1."KÂBUS"
1.Bölüm:"KÂBUS"
Bu kitapta geçen olaylar ve kişiler tamamıyla kurgudan ibarettir!
Yukarıya eklediğim şarkıyı bölümü okuyarak dinlemenizi tavsiye ederim. Seveceğinize eminim.
İyi dinlemeler :))
Lütfen oy ve yorumlarınızı eksik etmeyin. Bunlar benim için çok büyük bir motivasyon oluyor.
Başlamadan önce başlangıç tarihi alalım canlar:))
Ve son olarak şunu diyeyim; bu kitap sabır ister.
Keyifli okumalar :))
-♟-
Her oyunun bir sonu vardı:
Her hatanın bir cezası olduğu gibi.
İnsanlar günahkardı.
Anneler ve babalar suçluydu bu çocuklara karşı. Onların çıkarcı nedenleri vardı.
Ve bu nedenler bir hikaye doğurur, birçok kişiyi yaşamadan defalarca öldürürdü...
Ölüme yaklaşmış kişiler herkes tarafından terk edilirdi. Onlar kurtarılmak isterken herkes buna sessiz kalırdı. Çünkü bu insanlardan korkup kaçarlardı.
Yeni kapılar asla açılmazdı. Herkes üzerlerine kapıyı kapatırdı çünkü bu insanlar tehlikeliydi onlara göre. Oysa bilmezlerdi ki onları bu hale sokanlar da onlardı. En büyük tehlike yine onlardı.
Ve anlardık o zaman; bir kötülüğün bittiği yerde, bin kötülük yeniden onlara gülümserdi.
Çünkü insanlar sessiz kalırdı.
Çünkü insanlar susmayı alışkanlık haline getirmiş birer dilsiz şeytanlardı. En büyük kötülük de buydu ya.
Kötülüğe sessiz kalmayı çok iyi bilirlerdi bu dilsiz şeytanlar.
İnsanlar korkunçtu ve bunu masum, temiz kişiliklerin kanına girip onlara da bulaştırmak isterlerdi. Kimilerine de bulaşınca, bu kez bu hale soktukları kişiliklerden korkarlardı.
İnsanların hep bir nedeni vardı. Her neden iyi olmazdı, bazı nedenler kötülük doğururdu.
Karanlığa ve bataklığa batan bu insanlar korkunç değildi. Sadece anlamak ve uzatılan eller gerekti.
Bu yaralı kuşlar değil; arkasındaki bahaneler, bencil insanlar daha korkunçtu...
♟
Kendime geldiğimde vücudumun derin bir titreme altında olduğunu hissetmiştim. Bir titreme, ayak parmaklarımdan başlayıp tüm sinir sistemlerime uyarı veriyordu. Uyanıktım, fakat gözlerimi hâlâ istemsizce kapalı tutuyordum. Uzanır vaziyetteyken bir şey dikkatimi çekmişti. Sımsıcak olduğundan hiçbir zaman şüphe duymadığım odam, bu sefer beni yanıltıyordu.
Soğuktu, soğuk ne kelime! Buz gibiydi odam. Soğukluğun verdiği titreme hissiyatı, bedenimi istemsiz hareketlerle bulandırıyor gibiydi. Üstümü örtmek istiyordum, üstümü örtmelerini istiyordum. Bir an önce annemin gelmesini ve yanımda olduğu hissiyatı verip hiç bırakmayacakmışcasına kollarının altına alıp sarıp sarmalamasını, ısıtmasını istiyordum. Ona çok ihtiyacım vardı, her zaman vardı. Ama o gelmiyordu. Söz veriyordu geleceğine, fakat her defasında yaptığı gibi gelmiyordu yine.
