3. Çeleng

"Gecemidir insanı hüzünlendiren, yoksa insanmıdır hüzünlenmek için geceyi bekleyen?"
~Özdemir Asaf
•••••••••••••••••••••••••••••••••••
İnsanlar geceyi uyumak için yaratılmış sanıyor. Ne kadar komik.
Gece, dünyanın maskesini çıkardığı tek zamandır. Gündüz herkes dürüst görünür; takım elbiseler giyer, gülümser, birbirine 'iyi insan' rolü oynar. Ama güneş çekildiği an... gerçek yüzler karanlığın içinde nefes almaya başlar.
Ben geceyi severim. Çünkü karanlık kimseyi yargılamaz.
Kanın rengini gizler.
Gözyaşını saklar.
Ve en önemlisi... insanların içindeki canavarı görünmez yapar.
Ve gece asla sessiz değildir.
Duvarların fısıltısını, korkunun kalp atışlarını ve yalanların titreyişini duyarım. İnsanlar bunları duyamaz; çünkü korkuları kulaklarını tıkar.
Sabahları insan çok şeyi umursamıyor, ama akşam olunca tüm dertleri ortaya çıkıyordu.
Ne kadardır dışarda durup gök yüzünü izlediğimi bilmiyordum. Yanımda hareketlilik hissedince Vale'nin elinde bir ceketle geldiğini gördüm. Ağustosun ilk günlerinde olsakta Edinburgun gecesi her zaman serin ve soğuk olurdu.
"Hava soğuk böyle çok durma" diyerek ceketi omuzlarıma attı. "Sence o muhteşem imajımı zedelemişmiyim?"
Acaba nerde açık vermiştimki, benim yüzümü görmüştü? Yüzümü gören kimdi?
Bir sigara yakarak oda gök yüzüne baktı "Bence sen bir şey yapmadın. Ben her zaman yanındaydım. Hiç açık vermedin" Peki o halde yüzümü gördüğünü nasıl iddia etti?
"Gözden kaçırdığımız detay var ama ne"
"Sinek inceleme için odasına götürdü. İllaki bir şey çıkar" ama ben pek ümitli değildim.
Rüzgar şiddetlendiği için eve geçtik. Saat gecenin üçüydü. Ama uyku denilen şeyin gramı yoktu. Yatakta ben düz yatmayı severim. Mumya gibi dik. Ama uyuduktan sonra düzeliyordum. Tavanı izlemekten sıkıldım. Çünkü ne yapsamda uyuyamıyordum.
Üzerime kimanomu giyerek aşağı kütüphaneye indim. Kapıyı açınca ilk eski kitaplarımın kokusu geldi. Burası iki katlı gibiydi. Yukarıda çok okumadıklarım ve çok eski olanları saklardım. Aşağıda okuma köşem, kahve, çay, atıştırmalık şeyler olan stand, daktilo masam ve yan yana dizilmiş raflar vardı.
Roman, Bilim Kurgu, Fantastik Gerilim, Polisiye, Korku, Tarihî Kurgu
Macera, Yerli Kurgu, Biyografi, Otobiyografi, Psikolojik, Distopya, Steampunk, Siyasi Kurgu Dram, Deneme, Eleştiri / İnceleme
Şiir, Efsane, Dinî / Tasavvuf, Kişisel Gelişim, Belgesel yani aklınıza gelen her türden kitap var bende.
Elime çay alarak okuma köşeme geçtim. Dışarı bakınca havanın yağmurlu olduğunu gördüm. Camı açınca dışardan yağmurun sesi ve toprağa düştüğü zaman ıslanmış toprak kokusu kitaplarımın kokusuyla karışıyor ve ortaya muazzam bir hava çıkıyordu.
Geçen yarım bıraktığım Shakespeare-
den 'Kral VI Henry' okumaya başladım. Bu kitap gerçekten iyi yazılmıştı. İnsanların gerçek yüzleri, iktidar hırsları, liderliğin önemini anlatıyordu. Aslında Henry kötü kral değildi. O iyi yürekli, dindar ve barış seven bir kraldı. Ama bir eksisi vardı, kararsızdı. İnsanlarda kararlı, güçlü, ülkeyi her zaman zenginlik içinde saklayacak birini istiyorlardı.
Üzerimde bir şey hissedince gözlerimi açtım. Gece kitap okuyarak uyuya kalmıştım. Kütüphanemi kendine ev edinen kedim kucağımda uyumuştu. Kendisi siyahtı, gözleride zeytin yeşiliydi. İsmini Hex koymuştum. Alman kökenli olup anlamı büyü demekti. Onu ilk gördüğümde araba çarpmıştı. Alıb tedavi ettirdim ve 2 yıldır benimleydi.
Geçen yılda Hex benzer ama bu seferde sadece beyaz olan bir kedi bulmuştum. Onu karlı bir günde yerde yatarken almıştım. Soğuktan donmuştu. Ölmesine dakikalar kalmıştı. Benim evime giren bir daha çıkarmıyordu. 1 yıldır da Nex benimleydi.
Hex'le çok zıttılar. Biri siyah biri beyaz. Hex ağır başlıydı ama Nex manyaktı. Her yere zıplıyor, ordan oraya koşuyordu. Enerji topuydu sanki bir dakika bir yerde durmuyordu. Kim bilir şimdi nerde.
Bu gün üzerime siyah, yüksek yakalı vücudumu saran bluz ve siyah, yüksek bel bol paçalı pantolon. Altınada en sevdiğim deri postalları giydim. Saçlarımı taradım, parfümümü sıkarak odadan çıktım.
