Yavaş Yavaş
Sabah uyandığımda birkaç dakika tavana baktım. Dün yaşananları düşündüm. Hâlâ gerçek gibi gelmiyordu.
Abimle konuşmuştum ve aramızdaki şeyleri düzeltmiştik.
Yataktan kalktım ve dolaba yöneldim. Bugün hafta sonuydu ama ne yapacağımı planlamamıştım. Acaba Sevgi'yle mi görüşsem ya da evde abimle mi vakit geçirsem diye düşünürken üzerime pembe, rahat bir eşofman takımı giydim. Sonra elimi yüzümü yıkayıp hafif bir makyaj yaptım.
Tam odamdan çıkacakken telefonum çaldı. Arayan Sevgi'ydi. Sevgi'ye abimin geldiğini söyleyememiştim. Bu, söylemem için iyi bir fırsattı.
Telefonu açtım.
“İdilcik, günaydın!”
“Günaydın, başımın tatlı belası.”
“Yaa, şimdi sana kızayım mı yoksa seveyim mi?”
“Bence sev tabii.”
Sevgi gülmeye başladı.
“İdil, sana söylemem gereken bir şey var.”
“Benim de var. İlk ben söyleyeyim mi?”
“Olur, söyle.”
“Sevgi, dün ne oldu, tahmin et.”
“Ne oldu?”
“Abim geldi.”
“Ne? Şu yurt dışında olan mı?”
“Sevgi, benim kaç tane abim var?”
“Ayy, doğru. Bir tane vardı. Karan'dı, değil mi?”
“Hı hı, evet.”
“Ee, ne oldu? Niye gelmiş?”
“Benimle barıştı.”
“Ne? Sen ciddi misin?”
“Evet. Bunca zaman sonra hem de. Benden özür diledi ve sarılıp barıştık.”
“Yaaa, yerim sizi!”
“Dur bir dakika, sen yine mi ağlıyorsun?”
“Hayır.”
Ama ağladığı sesinden belliydi. Sevgi normalde fazla duygusal biri değildi ama konu bensem işler onun için değişirdi.
“Ee, sen ne diyecektin?” deyip konuyu değiştirdim.
“O da ben buluşalım diyecektim. Yunus aradı. Mert'le proje ödevleri varmış. Benden seni ikna etmemi istedi. Resmin güzel ya, boyaları senin yapmanı istiyorlar.”
Tam “Hayır.” diyecekken Sevgi ekledi:
“Ege de onlarla aynı gruptaymış.”
O an duraksadım ve hiç tereddüt etmeden kabul ettim.
Sevgi gülerek, “Ege olmasaydı etmeyecektin, değil mi?” dedi.
“Yoo, ne alaka? Ben kuzenim için yapıyorum.”
“He he, atma. Sen Yunus için şuradan şuraya gitmezsin.”
Beraber gülmeye başladık.
Telefonda konuşmaya devam ederken aklıma bir şey geldi.
“Sevgi, projeyi nerede yapacağız?”
“Bilmem. Yunus bir yer bulur herhâlde.”
“Bence bizde yapalım.”
“Sizin evde mi?”
“Aynen. Hem rahat olur hem de Yunus abimi görür.”
“Aa, doğru! Onlar da uzun zamandır görüşmüyordu, değil mi?”
“Evet.”
“Neyse, ben Yunus'a söylerim.”
“Tamam.”
“Ee, ben geleyim mi?”
“Tabii ki gel. Mal mısın, niye böyle bir şey sordun?”
“Ben sadece projeyi yapman için seni ikna edecektim.”
“Sevgi, saçmalama. Sen de geliyorsun. Hem Mert de gelecek.”
“Ayy, tamam tamam, geliyorum.”
Deyip yüzüme kapattı. Heyecanlı olduğu sesinden belliydi.
Gülerek Yunus'u arayıp planı anlattım. Yunus, abimin geldiğini duyunca bayağı sevindi ve evde yapmayı kabul etti.
