Senin için
Sabah gözlerimi açtığımda odanın içi her zamankinden daha aydınlıktı.
Perdeyi biraz araladığımda kar yağdığını gördüm.
Dün yağan kar hâlâ erimemişti. Çatılar, arabalar, kaldırımın kenarları... Her yer beyazdı.
Bir süre camdan dışarı baktım.
Sonra aklıma dün geldi.
Ege'nin anlattıkları.
Bana söyledikleri.
O an yüzündeki ifadeyi düşündüm. Çok fazla soru sormamıştım ama yine de bana bunları anlatması içimde garip bir his bırakmıştı.
Telefonuma baktığımda geç kaldığımı fark ettim.
Hızlıca hazırlanıp odadan çıktım.
Mutfağa girdiğimde abim çoktan hazırlanmıştı.
“Geç kaldın.”
“Alarmı duymadım.”
“Belli.”
Çantamı alıp ayakkabılarımı giydim.
“Ben bırakayım seni.”
“Tamam.”
Arabaya bindiğimizde camdan dışarı bakmaya devam ettim. Yolların bazı yerleri hâlâ karlıydı.
Okula vardığımızda abime teşekkür edip arabadan indim.
Okulun kapısından içeri girdiğimde sınıfa çıktım. Sevgi sırasındaydı.
“Günaydın.”
“Günaydın.”
Çantamı sıraya bırakıp oturdum.
“Kar yüzünden zor geldin mi?”
“Yok.”
Bir süre konuşmadan telefonuna baktı. Ben de defterlerimi çıkardım.
Ders başladığında aklımı dağıtmaya çalıştım.
Gün normal ilerliyordu.
Teneffüslerden birinde sınıftan çıktığımda Ege'yi gördüm.
Beni fark edince yanıma geldi.
“Günaydın.”
“Günaydın.”
Kısa bir süre ikimiz de sustuk.
Dün konuştuğumuz şeylerden sonra aramızdaki sessizlik eskisi gibi değildi. Ne söyleyeceğimizi bilmediğimiz için oluşan bir sessizlikten çok, birbirimizin yanında susmaktan rahatsız olmadığımız bir sessizlikti.
“Ders nasıl gidiyor?” diye sordu.
“Şimdilik iyi.”
“Şimdilik mi?”
“Sonrasını bilmiyorum.”
Gülümsedi.
“Umarım kötü gitmez.”
“Umarım.”
Zil çalınca sınıflarımıza döndük.
Günün geri kalanı derslerle geçti.
Son ders bittiğinde Sevgi'nin başka bir işi vardı. Ben de biraz dolaşıp eve gitmeye karar verdim.
Okuldan çıktıktan sonra yakındaki bir mağazaya girdim.
Hava soğuk olduğu için içerisi oldukça sıcaktı.
Raflara bakarken Ege'yi gördüm.
Yanında daha önce hiç görmediğim bir kadın ve bir çocuk vardı.
Kim olduklarını bilmiyordum.
Biraz uzakta kaldım.
Kadın atkıların olduğu bölüme geçti.
Elindeki atkılardan birini çocuğa gösterdi.
“Bunu beğendin mi?”
Çocuk başını salladı.
Kadın atkıyı onun boynuna tuttu.
“Tamam, bunu alalım.”
Sonra Ege'ye döndü.
“Senin atkın var mı?”
Ege kısa bir süre durdu.
“Var.”
Kadın fazla üzerinde durmadan tekrar çocuğuyla ilgilenmeye başladı.
Ege ise atkıların olduğu rafa baktı.
Bu kez öylece bakıp geçmedi.
Elini uzatıp birkaç atkıyı tek tek inceledi. Birini eline aldı, parmaklarının arasında kumaşını yokladı. Sonra aynadaki yansımasına bakıp atkıyı boynuna tutacak gibi oldu.
Ama takmadı.
Atkıyı tekrar yerine bıraktı.
Bir süre daha raftaki atkılara baktı.
Sanki içlerinden birini almak istiyor ama vazgeçiyordu.
Sonunda ellerini cebine sokup kenara çekildi.
O an gerçekten bir atkısı olmadığını düşündüm.