Gözlerim kapalı bir şekilde birilerinin gelip üstümü örtmesini beklemeye devam ediyordum. Yaptığım tamamen üşengeçliğın izleriydi. Umursamıyordum. Aradan saliseler hatta saniyeler dakikalara dönüşmesine rağmen tek bir kişi bile gelmiyordu. Gözlerim hâlâ kapalıydı. Neden gözlerimi açmamakta hâlâ bu kadar ısrar ediyordum bilmiyorum. Gözlerim miydi esas yorgun olan ya da ne zamandır karnımın kazınması mıydı? Tüm yorgunluğun, halsizliğin sebebi açlık mıydı yoksa?
Kasvetle aldığım nefesimi, yine kasvetle bırakmak zorunda kaldım. Çareyi yine kendimde bulacağım garantiydi. Bu üşengeçliğı yok etme vakti gelmişti, geçiyordu bile. El yordamıyla beni sımsıcak tutan battaniyemi aradım. O sırada fark ettim ki yumyumuşak yatağımdan eser yoktu. Sepsertti.
Kaskatı kesildim.
Vücudum bu dakikadan sonra buz kesilmişti. Nefes alış verişlerim normalinden daha hızlı ve keskinleşmişti. Nefes alamıyordum. Üzerimdeki ağırlık ve yorgunluk, bir kaya kadardı sanki. Ve ben bu kayanın altında kalıyordum. Korkuyordum, ağırlaşıyordum. Sakin kalmaya çalıştıkça, kayanın altında daha fazla eziliyor gibi hissediyordum. Az önce düşündüklerimin gerçek olmadığını, sadece bir olasılık olduğunu kendi içimde tekrarlayıp durdum. Taş gibi olan koltuğumuzda uyukladığım düşüncesine tutundum sıkıca.
Daha fazla kendimle inatlaşmak istemedim ve korkuma yenik düşmeden hızla, fakat içimdeki o tereddütle gözlerimi açtım. Açmasaydım keşke, diye pişmanlık duymuştum saniyesinde.
Şu an öyle şeyler görüyordum ki gözlerim gördüklerine bile inanamaz haldeydi. Gördüklerim karşısında yanıldığımı düşünüyordum. Tüm bunları yine korkunç bir yanılsama varsaydım çünkü ne zaman bir yere gitmeye kalkışsam ya da bir şeyler yapmaya çalışsam bir paranoyak gibi bu kâbusun gerçekleşeceğini düşünüp her yerde ağlayan o çocuğun halüsinasyonunu görür oldum. Artık halüsinasyonlar görmekten, aynı kâbusu görüp durmaktan ve bir paranoyak gibi dolaşmaktan bıkmıştım. Ben deli miydim? Hayır, fakat aklı başında olduğum da sayılmazdı.
Tüm bunları beynimin oyunlarının bir parçası olduğunu düşünüp bu halüsinasyonun bitmesi için hızla başımı eğdim, gözlerimi yumdum. Ellerimi yumru haline getirip gözlerime götürerek bu kâbusun hemen bitmesini, yok olmasını istercesine gözlerimi ovuşturdum. Bir yandan da derin derin nefesler alarak, kendimi kontrol altına alma çabasındaydım. Bu derin nefes alışlar fazlasıyla yoruyordu beni. Takmadım çünkü biraz önce gördüğüm şeyin gerçek olma düşüncesi beni daha çok yerle bir ediyordu. Gerçek olmaması gerekiyordu. İçimden türlü türlü dualar ediyor, bu felaketin olmamasını diliyordum.
Gözlerimi açmaya yeltendim fakat bir olasılık daha beni korkutarak durdurdu. Evet, ben kelimenin tam anlamıyla korkuyordum. Güçlüydüm, fakat şu an korktuğumu hissediyordum. Neden korkuyordum? Bu gördüklerimin gerçek olmasından mı, yoksa başıma gelecek veya gelenlerden mi?