Telefonu kapatıp odadan çıktım. Merdivenlerden indim. Abim koltukta oturuyordu. Beni fark edince bana dönüp:
“Günaydın.” dedi.
“Günaydın.”
“İdil, babam kahvaltı etmediğini söyledi.”
“Ben de hazırlamadım.”
“Aa, evet. Etmiyor.” dedim.
Mutfağa gidip dolaptan kahve aldım. Abime doğru yürüyüp karşısındaki koltuğa oturdum. Abime bakmasam bile beni izlediğini anlıyordum.
“İdil.”
Ona döndüm.
“Aynı annemsin. O da kahvaltı yapmadan kahve içerdi.”
Sesinde özlem vardı.
Bir şey demedim. Artık anne konusunu konuşmak istemiyordum. Kafamı sallayıp gülümsedim.
“Abi, bugün arkadaşlarım ve Yunus bize gelecek. Beraber proje ödevi yapacağız.”
“Hımm, tamam. Yunus'u da görmüş olurum. Onu da yıllardır görmüyorum. Ben en son Amerika'ya gittiğimde o daha sekiz yaşındaydı.”
“Evet, ben de altı yaşındaydım.”
Ortam sessizleşti.
“Hımm, doğru. Aramızda beş yaş vardı, değil mi?”
“Evet.” dedim.
“Çok büyümüşsün.”
Başımı salladım.
“Sen de dokuz yıl geçmesine rağmen hâlâ aynısın.”
“Evet, hâlâ yakışıklıyım, değil mi?” dedi ve şirin şirin bakmaya başladı.
“Aynen aynen, yakışıklısın.” deyip sırıttım.
Bir an sonra:
“O da yakışıklı mı?”
Şaşkın gözlerle ona baktım. Kimden bahsettiğini anlamıştım.
“Şu Ege'yi diyorum. O da yakışıklı mı?”
“Yaa, abi!” deyip kızgınca ona baktım.
Sırıtıp telefonuna bakmaya başladı.
Ben ise odayı süzüyordum. Evde bir tek abim ve ben vardık. Fatma ablam yarı zamanlı işinde çalışmaya gitmişti. Babam da birkaç arkadaşıyla hasret gidermeye gitmişti.
Bunları düşünürken kapı çaldı.
Ayağa kalkıp, “İşte geldiler.” dedim ve kapıya doğru koştum.
Kapıyı açmadan önce aynaya bakıp üstümü düzelttim.
Sonra kapıyı açtım.
Kapıyı açtığımda karşımda Sevgi'yi gördüm. Hemen arkasında ise Yunus, Mert ve Ege vardı.
“Sonunda geldiniz.”
Sevgi hemen içeri girip bana sarıldı.
“Özledim seni!”
“Daha dün gördün beni.”
“Olsun, yine de özledim.”
Gülerek geri çekildim. Yunus da içeri girerken bana sarıldı.
“Ne haber kuzen?”
“İyi, senden?”
“Ben de iyiyim.”
Ege de hafifçe gülümseyerek, “Selam, İdil. Nasılsın?” dedi.
“İyiyim, sen?”
“Ben de iyiyim.”
Tam o sırada Yunus'un bakışları salona kaydı. Abimi görünce yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Karan abi?”
Abim ayağa kalktı.
“Yunus.”
İkisi birbirlerine sarıldı.
“Abi, gerçekten senmişsin. İdil söyleyince inanamadım.”
“Ben de seni görünce tanımakta zorlandım. Kocaman olmuşsun.”
“Sen de hiç değişmemişsin.”
Abim gülerek başını salladı.
“Bunu bugün ikinci kez duyuyorum.”
Yunus güldü.
Karan sonra diğerlerine dönüp, “Hoş geldiniz çocuklar.” dedi.
“Hoş bulduk abi.” dedi Ege.
Mert de yanımıza geldi.
“Merhaba abi.”
“Merhaba Mert.”
Sevgi de salona geçip etrafa bakmaya başladı.
