Beklenmedik geliş
Eve döndüğümde babam beni bahçede bekliyordu. Babamı görünce çok şaşırdım çünkü normalde yurt dışında çalışır ve neredeyse yılda sadece bir iki defa gelirdi. Onu görünce koşarak ona sarıldım. O da beni gördüğüne mutluydu. Başımı okşayıp:
“Seni çok özledim, Sümbülüm,” dedi.
Evet, Sümbülüm... Ben daha doğmamışken annem bana böyle hitap edermiş. Babam, anneme benzediğimi; hep onun gibi anlayışlı ve sakin bir yapım olduğunu söylerdi.
Keşke onu bir kez olsun tanıyabilseydim ama bu imkânsızdı. Annem beni doğururken vefat etmişti. Abim de bunun benim suçum olduğunu söyleyerek beni terk etmişti. Onu altı yaşımdan beri görmüyordum. Babamla beraber yurt dışındaydı.
Babam benim de onun yanına gitmemi istiyordu ama ben İstanbul'dan ayrılmak istemiyordum.
Babam:
“Nasılsın?” diye sordu.
“İyiyim. Seni gördüm, daha iyi oldum. Neden haber vermeden geldin? Sana tatlı yapardım.”
“Ooo, benim Sümbülüm büyümüş de tatlı yapmayı mı öğrenmiş?”
“Off, baba! Tabii ki büyüdüm. Görmüyor musun? Fatma ablayı bile geçtim.”
Fatma ablam benim bakıcım gibiydi. Bunca zaman bana o bakmış, o büyütmüştü.
Fatma ablam babamın yeğeniydi, benim de öz ablam gibiydi. Anne ve babası, yani yengem ve amcam da yurt dışında yaşıyorlardı. O da benimle beraber burada kalıyor ve üniversite okuyordu.
Babam:
“Demek onu da geçtin. Ee, bana çekmişsin. Tabii ki uzun olacaksın,” dedi.
Gülerek:
“Evet, tabii ki öyle olacağım,” dedim.
Sonra bahçenin kapısından Fatma ablam girdi. O da çok şaşırmıştı.
“Amca, senin burada ne işin var?” deyip gelip babama sarıldı.
Babam:
“Sürpriz yaptım. Sevinmediniz mi?”
“Hayır amca, tabii ki sevindik ama keşke deseydin, yemek yapardım. Evde pek bir şey yok,” dedi.
Babam:
“Ben bavullarımı yerleştirdim. Evde yemeyelim, sizi güzel bir restorana götüreyim.”
“Bir dakika, bavullar mı? Baba, ne kadar kalacaksın ki?”
“Bir süre.”
“Bir süre mi? Ne kadar bir süre?”
“Eve gelince konuşuruz. Hadi gidelim.”
Bizi Boğaz kenarında harika bir restorana götürdü. Her şey çok güzeldi.
Eve geldiğimizde çok yorgundum ve yarın da erkenden okula gitmem gerektiği için erkenden yattım.
Sabah uyandığımda tam zamanında uyanmıştım. Bu yüzden mutluydum. Mutfaktan sesler geliyordu. Aşağı indim. Babam ve Fatma ablam kahvaltı hazırlıyorlardı.
Babam beni görünce:
“Sümbülüm, hadi gel, yemek ye,” dedi.
Ben de:
“Ben kahvaltı yapmam ki, sabah sabah midem bulanıyor,” deyip dolaptan kahve çıkarıp onu içtim.
Babam, yemesen bile bizimle sofraya otur diyerek ısrar etti. Onu tabii ki kırmadım ve oturdum.
Bana:
“Ee, okulun nasıl gidiyor?” dedi.
“İyi, gayet güzel gidiyor,” dedim.
İçimden, “Dün okulu astığımı öğrenirse canımı okur,” diye geçirdim.
“Ooo, iyi. Aferin. Derslerin de iyi mi?”
“Evet, evet. Onlar da iyi.”
“Peki arkadaşların? Sevgi’yle hâlâ arkadaş mısınız?”
“Evet. Sonra Yunus, Mert…”
Bir an duraksadım.
Babam bana bakıp:
“Ee?” dedi.
“Bir de Ege var,” dedim.
Babam:
“Hımm, anladım,” dedi.
“Neyi?”
“Bilmem."
"Ne bilmemi, baba?"
“Bir şey demiyorum.”
“Yüzünden belli.”
“Senin de belli,” dedi.
Fatma ablam bize bakıp güldü.
“O Ege’yi ben de ilk defa duydum .”
“ yaa Abla."
"tamam tamam. Kızma, sustum.”
Babam, "bir dakika bekle,” deyip odasına gitti.
Elinde paketlerle geri döndü.
“Sana ve arkadaşlarına aldım. Ama Ege’yi bilmiyordum. Kendime de almıştım ama hiç açmadım. Ona da verirsin.”
“Neyi?” deyip paketlerin içine baktım.
Babam parfüm almıştı. Bana, Sevgi’ye, Mert’e ve Yunus’a ayrı ayrı parfüm almıştı. Ege’yi bilmediği için kendine aldığı parfümü de ona vermişti.
“Teşekkür ederim,” deyip evden çıktım ve okula doğru gitmeye başladım.
