Tesadüf
Ertesi gün okula geldiğimde her şey her zamanki gibiydi. Koridorlar kalabalık, sınıflar gürültülüydü. Ama benim aklım hâlâ dünkü maçtaydı.
Nedense sürekli o çocuğu düşünüyordum. Maçta attığı golleri, yere düştüğü anı ve en son göz göze geldiğimiz o birkaç saniyeyi…
Adını bile bilmiyordum.
Ama nedense bugün onu tekrar görecekmişim gibi bir his vardı içimde. Ya da öyle olmasını umuyordum.
Ben kendi kendime bunları düşünürken koridorun sonundan “İdil!” diye kendi ismimi duydum. Sevgi, “İdil! İdil!” diye bağırarak bana doğru koşuyordu.
İçimden, “Rezillik ya! Nasıl da bağıra bağıra koşuyor? Utanmaz, rezil etti beni!” diye söyleniyor ve utançtan ona doğru bakmıyordum.
En sonunda yanıma geldi.
“Ne oldu ya? Bağırınca eline ne geçti? Rezil ettin beni, herkes bana bakıyor!” diye kızdım.
Bana alaycı bir şekilde bakıyor ve sırıtıyordu.
O böyle yapınca, “Acaba yine neye alay edecek? Ne oldu, ne yaptın?” diye içimden geçirdim.
“Ya, hani şu dünkü maç var ya… Sen sanki orada maçtan çok birini izliyordun gibime geldi.”
“Yoo, ne alaka? Kafayı üşüttün herhalde. Seni okula değil, deliler hastanesine göndermek lazım.”
“İdilcim, sen bunları benim külahıma anlat. Benden kaçar mı? O gün karnımın ağrısından sana takılamadım ama şimdi öcünü alacağım, canım.”
Ben Sevgi'yle baş edemeyeceğimi bildiğim için konuyu kapattım ve dersin olduğu sınıfa doğru yürümeye başladım. Sevgi de yanımda benimle beraber yürüyor ve sırıtarak beni izliyordu.
“Ya, önüne dönsene! Ne bakıyorsun? Şimdi yere yapışacaksın, bak kaldırmam ona göre.”
Sevgi'yle gülmeye başladık. Her ne kadar birbirimizi yesek de başkalarına yedirmiyoruz. Bizim için arkadaşlık bu demek.
Dersimiz sonunda bitmişti. Bizim bu matematikçiden çekeceğimiz var. Kadının ödev vermediği bir gün bile yoktu.
Sevgi, derse girdiğimizden ve çıktığımızdan beri bana bakıyordu. En sonunda ağzındaki baklayı çıkardı ve bana:
“Senin kıvırcığının adını öğrendim,” dedi.
İşte o an Sevgi'ye döndüm. Gözlerimi ona dikmiş ve öyle odaklanmıştım ki ağzımdan istemsizce “Ee?” demiştim.
O da:
“Yani doğru tahmin etmişim. Maçı değil, onu izliyordun.”
“Tamam, bir kere yakalandım. Daha da dönüşü yok. Olan oldu.”
“Evet, senin gibi zeki birinden hiç kaçar mı?” diyerek biraz yalakalık yaptım.
Şuna bak, nasıl da beni övüyor!
“İdilcim, sence ben öyle kolay kolay söyler miyim? Önce gidip bir yemek yiyelim. Çok açım,” dedi.
Ahh, şunun şu huyu yok mu? Açken o kadar sinir bozucu oluyor ki…
Elini tuttum ve koşarak kantine götürdüm.
“Ne istersin kanki?”
“Ooo, istediğim şeyi alabilir miyim?”
“Evet, tabii ki. Yemekler sana feda,” diyerek yalakalık yapmaya devam ettim.
“Ee, söyle artık. Adı ne?” diye sordum.
Sevgi yüzüme bakıp sırıtmaya başladı.
“Ne oldu? ‘Yok öyle bir şey.’ diyordun, bir anda nasıl da meraklandın?”
“Ya Sevgi, söyle işte. Meraktan çatlayacağım.”
“Tamam, tamam. Adı Ege.”
“Ege…”
Adını istemsizce tekrar ettim. Nedense ismini duyunca yüzümde küçük bir gülümseme oluşmuştu.
Sevgi bunu fark etmiş olacak ki hemen:
“Aaa, bakıyorum da ismini duyunca bile sırıtıyorsun,” dedi.
“Saçmalama ya. Sadece merak ettim.”
“Tabii canım, sadece merak ettin.”
“Evet!”
“Peki, hangi sınıfta olduğunu da söyleyeyim mi?”
Bir an duraksadım.
“Sen onu da mı öğrendin?”
Sevgi kahkaha atarak:
“Ben sana demedim mi? Benden bir şey kaçmaz.”
Tam cevap verecekken kantinin girişinden birkaç kişi geçti. Aralarında kıvırcık da vardı.
Bir an gözlerimi ondan ayırmadan baktım.
Sevgi dirseğiyle bana hafifçe dokundu.
“İdil…”
“Ne?”
“Sanırım kıvırcığını bulduk.”
“Lan sus!” diyerek telaşla ağzını kapattım. Aslında bizi duyamayacak kadar uzaktaydılar ama yine de duyar diye korkmuştum.
Sevgi'nin yüzüne baktım.
“Ee, sınıfı neymiş?” dedim.
