Keşfet

Bir günlük kaçış

İmkansızım

Sabah uyandığımda alarmı duymamıştım ve çok geç kalkmıştım. Acele ederek çantamı hazırladım ve formamı giyip dışarı fırladım.

Okula doğru yürüyordum ama karşı kaldırımda bizim okul formasını giyen birini gördüm. Uzak olduğu için ilk başta kim olduğunu anlamadım ama sonra o kıvırcık saçlardan tanıdım. Bu kişi Ege'ydi.

Ama bir terslik vardı. Okula gitmesi gerekirken neden kaldırımda otursun ki, hem de bu kadar geç kalmışken?

Karşı yola geçtim ve ona doğru yürüdüm.

“Ege!” diye seslendim.

Ege benim sesimi duyup bana doğru baktı ama geç kalmaktan daha büyük bir sıkıntı vardı.

Ege'nin üstü başı dağılmış ve biri tarafından hırpalanmış gibiydi. Yüzünün bazı yerlerinde küçük sıyrıklar vardı ama o küçük sıyrıkları gördüğümde elim ayağım boşalmıştı.

“Ege, sen iyi misin?” diye telaşla sordum.

Ege bana baktı ve yine küçük bir tebessümle:

“İyiyim,” dedi.

Ama iyi olmadığı her hâlinden belliydi.

Ona baktım ve ben de gülümsedim.

“İyi olduğuna sevindim,” dedim.

Ona korktuğumu çaktırmamaya çalışıyordum.

Ege'nin yanına kaldırıma oturdum ve çantamdan birkaç yara bandı çıkardım.

Ege:

“Bunlar ne?” dedi.

Ben de:

“Çikolata neye benziyor? Tabii ki yara bandı,” dedim.

“Bunlar ne için?”

“Senin suratın için.”

Bana alaycı bir şekilde sırıttı.

“Ne oldu, bu haldeyken nasıl gülümseyebiliyorsun ki?” dedim.

Hiçbir şey demedi. Sadece elinden oyuncağı alınmış bir çocuk gibi bana üzgün gözlerle bakıyordu.

Onu o an ilkokuldaki hâlime benzettim.

“Ver, ben kendim yapıştırırım.”

“Kendi suratını göremiyorsun ki, nasıl yapıştıracaksın? İstersen ben yaparım.”

Hafifçe başını salladı.

Yara bantlarını yanağındaki sıyrığa ve çenesindekine yapıştırdım. Ben yapıştırırken canı acıyordu ama hiç ses çıkarmıyordu.

“Bitti,” dedim ve tekrar yanına oturup bağdaş kurdum.

Ona bakmasam bile bana baktığını hissedebiliyordum.

“Ee, ne olduğunu sormayacak mısın?” dedi.

Ben de ona dönüp:

“Hayır,” dedim.

Bana şaşkınca bakıyordu.

Tekrar önümü döndüm.

“Her insanın bir sıkıntısı var ve bunları anlatmak istemez. Ben de bazı şeylerimi anlatmam.”

Tekrar ona döndüm.

“Anlatmak istersen zaten kendin anlatırdın. Benim sormam gerekmez,” dedim.

Ege bana baktı. Bu sefer yüzü biraz daha ciddiydi.

“İdil,” dedi.

Ben de:

“Hım?” dedim.

“Anlayışın için teşekkür ederim.”

Başımı hafifçe sallayıp gülümsedim. O da bana gülümsedi.

Biz bunları konuşurken birinci ders çoktan bitmiş, belki de ikinci derse geçmişlerdi. Ben telefonumdan saati Ege'ye gösterdim.

“Sence ikinci ders başlamış mıdır?” diye sordum.

Ege başını salladı.

Elimle alnıma vurdum.

“Off, hiç gidesim yok,” dedim.

O an yine deliliğim tutmuştu. Birden Ege'ye dönüp baktım. Ege, “Ne oldu?” der gibi bana bakıyordu.

