Keşfet

Kar taneleri

İmkansızım

Bu sabah uyandığımda alarmım daha çalmamıştı. Saate baktığımda on dakika erken kalktığımı fark ettim. Tekrar yatağa uzanmak istedim ama uzanırsam bir daha kalkamayıp geç kalacağımı bildiğim için uzanmadım.

Yataktan kalkarak pencereye doğru ilerledim. Perdeyi açtığımda o eşsiz manzarayla karşılaştım. Kar taneleri gökyüzünde resmen dans ediyordu. Hayranlıkla izlemeye başladım. Yazı da seviyordum ama ben kesinlikle kış insanıydım. Tabii en ufak esintide üşüdüğümü saymazsak... Donsam da kış benim için bir başkaydı.

Ben bunları düşünürken telefonum çaldı. Arayan Sevgi’ydi. Telefonu açtığımda:

“İdil, çabuk dışarı bak! Kar yağıyor.”

“Balım, ben zaten gördüm.”

“Nee? Sen erken mi kalktın?”

“Evet, erken kalktım ve senden önce gördüm.”

“Off ya! Ben de senden önce gördüm diye hava atacaktım.”

Sessizce güldüm.

“İdil, bak, kıymetimi bil. İnsanlar kar yağınca sevgililerini ararlar, ben seni arıyorum.”

Bu sefer kahkaha attım.

“Ee, sen de bul kendine bir tane.”

Sevgi de gülmeye başladı.

Biraz konuştuktan sonra telefonu kapattım. Formamı giyip aşağı indim. Abim, her zamanki gibi erkenciydi. Mutfakta kendine bir şeyler hazırlıyordu. Beni görünce:

“Günaydın, İdil.” dedi.

Ben de “Günaydın.” deyip dolaba yöneldim. Dolaptan kahvemi alıp masaya oturdum. Abim de karşıma oturup sandviçini yerken bana baktı.

“Kar yağıyor, gördün değil mi?”

“Evet, gördüm. Çok güzel.”

“Peki, içlik giydin mi? Bak, sen en ufak esintide hastalanıyorsun. Dikkat et kendine.”

“Merak etme, giydim.”

Masadan telefonumu alıp saate baktım. Hâlâ vaktim vardı.

Abime dönüp, “Ee abi, sen işe ne zaman gideceksin?” diye sordum.

Abim saate bakıp, “Birazdan çıkarım.” dedi.

“Ben de seni bırakayım.”

“Olur.” dedim. Bu havada yürümek zor olurdu.

“Ee abi, şirket nasıl?”

“Güzel. Amcam bana iyi bir iş verdi.”

“İyi, iyi.”

Abim, amcamın şirketinde çalışmaya başlamıştı. Amerika’dan sıkılıp Türkiye’de benimle yaşamaya karar vermişti. Babam ise Amerika’da çok işi olduğu için orada kalmaya devam edecekti. Fatma ablam ise üniversitesine daha yakın bir ev bulmuş ve oraya taşınmıştı. Artık bu koca evde abimle tektim. Bu, daha fazla kaynaşmamıza neden olmuştu.

Abim yemeğini bitirip, “Hadi, çıkalım.” dedi.

Montumu giyip çantamı aldım. Abimle birlikte evden çıktık. Arabaya binip okula doğru yola çıktık. Kar hâlâ yağıyordu. Bir süre sonra okulun önüne geldik.

“İyi dersler.” dedi abim.

“Sağ ol abi.”

Arabadan indim ve bahçenin kapısına doğru yürüdüm. Sevgi bahçedeydi. Beni görünce gülümseyerek yanıma geldi.

“Günoo, beybi!”

Ben de gülerek, “Sana da günaydın.” dedim.

Sevgi, “Seni Karan abin mi bıraktı?” dedi.

“Evet, o bıraktı.”

“Tahmin etmiştim. Kardeşinin üşümesini istemez sonuçta.”

Gülümseyerek, “Ee, tabii.” dedim.