Belki de vardı ama yanında değildi.
Belki de sadece almak istememişti.
Bilmiyordum.
Ama onu öyle görünce nedense içimden bir tane almak geldi.
Tam o sırada Ege başka bir rafa yöneldi.
Elime bir çift beyaz eldiven aldığını gördüm.
Kısa bir süre baktıktan sonra onları da alıp kasaya doğru ilerledi.
Ben ise tekrar atkıların olduğu rafa döndüm.
Az önce Ege'nin elinde tuttuğu atkılardan birine gözüm takıldı.
Elime aldım.
Yumuşaktı.
“Bunu alabilirim.”
Kendi kendime söylemiş gibi oldum.
Atkıyı kasaya götürdüm.
Ama hemen vermeyecektim.
Bugün versem çok belli olurdu.
Yarın verirdim.
Hem o zamana kadar nasıl vereceğimi de düşünürdüm.
Atkıyı poşetine koyup çantama yerleştirdim.
Eve giderken çantamın içindeki atkıyı düşündüm.
Yarın Ege'ye verecektim.
Bir şekilde.
Eve geldiğimde abim salondaydı.
Ayakkabılarımı çıkarıp içeri girdim.
“Geldim.”
“Hoş geldin.”
Çantamı odama bırakmak için ilerlerken durdum.
“Ne yapıyorsun?”
“Bir şey izliyorum.”
Yanına oturdum.
“Ne izliyorsun?”
“Sen anlamazsın.”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Niye anlamıyormuşum?”
“Çünkü sıkıcı.”
“Belki ben severim.”
“Beş dakika sonra sıkıldım diye kalkarsın.”
“Göreceğiz.”
Yanına biraz daha yaklaşıp ekrana baktım.
Bir süre gerçekten hiçbir şey söylemeden izledik.
Sonra mutfağa geçip birlikte bir şeyler atıştırdık.
Bir ara abim bana baktı.
“Bugün okul nasıldı?”
“İyiydi.”
“Ege'yle de konuştun mu?”
Elimdeki bardağı masaya bırakırken ona baktım.
“Abi…”
Gülümseyerek arkasına yaslandı.
“Ne var?”
“Her şeyi Ege'ye bağlamak zorunda mısın?”
“Ben bağlamıyorum ki. Senin yüzünden konu hep ona geliyor.”
“Gelmedi.”
“Daha iki dakika önce adını söyledim, yüzün değişti.”
“Değişmedi.”
“Değişti.”
“Değişmedi!”
Gülmeye başladı.
“Tamam, tamam. Kızma.”
Gözlerimi devirdim.
“Çok komiksin.”
“Biliyorum.”
Bir süre sonra tekrar televizyonun karşısına geçtik.
Ben telefonumla uğraşırken abim birden konuştu.
“Bu arada…”
“Ne?”
“Çocuğun adı neydi?”
Başımı kaldırdım.
“Ege.”
“Bak, yine söyledin.”
“Abi!”
Kahkaha atınca ben de istemeden gülümsedim.
“Bir daha sormayacağım.”
“İyi.”
“Şimdilik.”
“Abiii!”
Gülerek başını çevirdi.
“Tamam, tamam.”
Akşamın geri kalanını da salonda geçirdik. Ben telefonuma bakarken o televizyonu izliyordu. Bir süre sonra başımı koltuğun arkasına yasladım.
Bugün olanları düşündüm.
Okulda Ege'yle konuşmamızı, mağazayı, aldığım atkıyı...
Sonra gözlerimi kapattım.
Yarın o atkıyı Ege'ye verecektim.
Umarım her şey düşündüğüm kadar kolay olurdu.
O gece odama geçtiğimde atkıyı yatağımın üzerine bıraktım.
Bir süre ona baktım.
Yarın Ege'ye verecektim.
Nasıl vereceğimi düşünmekten vazgeçip atkıyı çantamın içine koydum. Sonra yatağıma geçip telefonumla biraz uğraştım.
Bir süre sonra telefonu kenara bırakıp gözlerimi kapattım.
Çok geçmeden uykuya daldım.