Yolda, “Acaba Ege’ye nasıl vereceğim?” diye düşünüyordum. Ne diyeceğimi bilmiyordum.
Okula vardığımda Sevgi beni koridorda bekliyordu. Beni görünce koşarak yanıma geldi.
“Nerelerdesin sen? Niye dün gelmedin?”
“Sanada günaydın, Sevgi.”
“Off İdil, söylesene. Sen yokken çok sıkıcıydı.”
“Tamam, özür dilerim. Uyuya kalmışım, geç kaldım. Sonra da üşenip hiç gelmedim.”
Sevgi bana bayağı sinirlenmişti. Onu mutlu etmenin yolunu biliyordum. Çantamdan parfümü çıkarıp ona verdim.
“Bu ne?” dedi.
“Parfüm. Babam sana almış.”
“Nee? Zafer amca döndü mü?”
“Evet.”
“Niye söylemedin?”
“Ben de bilmiyordum. Sürpriz yapmış.”
“Ayy, canım arkadaşım, çok mutlu oldum,” deyip bana sarıldı.
Sevgi'yle 1. sınıftan beridir arkadaşız ve birbirimiz hakkında çoğu şeyi biliyoruz. Sevgi, her ne kadar dile getirmese de babamla az görüştüğüm için üzüldüğünü biliyordum.
“Tamam, tamam, boğdun beni. Bırak,” deyip ortamı neşelendirmeye çalıştım ama Sevgi'nin gözleri dolmuştu bile.
“Ayy Sevgi, duygusala bağlamaya ne gerek var?”
“Tamam, tamam, ağlamıyorum. Sen nasılsın, mutlu musun?”
“Evet, çok mutluyum,” dedim.
Koridorun sonundan Mert ve Yunus geliyordu. Yunus neredeyse bir haftadır okula gelmemişti. Onlara gitmeye fırsat da bulamamıştım. Yanımıza geldiler.
“Yunus, sen nerelerdesin?” dedim.
Yunus bana bakıp:
“Hastaydım, ondan gelemedim. Zafer amcam gelmiş diye duydum, doğru mu?”
“Evet, doğru.”
“Ooo, çok sevindim. Çıkışta size gelicem o zaman.”
“Tamam, tamam,” deyip geçiştirdim.
Çantamdan parfümleri çıkarıp Mert ve Yunus'a verdim. İkisi de teşekkür edip gittiler.
Sırada bir tek Ege kalmıştı.
Sevgi'yle beraber derse girdik. Teneffüs zili çalınca öğlen arasına girmiştik. Kantine doğru gittik. Merdivenlerde Ege'yle karşılaştım.
Ege bana bakıp gülümsedi.
“Merhaba, sabah seni göremedim,” dedi.
Ben de:
“Merhaba, evet, ben de seni göremedim,” dedim.
“Sevgi, ben çok açım. Sizi bekleyemeyeceğim, gidiyorum,” deyip yanımızdan gitti.
Ege'yle ben bakışıp güldük.
“Ege, sana bir şey vermem gerek.”
“Ne, bana mı?”
“Evet, sana. Babam yurt dışından geldi. Arkadaşlarıma parfüm almış, sana da vermemi istedi.”
Ege bana bakıyordu ama içinde garip bir huzursuzluk olduğunu anlayabiliyordum.
“Bana da mı almış?” dedi.
“Şey, aslında seni tanımıyor. Mert'e, Yunus'a ve Sevgi'ye almış. Biri fazladan vardı, ben de sana vereyim dedim.”
“Aaa, demek öyle. Teşekkür ederim,” deyip aldı.
Sonra bana bakıp gülümsedi.
“Neyse, ben artık gideyim,” dedim ve kantine gittim.
Derken sonunda okul bitmişti. Sevgi'yle vedalaşıp eve doğru yola çıktım.
Eve geldiğimde zile bastım. Kapıyı babam açtı.
“Hoş geldin, İdil,” dedi.
Bu kez “Sümbülüm” dememişti. Ona baktım. Benimle bir şey konuşacağı belliydi.
“Hoş buldum,” dedim ve içeri gittim.
“İdil, sen üstünü değiştir ve yanıma gel. Bir şey konuşmamız lazım,” dedi.
Yüzünden ciddi bir şey olduğunu anlamıştım.
“Tamam,” deyip odama geldim. Üstüme rahat bir şeyler giyip çalışma odasına geçtim.
Babam masada oturuyordu. Gözüyle karşıdaki koltuğu işaret edip:
“Otur,” dedi.
Çok gergindim. Koltuğa oturdum ve ona baktım.
“İdil, seninle önemli bir şey konuşacağım,” dedi.
“Evet baba, önemli olduğu belli oluyor,” dedim.
Babam tam ağzını açacakken kapının zili çaldı.
“İşte geldi,” dedi.
Ben şaşırmış bir şekilde babama bakıyordum. İçim ise çok huzursuzdu.
Bu kadar önemli olan neydi ve kim gelmişti?
Yorumlar
- Elvan Menteş: Vaa kalemine sağlık çok heyecanlı bir yerde bırakmışsin bir diğer bölümüde yine erkenden bekliyorum ☺️