Gülerek okula girdik. Koridorda yürüyerek dersimizin olduğu sınıfa gittik ve sıraya oturduk. Beş dakika sonra hoca gelip derse başladı.

Dersi dinlemeye çalışıyordum ama gözüm hep pencereye kayıyordu. En sonunda direnmekten vazgeçip kafamı sıraya koyarak karı izledim. Sonra da uyuya kalmışım.

Sevgi’nin beni dürtmesiyle uyandım.

“Hadi, uyan artık. Ders bitti, teneffüste çıkalım.”

Ben de başımı sallayarak onayladım.

Sevgi elimden tutup beni çekiştirerek sınıftan çıkardı.

“Hadi, hızlı ol. Teneffüs bitmeden bahçeye çıkalım.”

“Ne ama kar yağıyor.”

“Zaten o yüzden çıkacağız.”

“Üşüyüp ağlama sonra.”

“Merak etme İdilcik, bir şey olmaz.”

Bahçeye doğru ilerlerken Ege’yle karşılaştık. Yanında Yunus ve Mert de vardı. Onlarla selamlaştık.

Sonra Sevgi, “Biz dışarı çıkacağız, siz de gelsenize.” dedi.

Mert karşılık verdi:

“Bizim alan şefini bulmamız lazım. İşimiz var. Sonra geliriz.”

Ege ve Yunus da başlarını sallayıp Mert’i onayladılar.

Biz de tamam deyip bahçeye çıktık.

Sevgi kolumdan çıkıp bahçenin ortasına doğru koştu. Ellerini açıp karın yağışını izledi. Sonra bana dönüp:

“Hadi, kar topu savaşı yapalım.” dedi.

Ellerime baktım. Eldiven takmamıştım. Soğuktan ellerim kıpkırmızı olmuş ve buz kesmişti ama Sevgi’nin heyecanını ve mutluluğunu görüp onu kırmak istemediğim için:

“Olur.” dedim.

“Yaşasın!” dedi.

Yerden kar alıp eliyle sıktı. Yamuk yumuk bir kartopu yaptı ve bana fırlattı. Ben kaçmaya fırsat bulamadım ve kartopu tam kafama çarptı. Neyse ki küçüktü.

Sevgi, “Yes be! Tam on ikiden!” diyerek güldü.

Ben de ona bakıp, “Ben sana şimdi gösteririm.” dedim.

Elime bir avuç kar alıp kartopu yaptım. Benimki de yamuktu ama Sevgi’ninki kadar değildi. Kartopunu Sevgi’ye fırlattım ama yanına yaklaşmadı bile.

Sevgi gülerek, “Beceriksiz!” deyip benimle dalga geçti.

Sonra tekrar kar topu yapıp bana fırlattı ama bu sefer eğildim. Kartopu üstümden geçti ve arkadan bize doğru gelen Ege’nin yanına düştü.

Sevgi, “Ayy, pardon!” dedi.

Ege gülümseyip, “Sorun yok.” dedi.

Yunus, “Oğlum, mal mısın? Az daha kafana yiyordun.” dedi.

Mert de kafasını salladı.

Ege, “Abartmayın.” dedi.

O sırada ellerimi birbirine sürtüyordum. Ege bunu fark etmiş olmalı ki yanıma yaklaşıp bana baktı. Sonra ellerime bakıp:

“Üşüyor musun?” diye sordu.

“Biraz.” dedim.

Sonra hiç düşünmeden elindeki eldivenleri çıkarıp bana uzattı.

“Bunları giy.” dedi.

Şaşkınca ona baktım.

“Yok, gerek yok.”

“Hayır, gerek var. Ellerinin rengi gitmiş.”

Biraz tereddüt ederek ona baktım. Sonra eldivenleri aldım ve taktım. Biraz büyük olmuşlardı ama ellerimi şimdiden ısıtmıştı.

Ege’ye bakıp, “Teşekkür ederim.” dedim.

“Rica ederim.” deyip Yunus’la Mert’in yanına doğru gitti.

Mert, “Eldivenlerini İdil’e mi verdin?” diye sordu.