“11. sınıf E şubesi. Ama bu hiçbir işine yaramaz, biliyorsun. Her dersin farklı bir sınıfı var. Hiçbir sınıfın sabit bir yeri yok.”
Off, doğru.
Bazen birinci katta, bazen üçüncü katta dersimiz olabiliyordu.
Sesli bir şekilde, “Off, bu okulun düzenine…” diye küfür edecekken Sevgi ağzımı kapattı.
“Bana rezil diyene bak, küfürbaz!” diyerek bana yine alaycı bir şekilde baktı ve güldü.
Ama ben cidden artık bıkmıştım.
“Ben şimdi ne yapacağım?” diye içimden geçirdim.
Bir yandan da Sevgi'nin söyledikleri aklımda dönüp duruyordu. 11. sınıf E şubesi… Ama sınıflarının nerede olduğunu bile bilmiyordum.
“Sevgi.”
“Efendim?”
“Sen Ege'nin sınıfını nereden öğrendin?”
“Arkadaşlarımdan birine sordum.”
“Peki, nerede ders yaptıklarını biliyor musun?”
Sevgi yüzüme bakıp birkaç saniye düşündü.
“Hayır.”
“Harika. Yani bana sadece adını ve sınıfını söyledin.”
“Evet.”
“Çok yardımcı oldun gerçekten.”
“Rica ederim.”
Sevgi'nin yüzündeki sırıtışı görünce gülmemek için kendimi zor tuttum.
Tam o sırada kantinin girişine doğru baktım. Ege ve yanındaki birkaç kişi artık görünmüyordu.
Nedense içimde garip bir hayal kırıklığı oluştu.
“Ne oldu?” diye sordu Sevgi.
“Hiç.”
“Yine mi kıvırcığını kaybettin?”
“Kes sesini!”
Gülerek kantinden çıktık ve koridora doğru yürümeye başladık. Ben de arada bir istemsizce etrafa bakıyordum.
Belki yine karşıma çıkardı.
Sonunda bir gün daha bitmişti. Sevgi'yle okul çıkışında, her ne kadar istemesek de matematik ödevi için kütüphaneye gittik.
Orta taraflarda boş bir masa gördük. Sevgi hiç kimseyi umursamadan koşmaya başladı ve masaya oturup zafer kazanmış gibi sırıtarak bana baktı.
İçimden, “Utanmaz kız,” diye gülerek geçirdim. Kütüphanede konuşanı görmüştüm de beygir gibi koşanı ilk defa görüyordum.
Ben de tam Sevgi'ye doğru yürürken biri bana çarptı. Elimdeki dosyaların hepsi yere düştü.
Eğilip toplamaya başladım. Sonra kafamı yukarı kaldırdım ve ağzımdan istemsizce:
“Oha,” çıktı.
Bana çarpan Ege'ydi.
Eğilip dosyaları benimle toplamaya başladı. Ben ise buz kesilmiş, ona bakıyordum.
Sonra o da bana baktı, hafifçe gülümsedi.
“Özür dilerim, yanlışlıkla çarptım,” dedi.
Ben cevap veremedim. Mal gibi ona bakıyordum.
“İdil, değil mi?”
“Evet.”
Dur. Ne? Şoka girmiştim. Adımı nereden biliyordu?
“E-Evet. De sen ner…”
“Bu sabah bir kız ‘İdil!’ diye bağırarak sana doğru koşuyordu. Onun sayesinde okuldaki herkes duymuş oldu,” dedi ve hafifçe güldü.
Ben ise o kadar utanmıştım ki içimden, “Utanmaz Sevgi, yine yaptı yapacağını,” diye geçirdim.
Ayağa kalktım ve o da benimle beraber kalktı.
“Sen de Ege'sin, değil mi?” dedim.
O da:
“Evet. Sen nereden biliyorsun?”
Ne cevap vereceğimi bilemedim.
“Maçta duydum,” dedim.
O kadar arsız bir cesaretim vardı ki… Deliliğim tuttu mu tutuyordu.
“Belin nasıl bu arada?” dedim.
Ama tabii bunu sorduğuma pişman oldum.
“O da iyi. Sorduğun için sağ ol,” dedi.
Ama yüzünden, içinde garip bir huzursuzluk olduğunu anlayabiliyordum.
“Ah, iyiymiş. Bu arada tebrikler, maçı kazandınız.”
O da gülümseyerek:
“Sağ ol,” dedi.
Galiba teşekkür etmeyi bilmiyordu diye aklımdan geçirdim ve hafifçe güldüm.
“Neyse, benim gitmem lazım,” dedi ve el sallayarak gitti.
Ama ben çok garip bir şekilde huzursuzdum. O her ne kadar gülümsese de içinde bir sıkıntı olduğunu hissedebiliyordum.
Arkamı döndüm.
Sevgi bana sırıtarak bakıyordu. Yanına gelmemi ve benimle alay etmeyi bekliyordu.
Bugün ona iyi makara olmuştum.
Yorumlar
- Frostquen: çok teşekkür ederim 🩷
- Elvan Menteş: bölüm çok heyecanlı ve güzelidi kapağını gördüğüm an bana göre bir kitap olduğunu anladım gerçekten heyecanlıydı diğer bölümlerini merak ettim sabırsızlıkla bekliyorum kalamine sağlık 🥰