Yakınlaşma
Ertesi sabah okula geldiğimde nedense içimde garip bir heyecan vardı. Dün olanları düşündükçe istemsizce gülümsüyordum.
Kütüphanede ona çarpmam, beraber dosyaları toplamamız, sonra da konuşmamız…
Bunların hepsi birkaç dakika içinde olmuştu ama sanki aklımda saatlerdir dönüp duruyordu.
“Günaydın!”
Sevgi'nin sesiyle düşüncelerimden sıyrıldım.
“Günaydın,” dedim.
Yüzüme dikkatlice baktı.
“Sen niye sırıtıyorsun?”
“Sırıtıyor muyum?”
“Evet. Hem de fena.”
“Yok ya, bir şey yok.”
Sevgi kaşlarını kaldırıp bana yaklaştı.
“Dün kütüphanede olanlardan sonra bir şey olmadığını mı söylüyorsun?”
“Sevgi, daha sabahın köründe başlama.”
“Ben başlamıyorum ki. Senin suratın her şeyi anlatıyor.”
Gözlerimi devirip sınıfa doğru yürümeye başladım. Sevgi de peşimden geliyordu.
Tam sınıfın kapısına yaklaşmıştık ki koridorun diğer tarafından birkaç kişi geldi.
İçlerinden birini görmemle adımlarım yavaşladı.
Ege'ydi.
Dünkü gibi yanında birkaç arkadaşı vardı. Onu görünce nedense ne yapacağımı bilemedim. Bakmamaya çalıştım ama gözlerim yine ona kaydı.
Tam yanımızdan geçecekken Ege'nin gözleri benimkilere denk geldi.
Bu sefer ikimiz de birbirimizi tanıyorduk.
Ve o, yanımdan geçerken hafifçe gülümsedi.
Bu benim oldukça hoşuma gitmişti. Ben de ona gülümsedim ve sınıfa girdim.
Sevgi bizi fark etmişti ve bana yaklaşıp:
“Ooo, bakıyorum da çok hızlı ilerliyorsunuz,” dedi.
“Saçmalama, ne alaka?” dedim.
Ama Sevgi durur muydu? Benimle dalga geçmeye başlamıştı.
“Ayy, ne kadar romantik! Dosyaları düşürdün ve beraber topladınız. Tam bir aşk sahnesi. Bana bak, yoksa bilerek mi düşürdün?”
“Sevgi, saçmalama! Ne romantikliği, ne bilerek düşürmesi? Asıl o bana çarptı. Tepemi attırma!”
“Ayy, tamam tamam. Seninle de konuşulmuyor.”
Sevgi'yle beraber arka sıraya oturduk. Arka cam kenarından daha güzel bir yer olamazdı.
Ders biyolojiydi. Benim hep kafamı sıraya koyup uyuduğum o ders…
Sevgi defterini açmış, yazı yazıyordu. Ben ise derin düşüncelere dalmıştım. Onun gülümseyişi gözümün önünden gitmiyordu.
Bunları düşünürken uyuya kalmışım.
Birden hocanın “İdil!” deyişiyle yerimden doğrulup ayağa kalktım. Hoca bana tatlı bir sinirle bakıyordu. Yanında da üst sınıflardan Mert vardı.
Hoca:
“İdil, elektrik sınıfının tahtası bozukmuş. Hocası seni çağırıyor, yap diye,” dedi.
Evet, ben artık bundan da bıkmıştım. Büro bölümündeydim ama bilgisayar ve teknolojiyle aram bayağı iyiydi. Okulda ne zaman akıllı tahtalarda küçük bir sıkıntı olsa bana yaptırıyorlardı.
Ama dersten kaytardığım için hoşuma da gitmiyor değildi.
Ben uykulu bir hâlde bir hocaya bakıyordum, bir de yanındaki çocuğa.
Sonra:
“Hocam, Sevgi de bana yardım edebilir. O da benimle gelsin,” dedim.
Sevgi bana sırıtarak bakıyor ve parlayan gözleriyle adeta teşekkür ediyordu.