Ege başını salladı.

Yunus da gülerek, “Çok cömertsin ya.” dedi.

Ege, Yunus’a tip tip baktı.

Ben ise ellerime bakıyordum.

Sevgi, “Hadi, beraber kartopu savaşı yapalım.” dedi.

Yunus, “Aynen, olur.” dedi.

Mert’in pek gönlü yoktu ama Yunus ona koca bir kartopu fırlatınca sinirlenip onu kovalamaya başladı.

Sevgi, “Ben de onlarla oynayacağım.” deyip koşarak onların yanına gitti. Bir Yunus’a bir de Mert’e kartopu fırlatıyordu ve hepsini de denk getiriyordu. Mert ve Yunus Sevgi’den kaçıyordu. Ege ve ben de onları izleyip gülüyorduk.

Sonra zil çaldı.

Yunus ve Mert, “Hadi, derse gidelim.” deyip Ege’yi çağırdı.

Ege, “Tamam, geliyorum.” dedi.

Yunus, “Hadi oğlum, yok yazılacağız. Karın altında İdil’le romantik romantik takılma.” dedi.

Ege’nin yüzündeki gülümseme kayboldu.

“Yunus.”

Mert gülerek, “Tamam, tamam. Daha fazla kızdırma.” dedi.

Yunus ve Mert içeri girdiler.

Ege bana dönüp, “Kusura bakma.” dedi.

“Sorun değil.”

“Derse geç kalmayalım.”

“Tamam.”

Birlikte içeri doğru yürümeye başladık. Kar hâlâ yağıyordu. Ege kendi sınıfına doğru yürümeye başladı. Arkasını dönüp:

“Görüşürüz.” deyip el salladı.

Ben de, “Görüşürüz.” deyip Sevgi’yle beraber sınıfa girdim.

Sıraya oturduk. Ben derste arada bir elimdeki eldivenlere bakıp gülümsüyordum. Sevgi bunu fark etmişti. Bana bakıp:

“Ee, artık ellerin üşümüyordur herhalde.” dedi.

Ben de sırıtarak ona baktım.

“Ne oldu, kıskandın mı?”

Sevgi gülerek, “Aynen, çok kıskandım.” dedi.

Beraber gülmeye başladık. Galiba biraz sesli gülmüşüz ki hocanın uyarısıyla sustuk. Birbirimize bakıp sessizce gülmeye devam ettikten sonra dersi dinlemeye başladık.

Sonra zil çaldı.

Sevgi, “Çok şükür, sonunda öğlen arası.” dedi.

Elimden tutup, “Hadi, kantine gidelim. Karnım kazınıyor.” dedi.

Ben de başımı salladım ve beraber kantine gittik. Tost aldık ve boş bir masaya oturduk.

Arkadan Ege, Mert ve Yunus’un geldiğini gördüm. Yunus bizi görüp yanımıza koştu.

“Kuzen, yanınız boş mu?”

“Boş, oturabilirsiniz.” dedim.

Yunus gülümseyip Mert ve Ege’yi çağırdı. Onlar da selam verip masaya oturdular.

Bir süre hepimiz tostlarımızı yerken sohbet ettik. Sonra Ege bana dönüp:

“Eldivenler sende kalsın.” dedi.

Eldivenlere baktım.

“Ama senin.”

“Günün sonunda bana verirsin.”

“Tamam.”

Ege bir süre ellerime baktıktan sonra:

“Ellerin üşümüyor mu?” diye sordu.

“Artık üşümüyor.”

“İyi.”

Yunus kaşlarını kaldırıp Ege’ye baktı.

“Vay be.”

Ege ona dönüp, “Ne var?” dedi.

“Hiç. Sen bayağı ilgiliymişsin.”

Mert de gülerek, “Ben de aynı şeyi düşünüyordum.” dedi.

Ege ikisine bakıp, “Abartmay

Yorumlar

  • Derya Cengiz: sevginin seni arayıp heyecanla karı göstermesi hoştu Hemen bana da göstersin