Üçüncü kata çıkarak maske odasına girdim. Bu gün siyah konbin yaptığım için en sevdiğim siyah maskemi aldım. Maske tamamen siyahtı. Üzerinde beyaz renkle kıvrımları olan maskeyi elime alınca garip oldum. Her gün takarken hevesliydim, kimse beni tanımıyordu. Beni merak ediyorlardı. Ama şimdi... Artık yüzümü bilen biri var. Ama nasıl bildiki!
Genellikle kahvaltı yapmazdım. Salona girdiğimde Vale ve Sinek ciddi ciddi bir şey konuşuyorlardı. "Ne konuştuğunuzu öğrene bilirmiyim?"
İkiside bana dönünce suratlarında hem gerginlik hemde sinirli gibi bir hal vardı. "Patron..." Sinek konuşmaya başlayacaktı ama sonra susup Vale'ye baktı. Gözleriyle konuşuyorlardı sanki. "Birazdan öpüşecekseniz bunu kaldıra bileceyimi sanmıyorum"
Koltuğa oturarak konuşmalarını bekledim "Ben dün gece o palyaçonun her tarafına baktım. Ve incelediğim sırada gözlerinde bir kamera olduğunu gördüm" Nasıl?
"Şimdi siz açık vermemişsiniz, o her kimse artık sizin o saatlerde maskesiz olacağınızı bildiği için bizzat akşam gönderdi ve onu açınca maskesiz olacağınız için öyle not yazdı" Peki benim ne zaman evde maskesiz olduğunu o nerden biliyordu?
"Yani demek istiyor ki, evden biri dışarıya ötüyor" Vale'nin söyledikleriyle durakladım. İyide benim evimde çok insanda yoktu. 21 kişi çalışıyordu hepsinede güveniyordum.
"Peki varmı aklınızda biri?" dedim. Nede olsa hepsi bir arada oluyordu. Bir birlerini benden iyi tanıyor olmalılardı.
"Benim aklımda pek biri yok ama yinede hepsini testden geçirmeliyiz" Vale haklıydı. Belkide evden biri değildi. Beni yıllardır düşman haline koymuş, bu sürecte yaptığım her şeyi ezberlemiş ola bilirdi.
"Ben Maçadan şüpheleniyorum. Hep fazla sessiz, kenarda duruyor ve her fırsatta gözüne girmeye çalışıyor" Sinek yine döndü dolaştı işin ucunu zavallı kıza çıkarttı.
"Bu sonuca nerden geldin? Erkeklerle takılmıyor ve sizin yapmadığınızı yapıp kapımı falan açıyor diyemi?"
"Benim düşüncelerim bu yönde. Bilirsiniz onu ilk günden sevmem. Bana güven vermiyor"
"Piç kurusu, sanki seni kızla evlendiriyorum. Sen onu sevsen nolur, sana güven verse nolur? Hem adamlarımla aşk yaşayayım deme seni kurşuna dizerim!"
Kapıyı çalındı "Gel" dediğimde Karo içeri girdi. "Efendim, dün kutuyu bırakan adamı buldum kendisi dilenci çıktı. Yüzünde kar maskesi olan bir adamın gelip ona kutuyu buraya getirmesi söylemiş ve karşılığında para teklif etmiş. Oda sorgulamadan yapmış"
Karo'nun dediklerine anladım dercesine başımı salladığımda Sinek dudaklarını bir birine bastırdı "Efendim, şimdi ben size bu yakışıklıyı seviyorum, onu bana isteyin desem istemezmisiniz?" Vale bıyık altı gülerken ben bu durumdan bıkmıştım.
Ben kendim gibi mükemmel adamları ekibime aldığım için adamlarım baya yakışıklıydı. Ama Karo bir tık fazla. Uzun boylu, fit ve atletik bir vücuda sahipti. Yüz hatları keskin ve simetrikti. Belirgin çene hattı, hafif çıkık elmacık kemikleri ve düz burnu ona sert ama karizmatik bir ifade katıyordu. Buğday teniyle uyumlu koyu kahverengi saçları biraz dağınıktı ve alnına düşen birkaç tutam onu daha çekici kılıyordu.
Gözleri en dikkat çekici yanıydı. Koyu ela gözleri, karşısındaki insanın içine işliyormuş gibi bakardı. Gülümsediğinde bile gözleri tam anlamıyla gülmezdi.
Dudaklarının kenarında hafif alaycı bir tebessüm eksik olmazdı. Temiz tıraşlıydı, ancak bazen birkaç günlük sakal bırakarak daha sert bir görünüm kazanırdı. Derin ve tok sesi, az konuşmasına rağmen söylediklerinin ağırlığını hissettirirdi.
Giyimi sade ama pahalı görünürdü. Siyah gömlekler, koyu renk ceketler, kaliteli saatler ve ince deri eldivenler onun vazgeçilmeziydi.
Üzerinden hafif odunsu ve baharatlı bir parfüm kokusu eksik olmazdı.
Karo'nun yakışıklılığı yalnızca yüzünden gelmiyordu. Soğukkanlı duruşu, kendinden emin yürüyüşü ve tek bir bakışıyla bile insanları sustura bilmesindeydi.
"Yine ne saçmalıyorsun?" Diyerek Karo sert bakışlarını ona çıkardı. "Çok seksisin. Hadi evlenelim diyorum bebeğim" diyerek Karo'ya öpücük gönderince Vale kahka