Hiç Nefret Etmedim
Babam ayağa kalkıp, “Ben açarım,” dedi. Bir şey demedim, sadece başımı salladım. Babam odadan çıktı ve aşağı indi. Odada onu bekliyor ve kim geldi diye düşünüyordum.
Aradan birkaç dakika geçti. Babamın ve birinin daha ayak sesleri geliyordu. Yukarı çıkıyorlardı. Babam odaya girdi, arkasında biri vardı ama göremiyordum. Babam yana geçti ve onu gördüm. Uzun boylu, beyaz tenli, saçları ve gözleri zifiri karanlık olan o kişiyi hemen tanıdım.
Kalbim delice çarpıyordu. O şaşkınlıkla ayağa kalktım. Ona kilitlenmiştim. Gelen kişi abimdi. O da bana bakıyordu ama yüzünde nefretten çok hüzün olduğunu anlayabiliyordum.
Bir süre hiçbirimiz konuşmadık. Sadece birbirimize bakıyorduk. Onu karşımdan görmek, yıllardır kurduğum bütün düşünceleri bir anda birbirine karıştırmıştı.
Abim gözlerini benden kaçırıp odanın içine baktı. Babam ise kapının yanında sessizce duruyordu.
“İdil…” dedi abim.
Sesini duyduğum anda boğazım düğümlendi. Onu bu kadar yakından, kendi evimde göreceğimi hiç düşünmemiştim.
“Sen… gerçekten geldin,” diyebildim.
Abim başını hafifçe salladı.
“Geldim.”
Sesinde garip bir yorgunluk vardı. Bana kızgın olduğunu düşünüyordum ama gözlerine baktıkça bunun sadece kızgınlık olmadığını anlayabiliyordum.
Babam sessizliği bozdu.
“İkinizin konuşması gereken şeyler var.”
Abim tekrar bana baktı. Bu kez gözlerinde hem hüzün hem de söylemek istediği birçok şey olduğunu hissedebiliyordum.
Ben ise ne söyleyeceğimi bilmiyordum.
Babam, “Karan, ben çıkıyorum. Siz konuşun,” dedi. Sonra bana bakıp odadan çıktı. Artık onunla odada tektim. Birbirimize bakıyorduk.
Sessizlik uzun sürmedi. Abim, “Otur istersen, konuşmamız uzun sürecek,” dedi.
Başımı sallayıp oturdum. Onun sesini bile unutmuştum. Onun en son 11 yaşındaki hâlini görmüştüm ama aradan tam 9 yıl geçmişti. Bu 9 yıl içerisinde hiç değişmemişti. Sadece bana karşı olan o nefret dolu gözleri değişmişti.
Karşımda oturdu. Bir süre odayı incelemeye devam etti. Ben ise onu inceliyordum. Bir insan bunca yıl nasıl aynı görünebilirdi ki?
Gözleri sonunda bana kaydı. Yüzümü inceledi ve “Tıpkı anneme benziyorsun,” dedi.
Sesi soğuk ama içtendi.
Başımı sallayıp, “Evet, onu tanıyan herkes benzediğimi söylüyor,” dedim.
Abimin yanında “anne” kelimesini kullanmaya korkuyordum. Onun için bir anne katilinden farksızdım. Ama o da küçüktü ve artık büyümüştü. Acaba benim hakkımdaki düşünceleri değişmiş miydi?
Abim, “Evet, doğru söylemişler. Ama boyun babama çekmiş. Onun gibi uzunsun,” deyip hafifçe gülümsedi.
İlk defa gülümsediğini görüyordum. Sakince ona bakıyordum.
Abim, “İdil, senden özür dilerim. Biliyorum, çok geç. Sana doğduğundan beri sadece acı çektirdim. Tüm olanlardan seni sorumlu tuttum. Beni affetmeni beklemiyorum. Ne desen haklısın,” deyip başını eğdi. Yüzüme bakamıyordu.
“Hayır,” dedim. “Geç falan değil. Sen de haklıydın. Daha küçüktün. Benim yüzümden anneni kaybettin. Özür falan dileme.”