“Eee, nerede yapıyoruz projeyi?”
“Salonda yapalım bence.”
Herkes salona geçerken ben de masaya gerekli şeyleri getirmek için odama gittim. Boyaları ve birkaç kâğıdı alıp geri döndüğümde Ege masanın yanında duruyordu.
Beni görünce bir adım kenara çekildi.
“Bunları mı getirdin?”
“Evet.”
Kâğıtları masanın üzerine bıraktım.
“Yardım edeyim.”
“Gerek yok, hallederim.”
“Emin misin?”
“Evet.”
Kısa bir süre birbirimize baktık.
Sonra ikimiz de aynı anda gülümsedik.
“Tamam.” dedi.
Ben de başımı sallayıp masaya geçtim.
Bir yandan malzemeleri hazırlarken diğerleri projenin nasıl yapılacağını konuşmaya başlamıştı.
Sevgi yanıma eğilip kulağıma doğru:
“Bence bugün çok eğleneceğiz.” diye fısıldadı.
“Bence de.”
Ama nedense gözlerim istemsizce Ege'ye kaydı.
O da tam o sırada bana bakıyordu.
Ege'yle göz göze geldikten sonra hemen önüme döndüm. Sevgi hâlâ yanımda oturuyordu.
“Ne oldu?” diye fısıldadı.
“Hiçbir şey.”
“Ben bir şey demedim ki.”
“Biliyorum.”
Gülümseyerek omzuma hafifçe vurdu.
“Tamam, tamam.”
Yunus elindeki kâğıtları masanın üzerine bıraktı.
“Tamam, herkes burada mı? Başlayalım artık.”
Mert başını salladı.
“Önce nasıl yapacağımıza karar verelim.”
“Bence başlık kısmını ben yapayım.” dedim.
“Olur.” dedi Yunus. “Sen zaten çizim işlerini yapacaksın.”
“Tamam.”
Sevgi de kâğıtlardan birini eline aldı.
“Ben de yazıları düzenlerim.”
Mert, “O zaman ben araştırma kısmına bakarım.” dedi.
Yunus da Ege'ye döndü.
“Sen de benimle şu diğer kısmı hazırlarsın.”
Ege başını salladı.
“Olur.”
Herkes kendi işine dağıldığında ben de önümdeki kâğıda çizmeye başladım.
Bir süre sonra Ege yanıma gelip çizdiğim kâğıda baktı.
“Güzel olmuş.”
Başımı kaldırıp ona baktım.
“Daha bitmedi ki.”
“Bitmemiş hâli bile güzel.”
Ne diyeceğimi bilemeyip tekrar kâğıda baktım.
“Teşekkür ederim.”
Ege gülümseyip yerine geçti.
Sevgi hemen yanıma eğildi.
“Ben hiçbir şey söylemiyorum.”
“İyi yapıyorsun.”
“Tamam, sustum.”
Gülmemek için kendimi zor tuttum.
O sırada salondan Karan'ın sesi geldi.
“Yunus, sen hâlâ futbol oynuyor musun?”
“Evet abi, arada oynuyorum.”
“İyi. Ben seni en son küçükken görmüştüm.”
“Ben de seni çok özlemişim abi.”
Karan gülümsedi.
“Ben de seni.”
Onların konuşmasını dinlerken içimden gülümsedim. Uzun zamandır böyle bir ortamın içinde olmamıştım.
Bir süre sonra çizimin büyük bir kısmını tamamlamıştım. Kalemi masaya bırakıp biraz geriye çekildim.
“Bence burası tamam.”
Yunus hemen yanıma gelip çizime baktı.
“Bayağı güzel olmuş. Ellerine sağlık kuzen.”
“Sağ ol.”
Mert de çizime bakıp başını salladı.
“Gerçekten güzel olmuş.”
“Teşekkür ederim.”
Sevgi elindeki kâğıtları toparlayıp masaya bıraktı.
“Benim de yazılar bit