Hoca:
“Tamam,” dedi.
Sevgi, ben ve o çocuk sınıftan çıkarak koridorda yürümeye başladık.
Koridorda yürürken Sevgi'nin bizimle gelen çocuğa olan bakışı gözümden kaçmamıştı.
Çocuğun adı Mert'ti. Üst sınıflardandı. Elinde birkaç dosya vardı ve bizimle beraber elektrik sınıfına doğru yürüyordu.
Sevgi bir ara ona bakıp hafifçe gülümsedi.
Ben de bunu görünce kaşlarımı kaldırıp Sevgi'ye baktım.
“Sevgi…”
“Efendim?” dedi, hiçbir şey olmamış gibi.
“Sen niye çocuğa öyle bakıyorsun?”
Sevgi bir anda yüzüme baktı.
“Nasıl bakıyorum?”
“Öyle işte. Gözlerin parlıyor resmen.”
“Saçmalama ya. Ne alakası var?”
“Ben seni tanıyorum. Bir şey var.”
Sevgi cevap vermek yerine başını çevirip Mert'e baktı.
Tam o sırada Mert de bize dönüp:
“Bir şey mi oldu?” diye sordu.
Sevgi hemen:
“Yok, yok,” dedi.
Ben ise gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
Sevgi bana dönüp gözlerini devirdi.
“İdil, sus.”
“Ben bir şey demedim ki.”
“Suratından belli.”
“Senin de suratından belli ama.”
Sevgi bana hafifçe dirseğiyle vurdu.
“Kes sesini.”
Ben de gülmeye başladım.
Tam o sırada Mert yanıma yaklaştı.
“İdil, sana bu bilgisayar işlerini Yunus mu öğretti?” diye sordu.
“Yoo, asıl ben ona öğrettim,” dedim.
İkimiz de gülmeye başladık.
Sevgi ise ikimize şaşkınca bakıyordu.
“Dur bir dakika… Siz birbirinizi tanıyor musunuz?”
“Evet. Kuzenim Yunus'un arkadaşı.”
“Aa, dur, sizi tanıştırayım. Sevgi, bu Mert. Mert, bu da arkadaşım Sevgi.”
Sevgi'yle Mert birbirlerine merhaba dediler.
Sevgi her ne kadar belli etmese de heyecanlı ve mutlu olduğu gözlerinden anlaşılıyordu. Ama Mert'i pek bilmiyordum. Mert hep soğukkanlı ve duygularını belli etmeyen biriydi.
Ben aklımda bunları düşünürken elektrik atölyesine vardık.
İçeri girdiğimde şaşkınlıktan gözlerim kocaman açılmıştı.
İçeride Ege de vardı.
Demek ki bölümü elektrikmiş.
Fazla dikkat çekmeden hocanın masasına yaklaştım. Sevgi de Ege'yi görmüştü ve alttan alttan sırıttığını hissedebiliyordum.
Hocanın yanına geldiğimde akıllı tahtayı gösterdi.
“İdil, bir bakabilir misin? Sabah açılmadığını söylediler.”
“Tabii hocam.”
Çantamı kenara bırakıp tahtanın yanına gittim. Arkadan Sevgi'nin bana baktığını hissediyordum. Daha doğrusu sadece bana değil, Ege'ye de baktığını biliyordum.
Tahtayı açmaya çalışırken bir anda arkamdan bir ses geldi.
“İstersen yardım edebilirim.”
Sesini duyduğum anda kim olduğunu anlamıştım.
Ege'ydi.
Ona dönüp baktım.
“Yok, hallederim. Zaten alışığım.”
“Tamam.”
Ege birkaç adım geriye çekildi ama gitmedi. Yan tarafta arkadaşlarıyla konuşmaya başladı.
Ben ise tahtayla uğraşmaya devam ediyordum. Normalde bunu yaparken hiç zorlanmazdım ama nedense Ege'nin aynı ortamda olması elimdeki işi olduğundan daha zor hâle getiriyordu.
Bir süre sonra tahta açıldı.
“Oldu,” dedim.