Gözlerimi açmadan kafamı bir az önceki baktığım yöne, hemen karşıma çevirdim. Burnuma ağır bir koku geliyordu, rutubet kokusuydu. Takmamaya çalıştım. En fazla, sehpanın üzerine dökülen viskilerin bıraktığı nem yüzünden olduğunu düşünerek kendimi kandırmak istedim. Bahanem saçma olduğu kadar olasıydı da. Hızla Yeniden açtım gözlerimi açtım, açtım ama yine aynı yerdeydim. Hiçbir fark yoktu. Şu anki korkum zirvedeydi. Gördüklerim bir yanılsama değildi, gerçekti. İnanın bana, bu daha da korkunçtu.
Olmuştu, korkumla yaşadığım kâbusum hiç istemesemde gerçekleşmişti. Kâbusum bir an olsun beni yalnız bırakmıyordu. Kâbusum ve korkularım bir olmuş, görmemek için direndiğim kilitlenen kapıları açıp beni de o pis manzaraya mahkum etmişti. Yine kilitliydim ama o pis görüntü karşımda yoktu. Fakat her kilitli kapı, hafızamı kaybetsem de hatırlatacaktı bana o görüntüyü.
Bir hücredeydim. Ağır rutubet kokan bir hücrede.
Karşımdaki görüntü çok korkunçtu. Fakat bir zamanlar korku dolu gözlerimle izlediğim o görüntünün yanında bir hiç miydi, hiçti. Ancak sonuç aynı sonuçtu, bir kez daha özgür değildim. O zamanlar çocuktum, mahkûmdum. Büyüdüm, yine mahkûm olmuştum.
Oysa ne bu bataklıkta kalmayı ne de özgürlüğümden alıkoyulmayı, bu hayata mahkûm olmayı istemiştim. Her şeyin sorumlusu olarak ne kadar onu suçlasamda, onun beni kandırmasına aslında ben izin vermiştim bir zamanlar. Fakat şimdi, buna izin vermemek için her şeyi yapacaktım. Bir kez daha aynı şeyi yaşayamazdım. Yaşıyor muydum sahiden? Yaşamak nefes almaksa yaşıyordum, evet.
Birileri durmadan bana bir hayat sunuyordu sanki. Ve seçeceğim seçenekleri sıralıyordu, hatta bu soruyu bana yöneltmeden yerime kararlar alıp böyle yaşamaya alışmamı dile getiriyorladı. Ve bu birileri, benim en yakınım dediklerimdi. Öyleyse bu kez beni mahkûm etmek isteyenler de kimdi? Kim özgürlüğümü istiyordu, kim hayatımı mahvetmek istiyordu?
Atıldığım o bataklıkta da olduğu gibi yine elimden hiçbir şey gelmiyordu. O zaman çok küçüktüm, dokuz yaşındaydım. Şimdi büyümüştüm bedenen, ancak küçük kalbim unutamamıştı. Ben büyüdüm, kalbim de büyüdü sanmıştım. Fakat hayat beni bir kez daha kilitli kapıların ardına atınca, anlamıştım ki ne kalbim unutmuştu ne de bedenimde kalan izler unutmuştu acıları.
O zamanlar bunları yaşamaya mecbur hissediyordum, çünkü dokuz yaşıma kadar tüm yaşlarımın o kadına ihtiyacı vardı. Tıpkı yine her korktuğumda koşarak ona sarılmam gibi. Fakat bu korkularımın tek sebebi de kendisiydi. Onun otoriter bir kişilikte olduğunu be
Yorumlar
- Oylesine: 🥲🥲
- Oylesine: insanlar acımasız ve bencil...
- Oylesine: kesinliklee
- Kırmızı lekeli çocuk: Sen neden oradasın kumsal? korkunç bir durumda kalmışsın 🤦
- Beren Pak: Neden kimse yardım etmiyor ona böyle😟
- Can Kaan Odabaş: bir şey hatırlayamamak gerçekten sinir bozucu bu durumu çözmeleri lazım!
- Oylesine: hoş geldiniz efenimmmmm. O yaraları saracağızz saracağızz
- Aslı Zorlu: @o04814027 çok üzücü bir bölüm olmuş yaraları daha da derinleştiriyor