekler; ama eğer önce kendini düşünmezsen, asıl kötülüğü kendi canına yapmış olursun. Karşıma çıkan her kim olursa olsun, adına ve şanına bakmadan bir kalemde harcarım. Benim gibi yaşamak istiyorsan, kimi çiğneyip geçtiğine de bakmayacaksın. Kır ama kırılma; benim bu hayattaki tek kuralım budur.
Dün Ozan ve Eren'le kavga etmiştim ve ikisini de yanıma almamıştım. Hâlâ ilişkimize alışamamışlardı; onları suçlamıyordum lakin böyle didişmelerinin de kimseye bir faydası yoktu. Zira ben, ikisinden de vazgeçmeyecektim.
Yatakta tek olmanın verdiği keyifle gerildim. Başımı sağa doğru döndürdüm; masada kahvaltım yoktu. Esneyerek, "Dadı kalfa, kahvaltım nerede?" diye bağırdım ama ne kapımın önündeki Ozan'dan ses vardı ne de dadı kalfadan.
Oflayarak oturur pozisyona geldim. Gözlerimi ovuşturuyordum ki üzerime dikkat kesildim; beyaz uzun geceliğim yoktu. Siyah dantelli, sıfır kol, ince askılı bir elbise vardı. Dehşetle üzerime bakıyordum. Bu neydi böyle?
"Bunu bana kim giydirdi!" diye bağırdım ama kimse gelmedi. Sonra kafamı kaldırmamla bir koltuk gördüm; kalın, uzun, altında tekerlek vardı. Gözlerim kocaman açılmıştı.
Masanın ortasında, çerçevesi kapkara, içi ise donmuş duman renginde bir cam parça duruyordu. Ne bir gaz lambası vardı ne de bir mum, lakin o camın arkasında garip bir karanlık gizliydi. Masanın üzerinden aşağıya doğru kapkara, esnek demir halatlar, sanki masayı yere sabitlemek ister gibi uzanıyordu. Dokunmaya korktuğum bu simsiyah kordonlar, masanın üzerindeki o gizemli kutuya bağlanmıştı. Sanki o kutuyu besleyen uğursuz damarlar gibiydiler.
Ellerimi saçlarıma atıp ayağa kalktım; gözlerim dolmuştu. "Allah'ım, burası neresi böyle?" Gözlerimden yaşlar süzülüyordu ve ben bu anlamsız odaya bakıyordum. Neredeydim ben böyle?
Sağa sola bakarken aynalı masada bir portre gördüm... Hayır, portre gibi değildi; bu küçük bir nesnenin içinde, bir kâğıt var gibiydi. Üzerinde insanlar da vardı. Kaşlarımı çatarak oraya doğru ilerledim. Küçük çerçevenin içindeki o resimde; tıpatıp bana benzeyen bir kız, bir anne ve bir baba duruyordu.
Bir anda gözlerim aynaya takıldı; gözlerim değişmişti, siyah olmuşlardı. Yeşil ve mavi gözlerim gitmişti... Aynada gözlerime dokundum. Bir anda kahkaha attım, bir yandan da gözyaşlarım akıyordu. Sonra tekrar o kıza baktım... Fakat hemen ardından, kapının arkasında bir mektup gözüme çarptı.
Hızla elimdekini masaya bırakarak eğilip mektubu aldım. Hızlı adımlarla yatağıma oturup zarfı açtım; içinden rengarenk bir kuş figürü çıktı ve altında bir yazı vardı:
İşte sana gerçekten bencil olma fırsatı veriyorum Elif Yılmaz. Yeni hayatına merhaba de ve sevgililerini bul.- Z.T
Ozan
Küçüklüğümü çok hatırlamıyordum; on sekiz yaşında ailemden ayrılıp, devşirilip bu saraya gelmiştim ve Yasemin'i görmüştüm. İlk gördüğüm andan beri ona tutulmuştum, gözlerimi ondan alamıyordum. Ama sarayda, hele ki paşanın kızına yaklaşmak çok zordu. Yasemin, babası Ethem Paşa'ya söyleyip beni kendi şahsi koruması yapmıştı.
Tabii o zamanlar biri daha devşirilip gelmişti: Eren. Ve üçümüzün içinden çıkılamayacak, imkânsız hâle gelmemiz işte böyle başlamıştı. Yasemin ikimizi aynı anda gördüğünü iddia edip ikimizi de istediğini söylediğinde, ondan ayrı kalmamak için tamam'demiştim. Bazı geceler Eren'i öldürmeyi dahi düşünmüştüm.