“Okulu asalım.”

“Ne yapalım?”

“Okulu asalım işte. Zaten çok geç kaldık. Sen geç kalmadın mı?”

“Yok, benim ilk iki dersim zaten boştu.”

O öyle deyince ister istemez yüzüm düştü.

“Ne oldu, İdil?”

“Okulu asamayacağız diye üzüldüm.”

“İyi de ben dersim boş dedim. Seninle beraber asamam demedim ki.”

Şaşkınca yüzüne baktım.

Bana tekrar gülümsedi.

“Okula geç kalmadım ama gitmek istemiyorum. Hadi asalım,” dedi.

O an o kadar mutluydum ki… Onun parlayan gözlerine bakıyor ve içimden ona tekrar hayran kalıyordum.

Ben bunları düşünürken Ege bir anda ayağa kalktı ve elimden tutup beni çekti.

Ben ne olduğunu anlamamıştım.

Ege bana baktı.

“İdil, arkana bakmadan tüm hızınla koş.”

Ben “Niye?” demeye kalmadan beraber koşmaya başladık.

Koşarken elimi tutuyor ve daha hızlı koşmak için beni çekiyordu. Yaklaşık iki mahalle aşağı koştuk.

En sonunda çok yorulmuştum. Ege yorulduğumu anlayıp durdu.

“İyi misin?” diye sordu.

“Evet, iyiyim de niye koşuyoruz?” dedim şaşkınlıkla.

Ege:

“Ben bizim okulun müdür yardımcısını gördüm. Bizi görseydi bu sefer disiplinden kaçamazdık,” dedi.

Ona şaşkınca bakıyordum.

Bir anda istemsizce kahkaha attım. Kendimi durduramıyordum.

O da bana ayak uydurdu ve gülmeye başladı.

Bir süre öylece gülmeye devam ettik. Koşmaktan nefes nefese kalmıştık ama nedense bu durum ikimizin de daha çok gülmesine sebep oluyordu.

Bir süre sonra Ege kendini toparlayıp:

“Tamam, tamam. Artık gülme,” dedi.

“Sen de gülüyorsun ama.”

“Ben gülebilirim.”

“Niye?”

“Çünkü benim kurallarım böyle.”

Gözlerimi devirip:

“Ne kadar da adil,” dedim.

Ege tekrar gülümsedi.

Sonra etrafımıza baktı.

“Şimdi ne yapacağız?”

“Bilmem. Okulu asmaya karar verdik ama nereye gideceğimizi düşünmedik.”

“Senin bir fikrin yok mu?”

“Benim mi? Okulu asmayı sen kabul ettin.”

“Teklif eden sendin.”

“Evet ama kabul eden de sensin.”

İkimiz de birbirimize bakıp gülmeye başladık.

Sonra biraz ileride küçük bir park gördüm.

“Şuraya gidelim mi?”

Ege başını salladı.

“Olur.”

Beraber parka doğru yürümeye başladık.

Park çok kalabalık değildi. Birkaç çocuk oyun alanında oynuyor, birkaç kişi de banklarda oturuyordu.

Boş bir banka oturduk.

Ben çantamı yanımda bıraktım ve derin bir nefes aldım.

“Sonunda oturabildik.”

Ege bana bakıp:

“Çok mu yoruldun?” dedi.

“Sen beni iki mahalle koşturursan tabii yorulurum.”

“Ben seni çekmeseydim hâlâ müdür yardımcısının karşısında olabilirdin.”

“Tamam, tamam. Teşekkür ederim.”

“Rica ederim.”

Bir süre sessizce oturduk.

Normalde sessizlikten hiç hoşlanmazdım ama onun yanında garip bir şekilde rahatsız olmuyordum.

Ege:

“Bugün burada olduğun için teşekkür ederim.”

Şaşkınlıkla ona baktım.

“Ne alaka?”

“Bilmiyorum.”

Küçük bir tebessüm etti.