Sabah uyandığımda ilk işim perdeyi açmak oldu.
Kar hâlâ yerdeydi ama artık dünkü kadar yoğun yağmıyordu. Yollar da yürümeye uygun görünüyordu.
Hazırlanıp aşağı indim.
Abim mutfakta kahvaltı yapıyordu.
“Günaydın.”
“Günaydın.”
“Bugün seni ben bırakayım mı?”
Camdan dışarı baktım.
“Yok abi. Yürürüm.”
“Emin misin?”
“Evet. Kar da fazla yağmıyor.”
Abim kısa bir süre dışarı baktı.
“Tamam. Dikkat et.”
“Ederim.”
Montumu giyip çantamı aldım ve evden çıktım.
Hava soğuktu ama yürümek için kötü değildi.
Karın üzerinde yürürken ayakkabılarımın altında çıkan ses hoşuma gidiyordu.
Okula doğru ilerlerken ileride Ege'yi gördüm.
Tek başına yürüyordu.
Yanına yaklaştığımda seslendim.
“Ege!”
Başını çevirip bana baktı.
“İdil.”
“Sen de mi yürüyorsun?”
“Evet. Hava çok kötü değil.”
“Doğru.”
Yanına geçip birlikte yürümeye başladık.
Bir süre sessizce yürüdük.
Sonra dün akşamdan beri çantamda duran atkı aklıma geldi.
Artık vermeliydim.
Çantamın fermuarını açıp atkının olduğu poşeti çıkardım.
“Şey...”
Ege bana baktı.
“Bu senin.”
Poşeti ona uzattım.
Şaşkınlıkla poşete baktı.
“Benim mi?”
“Evet.”
Poşeti aldı.
“Ne bu?”
“Atkı.”
Poşeti açıp atkıya baktı.
“Niye aldın?”
Bir an duraksadım.
Sonra dün düşündüğüm bahaneyi hatırladım.
“Abime almıştım ama beğenmedi. Yunus'un da atkısı var, ona da veremem. Boşuna duracağına sen kullanırsın.”
Ege atkıyı elinde tuttu.
“Emin misin?”
“Evet.”
“Teşekkür ederim.”
Gülümsedim.
“Rica ederim.”
Atkıyı boynuna taktı.
“Nasıl?”
Bir an baktım.
“Yakıştı.”
Bunu düşünmeden söylemiştim.
Ege'nin yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
“Teşekkür ederim.”
Yürümeye devam ettik.
Bu kez aramızdaki sessizlik daha farklıydı.
Ama ikimiz de bozmak istemiyorduk.
Okulun kapısından birlikte girdik.
Ege atkısını düzeltti.
“Tekrar teşekkür ederim.”
“Rica ederim.”
Birbirimize kısa bir süre baktık. Sonra sınıflarımıza doğru yürümeye başladık.
Ben birkaç adım sonra arkama dönüp ona baktım.
Ege de tam o sırada bana bakıyordu.
Göz göze gelince bu kez hemen kaçırmadım gözlerimi.
Sadece gülümsedim.
O da gülümsedi.
Sonra yolumuza devam ettik.
Dışarıda kar hâlâ sessizce yağıyordu.
Ama nedense o sabah, üşümüyordum.
Yorumlar
- Enes Tok: Konuşmak için uğraşırken farklı bir sessizlik hissetmek garip bence
- Deniz Deveci: Gülümsemeler bazen sözlerden çok daha değerli bu çok güzel bir an oldu
- Elif Levent: düşünülenin gerçekleşmesinden sonrasını merak ettim belki sürprizler vardır
- Ayşe Pekmez: kar yağışını görünce her şey daha güzel bir hale geliyor gibi
- Ahmet Poyraz: geç kaldığını düşünmemelisin ama yine de biraz daha hızlı olsan iyi olurdu
- Ebru Genç: atkılara baktığında zihnimin içinde bir şeyler canlanıyor işte böyle only
- Aylin Gür: bugünlük kar ve soğuk benden tam puan aldı ruhumu besledin
- Emre Meydan: Sadece uzaktan izlemek kötü yaklaştıkça ne düşündüğünü görebilir misin?