Dün gece Yasemin'le onun odasında kalmayı düşünüyorduk. Ama Eren de ben de Yasemin'le kalmak istiyorum deyince ortalık karıştı. Sonunda hiçbirimiz onun odasında yatamadık. Kavga ettik. Yasemin de ikimizi de odasına almadı. Zaten bu durum her açıdan riskliydi.
Ben de muhafızların hep beraber uyuduğu odada uyumuştum. Gözlerimi kavga sesleriyle araladım; bu sarayda kavga olmazdı, bu yüzden şaşırarak birden ayağa kalktım. Fakat bir terslik vardı. Üstümdeki ne keten bir iç entarisiydi ne de çakşır... Hayatımda hiç görmediğim, teni tuhaf bir yumuşaklıkla saran, iki parçalı garip bir kumaşın içindeydim. Üstümdeki giysinin ne kuşağı vardı ne de bildiğim düğmeleri; altımdaki ise belimi lastik gibi esnek, büyüleyici bir şeyle kavrayıvermişti. Neredeydim ben, üstümdekiler neyin nesiydi?
Odanın tam ortasında durdum. Etrafı inceleyecekken yine bağırış sesleri dikkatimi çekti. Çekinerek kapıyı açmaya gidiyordum ki karşımdaki dolaplı aynada kendimi gördüm. Durup şaşkınlıkla kendime, sonra tekrar etrafa baktım; sarayda değildim. Bağırış sesleri iyice yükselince hızla kapıyı açtım. Kapının önünde bir mektup vardı.
Hızlıca mektubu aldım. Bağırış sesleri sadece yükselmekle kalmamış, eşya kırma sesleri de gelmeye başlamıştı. Hızla kapıyı arkamdan kapatıp mektubu açtım.
içinden rengarenk bir kuş figürü çıktı ve altında bir yazı vardı:
İyi insanlar sadece kendini düşünenler değildir.... Sustuğunuz her şeyin bir bedeli var. - Z. T
Eren
Dün olanlar hâlâ aklımdaydı; Yasemin'i çok özlüyor, ondan ayrı kalamıyordum. Evet, dün Yasemin'i paylaşamamıştım. Bir başkasının ona dokunmasına dahi tahammül edemiyorken, kalbinin yarısının bile bir başkasında olduğunu bilmeyi kaldıramıyordum Ve bu hâlimi Yasemin'e yansıttıkça benden vazgeçeceği korkusu, etrafımı saran bu anlamlandıramadığım yabancı odada, her yanımı amansızca sarıyordu.
Daha kendime tam gelemeden, odamın kapısının arkasından bağırış sesleri geliyordu. Hayır, sadece bağırış değil, bir kadın çığlığıydı bu... Üstümde ne olduğuna dahi bakmadan hızla kapıyı açıp merdivenlerden indim. Ses mutfaktan geliyordu. Tam karşımda bir adam, bir kadını acımasızca dövüyordu. "Yasemin,"dedim mırıldanarak, Neredeydi o, burası neresiydi? Daha fazla dayanamadım; adam kadına bir kere daha vuracakken, hızla atılıp adamın havada kalan elini tuttum.
Adam şaşırarak, "Oo, sen adam oldun da bana mı el kaldırıyorsun yavşak it?" deyip sağ yanağıma okkalı bir tokat attı. Yere düşmedim lakin başım sola eğildi. Yerdeki kadın, "Oğlum iyi misin?"deyince refleksle, "Ne?" dedim. Ne diyordu bu kadın? İkisine de baktım; ne çok genç ne de çok yaşlılardı.
Adam yüzüme doğru tükürüp, "Allah belanızı versin, ölseniz de kurtulsam!" dedi ve ceketini alıp evden çıktı. Anın şokuyla merdivenleri çıkıp odama girdim, kapıyı kapattım. Tam o anda masanın üzerinde bir mektup gördüm.
Hızlıca kapıyı kontrol ederek mektubu açtım. İçinden rengarenk bir kuş figürü çıktı ve altında bir yazı vardı:
Kaderden kaçtıkça yalana sığınırsınız, yalandan kaçtıkça zamanda sıkışırsınız.- Z. T