“Belki de uzun zamandır ilk defa kafamı başka bir şeye verebiliyorum.”

Ne diyeceğimi bilemedim.

Sadece ona baktım.

Sonra hafifçe gülümsedim.

“İyi. O zaman bugün kafanı başka şeylere vermeye devam et.”

“Mesela?”

Bir an düşündüm.

“Mesela…”

Çantamı açıp içinden telefonumu çıkardım.

Sonra telefonumdan haritayı açtım.

“Bak, burada bir kafeterya var.”

“Sen kahve mi içeceksin?”

“Hayır.”

“E o zaman?”

“Yemek yiyeceğim.”

Ege kahkaha attı.

“Sen de Sevgi gibisin.”

“Ne alaka?”

“İkinizin de aklı fikri yemekte.”

“Sevgi'yi nereden biliyorsun?”

“Okuldan biliyorum. Herkes tanıyor onu.”

“Evet, maalesef.”

“Maalesef mi?”

“Evet. Çünkü benim bütün sırlarımı biliyor.”

Ege hafifçe gülümsedi.

“Benim hakkımda da mı?”

Bir an duraksadım.

“Şey…”

Ege kaşlarını kaldırdı.

“Ne?”

“Yani…”

“İdil?”

“Adını öğrenmek için biraz uğraştım.”

Ege'nin yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

“Öyle mi?”

“Evet ama yanlış anlama. Sadece merak ettim.”

“Ben bir şey demedim ki.”

“Suratından belli.”

İkimiz de gülmeye başladık.

Ama o an Ege'nin yüzündeki gülümsemeye bakarken sabahki hâli tekrar aklıma geldi.

Üstü başı dağılmıştı.

Yüzündeki sıyrıklar…

Ve gözlerindeki o garip ifade.

Bir şey olduğu kesindi.

Ama ne olduğunu öğrenmek için onu zorlamak istemiyordum.

Belki zamanı geldiğinde kendisi anlatırdı.

Ben de sadece yanında olacaktım.

En azından şimdilik.

Kafeteryaya gidip bir şeyler yedikten sonra uzun uzun oturduk. Aslında okuldan kaçtığımızı düşününce yaptığımız şey pek de heyecanlı değildi ama nedense onunla olunca her şey daha eğlenceli geliyordu.

Bir ara Ege telefonuna baktı.

“Kaç oldu?”

Ben de kendi telefonuma baktım.

“Daha öğle bile olmamış.”

“Bugün okulda olsaydık şu an dersteydik.”

“İyi ki değiliz.”

Ege gülerek başını salladı.

“Sen gerçekten okuldan nefret ediyorsun.”

“Hayır, sadece derslerden nefret ediyorum.”

“Arasında pek fark yok.”

“Var.”

“Ne farkı var?”

“Okulu seviyorum. Ama okulda ders olmasa daha çok severdim.”

Ege kahkaha attı.

“Çok mantıklı.”

Bir süre daha konuştuk. Okuldan, öğretmenlerden, arkadaşlarımızdan ve aklımıza gelen saçma sapan şeylerden bahsettik. Konuştukça zamanın nasıl geçtiğini fark etmemiştik.

Bir ara Ege saatine baktı.

“Artık dönsek iyi olur.”

Ben de başımı salladım.

“Olur. Ama okulun önünden geçmeyelim.”

“Neden?”

“Ya müdür yardımcısı yine karşımıza çıkarsa?”

Ege gülmeye başladı.

“Sen ondan bayağı korktun.”

“Tabii korkarım. Sen beni koşarak kaçırdın.”

“Ben seni kurtardım.”

“Tamam, kahraman.”

Birlikte dışarı çıktık.

Yolda yürürken hava biraz serinlemişti. Yan yana ilerliyorduk ama ikimiz de bir süre sessiz kaldık.

Yorumlar

  • Elvan Menteş: kalemine sağlık güzel bir bölümdü