Hoca uzaktan bakıp:
“Tamamdır, teşekkür ederim İdil,” dedi.
Ben de çantamı almak için eğildim.
Tam o sırada Sevgi yanıma gelip kulağıma doğru eğildi.
“Ne kadar da çalışkanmışsın.”
Ona ters ters baktım.
“Ne demek istiyorsun?”
“Hiç. Tahtayı tamir ederken bile yalnız değildin.”
“Sevgi…”
“Tamam, sustum.”
Ama yüzündeki sırıtış hiç kaybolmamıştı.
Çantamı omzuma taktım ve kapıya doğru yöneldim. Sevgi de peşimden geldi.
Tam çıkacakken Ege'nin sesiyle olduğum yerde durdum.
“İdil.”
Ona dönüp baktım.
“Efendim?”
“Dün… Kütüphanede belin iyi mi diye sormuştun.”
Başımı salladım.
“Evet?”
“Teşekkür etmeyi unutmuşum.”
Bir an şaşkınlıkla ona baktım.
“Ne için?”
“Beni düşündüğün için.”
Yüzünde hafif bir gülümseme vardı.
Bir an aklıma dün söyledikleri geldi.
“O da iyi. Sorduğun için sağ ol.”
O zaman içimden, “Galiba teşekkür etmeyi bilmiyor,” diye geçirmiştim.
Ama şimdi özellikle teşekkür etmek için beni durdurmuştu.
“Önemli değil,” dedim.
“Yine de teşekkür ederim.”
“Rica ederim.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra atölyedeki diğer öğrenciler ve hoca, her ne kadar belli etmemeye çalışsalar da içlerinden gülüyorlardı.
Sevgi birden kolumdan tuttu.
“Ee hocam, tahtanız oldu. Hayırlı uğurlu olsun, biz artık gidelim.”
deyip beni kapıya doğru çekiştirdi.
Atölyeden çıktığımız anda bana imalı imalı bakmaya başladı.
“Ne var?”
“Hiç.”
“Senin ‘hiç’ dediğin şeylerin sonu hiç iyi bitmiyor.”
“Ben bir şey demedim ki.”
“Demene gerek yok. Suratın yeterince şey anlatıyor.”
Gözlerimi devirdim.
“Abartma ya. Çocuk sadece teşekkür etti.”
“Evet, sadece teşekkür etti.”
“Evet.”
“Beni aptal yerine koyma İdil. Çocuk seni durdurup özellikle teşekkür etti.”
“Ee?”
“Ee'si şu: Bence senden hoşlanıyor.”
“Daha kaç kere söyleyeceğim? Çocuğu doğru düzgün tanımıyorum bile.”
“Tanıman için önce konuşmanız gerekiyor.”
“Konuşuyoruz zaten.”
Sevgi bir anda durdu.
“Bak! Sen de kabul ettin.”
“Ne?”
“Konuştuğunuzu.”
“E zaten konuştuk. Ne var bunda?”
Sevgi gülerek koluma girdi.
“Tamam tamam. Şimdilik böyle düşün.”
“Şimdilik mi?”
“Evet.”
“Sevgi, seni cidden bazen anlamıyorum.”
“Ben kendimi anlıyorum, yeter.”
İkimiz de gülmeye başladık.
Tam sınıfa doğru ilerlerken arkamızdan Mert'in sesi geldi.
“İdil!”
İkimiz de aynı anda arkamızı döndük.
Mert bize doğru yürüyordu.
“Ne oldu?” diye sordum.
“Yunus'u gördün mü bugün?”
“Hayır. Neden?”
“Bir şey soracaktım da.”
“Ders çıkışı görürüm. İstersen söylerim.”
“Tamam, olur.”
Sevgi sessizce y
Yorumlar
- Elvan Menteş: yeni bölüm ne zaman gelir sabırsızlıkla bekliyorum daa 👉👈☺️
- Elvan Menteş: Çok güzel bir bölümdü emeğine sağlık bir sonraki bölümü heyecanla bekliyorum jet hızıyla gelmesini umuyorum ☺️🙏