Bana baktı. Gözleri dolmuştu.
“Hayır, dediğin gibi küçüktüm. O yüzden seni sorumlu tutuyordum. Hatalı olan sen değildin. Kaderde bu varmış.”
O gözyaşlarını tutabiliyordu ama ben beceremedim. Gözyaşlarım hızlı bir şekilde aktı ama sesim çıkmıyordu.
Abim bir an sırıttı.
“Küçükken de böyleydin. Ağladığın zaman sesin hiç çıkmazdı. Ağladığını anlamamız için suratına bakmamız gerekiyordu,” dedi.
Ellerimle yaşlarımı silip gülümsedim.
Abim, “İdil, şunu bil. Ben senden nefret etmedim. Sadece seni sevmemeye çalıştım ama senden asla nefret etmedim. Her ne kadar sana seni sevmediğimi söyleyip suratına bakmasam da küçükken de seni gizlice, içten sevdim. Bebekken ağladığında kimse etrafta yokken ağzına emzik verir, beşiğini sallardım,” dedi.
O böyle konuştukça benim gözlerimdeki yaşlar dur durak bilmeden akıyordu. Silmeye yetişemiyordum.
Abim ayağa kalktı.
“Beni affedecek misin?” dedi.
Bu sefer gözlerini kaçırmadı.
Ayağa kalkıp yanına geldim. Abim şaşırmıştı. Bu kadar yakınlaşacağımı tahmin etmemişti. Onun gözlerine bakıyordum.
“Ben de senden hiç nefret etmemiştim, abi,” deyip sarıldım.
Abim de bana sarıldı. Sonunda aramızdaki kırgınlıklar bitmişti. Abimin yüzünü görmesem de ağladığına adım kadar emindim.
Biz sarılırken babam kapıya tıkladı. Abimle ayrıldık. Abim gözlerini sildi ve “Gir,” dedi.
Babam içeri girdi, bizi süzüp, “Ee, konuştunuz mu?” dedi.
“Ee, konuştuk. Ta seninle görüşmemiz lazım,” dedim sert bir tonla.
Babamla abim şaşkın ve gergin bir şekilde bana bakıyordu. Abimin elini tuttum ve havaya kaldırıp babamı azarladım:
“Abimin hâline bak! Sen hiç bu çocuğa yemek yedirmedin mi?”
Babamla abim gülmeye başladı. “Aynı anda aynı annesi,” dediler.
Ben de gülerek, “Ee, tabii. Sonuçta onun kızıyım,” dedim.
Sonra beraber gülmeye başladık.
Babam, “Sen onun kaslarını hiç görmedin. Ben onu çok iyi besledim,” dedi.
Abim de bana bakıp, “Yoo, beni hiç beslemedi,” deyip şirinlik yaptı.
Babam, “Şunlara bak, nasıl da birbirlerini koruyorlar,” dedi ve gururlu bir şekilde bize baktı.
Yarım saat kadar konuştuk. Bunca zaman neler yaptıklarını anlattılar. Benim okulumu ve arkadaşlarımı sordular.
Babam bir ara abime bakıp, “Bir de Ege diye biri varmış,” dedi.
Abim bana bakıp, “Ege kim?” dedi.
Ben babama sinirli bir bakış atıp, “Hiç, öylesine biri işte. Mert'in sınıfında,” dedim.
Abim bana bakıp, “Öyle mi? Anladım,” dedi.
Ben de daha çok soru soracaklarını bildiğim için, “Uykum var,” deyip odama geçtim.
Yatağa uzandım ve bunun bir rüya olmaması için dua ettim.
Yorumlar
- Elvan Menteş: @elvanmentes8 teşekkür ederim 🥰
- Frostquen: hemen okiycam 🫰😻🩷
- Elvan Menteş: kalemine sağlık güzel bir bölümdü 🥰 Bu arada Kayıp Köpek ve Son Melodi adlı iki kitabım var okursan sevinirim yorumlarını bekliyorum ☺️