5
Odadan çıktığımda bir süre ne yapmam gerektiği konusunda tereddütle etrafa bakındım. Bahçede mi olurlardı yoksa içeride mi beklemem gerekirdi bilemedim. En iyisi telefonumu elime alıp Arden Rüzgar Bey’i aramak oldu.
Telefonu açtığında, "Alo?" dedi.
— "Şey... Arden Bey, ben ne yapmalıyım? Çocuklar uyandı mı acaba?"
Telefonda kısa bir sessizlik oldu. "Aşadalar, sen de gel bahçeye, bekliyoruz."
Kalbim heyecandan küt küt atıyordu. Hızlı adımlarla merdivenleri inip bahçeye çıktım. Gözüm ilk o minik ufaklıkları bulduğunda içimin eridiğini hissettim; Allah'ım, o kadar tatlılardı ki anlatamam! Hemen masaya doğru yürüyüp Arden Bey’e baktım.
— "Geç otur Selen, lütfen."
Başımı sallayıp gösterdiği yere oturdum.
Arden Bey yumuşak bir ses tonuyla, "Çocuklar, bu yeni oyun ablanız Selen. Artık o ilgilenecek sizinle. Tanışın bakalım hadi," dedi.
Oldukça şaşırmıştım çünkü telefonda ve az önce telefonda oldukça sert bir ses tonuyla konuşmuştu. Demek ki evlatlarına gerçekten çok değer veriyor, onlara karşı tamamen başka biri oluyordu.
— "Merhaba çocuklar, ben Selen."
Elimi uzattığım gibi erkek olan minik hemen parmağımı kavradı. "Meyaba Şelen abyla, men Aslan Poyraz."
İçim giden bir sesle, "Oyy, memnun oldum Arslan Poyraz!" dedim. Çok tatlıydı, hele o konuşması... Arslan konuştuktan sonra Almina Öykü önce biraz çekindi ama abisinin konuştuğunu görünce o da utangaç bir sesle, "Meyaba, mende Almina Öykü," dedi.
— "Oyy, memnun oldum prenses."
İkisinin de çekingen olduğunun farkındaydım; bu yüzden acele etmeden, sabırla cevap vermelerini bekledim. Arden Bey’in bu sabırlı yaklaşımımı fark edip hoşnutlukla gülümser gibi olduğunu gördüm.
— "Sen ortalarına otur istersen. Kendileri yiyorlar ama ara sıra destek olmak gerekiyor," dedi Arden Bey. İkisi de kendilerine göre ayarlanmış özel çocuk sandalyelerinde oturuyorlardı.
— "Tabii efendim."
İkisinin tam ortasına geçip oturdum. Önce ayrı ayrı ikisine de baktım ve önlerindeki tabakları inceledim. "Ne yersiniz bakalım?"
Arden Bey tam cevap verecekti ki hemen müdahale ettim: "Prenses, senden başlayalım mı? Ne yemek istediğini kendin seç olur mu?"
Almina, "Oluy," dedi. Yüzüne gülümseyerek baktıktan sonra Arslan’a döndüm: "Az bekle, hemen döneceğim sana olur mu küçük prens?"
O da minik sesiyle, "Oluy," dedi.
Göz ucuyla Arden Bey’e baktım; beni dikkatle, adeta mercek altına alarak inceliyordu. Bakışlarını üzerimde hissedebiliyordum.
— "Eee prenses hanım, düşündün mü ne yiyeceksin?"
Başını sallayıp parmağıyla peyniri işaret etti. "O ne? Ben bilmiyorum, adını biliyor musun sen prenses?"
"Evet, peynir o!" Güldüm. "Tamam, koydum tabağına. Başka ne ekleyelim?"
"Tomattes vii saltalik..."
Ay, konuşmasına bakın! Yerim seni çocuk... "Ekmek ve üstüne çikolata!"
Arden Bey’e baktım; onaylarcasına başını salladı.
"Tamam, sürüyorum hemen bekle!" Tabağa peynir, salatalık, domates ve çikolatalı ekmek koyup Almina’ya uzattım. "Buyurun hanımefendi, hazır. Afiyet olsun." Çoktan yemeye başlamıştı bile.
"Sıra sizde Küçük Prens, siz ne istersiniz?"
Yüzüme baktı, ardından masayı süzdü. "Mende çikolatalı ikmek ve piynir, soynra salatalık, ziytin vii reçeli ikmek... bukaydar!"
Şaşkınlıkla Arslan’a baktım. "Peki Küçük Prens!" dedim. Ona 'Küçük Prens' demem pek hoşuna gitmiş olacak ki kıkırdadı.
Arden Bey’e dönüp, "Alerjileri var mı herhangi bir şeye karşı?" diye sordum. Gözlerini benden ayırmadan cevapladı: "Yok, alerjileri yok."
Arslan’ın tabağını hazırlarken zeytinlerin çekirdeklerini özenle tek tek ayıklayıp vermiştim.
(Arden şaşırmıştı; normalde ne yerler diye kendisi uzun uzun anlatacak ya da önceki dadı gibi kafasına göre önüne ne gelse koyacak sandı. Selen çocuklara tek tek sormuş, isteklerini dinlemişti. Üstelik çocukların cevap vermesini büyük bir sabırla beklemişti.)
Çocuklar yavaş yavaş yemeklerini yiyorlardı; arada elleri yüzleri tabii ki batıyordu. Silerken ufaklıklar hemen huzursuzlanıyordu ama bunun da pratik bir yolunu bulmuştum.
"Bakın, herkese birer peçete... Babası, sana da!"
Arden Bey hafifçe huysuzlanarak homurdanıp peçeteyi aldı.
"Şimdi elimizde, yüzümüzdeki küçük lekeleri siliyoruz... Neden mi?"
Merakla yüzüme baktılar. "Pis olmayalım diye tabii ki!" dedim gülerek. Şaşkın ama sakin bir ifadeyle beni süzüyorlardı.
"Hadi, önce ben siliyorum, sonra siz! Bak, ağzımı sildim... Sıra sizde, hadi bakalım!"
Beni taklit edip ağızlarını sildiler. Sonra hep bir ağızdan "Baba!" diye seslendiler. Arden Bey’e bakıp omuz silktim. O ise biraz sinirlenmiş gibi bir ifadeyle, "Sildim, hadi eller şimdi de!" dedi. Hep birlikte ellerimizi sildik.
Kahvaltı nihayet bitmişti. Yukarı, odalarına çıkma vaktiydi.
"Önce kimin odasına gidiyoruz bakalım?"
İkisi aynı anda yüksek sesle "Benim!" dedi.
"Şöyle yapalım... Bir şarkıyla seçelim olur mu? Hanginizin odasından başlayacağımıza karar verelim."
"Olur!" diye neşeyle zıpladılar.
"Tamam, yan yana durun bakayım. Başlıyorum, hazır mısınız?"
"Evet!" dediler heyecanla.
El çırparak sayışmaya başladım:
"O piti piti, karamela sepeti,
Terazi lastik, jimnastik.
Duma duma dum,
Kırmızı mum...
Benim elim sende kaldı!"
Parmağım Almina’da durdu. Birlikte gülüşerek odasına doğru adımladık. "Prensesim, ilk senin odana gidiyoruz! Sonra da prensin odasına, tamam mı?"
Çocuklar bana şaşırtıcı derecede çabuk alışmıştı. Arden Bey bu uyum karşısında şaşırıyordu, sürat ifadesi çok belli ediyordu bunu.
"Biz yukarıya çıkıyoruz, üzerimizi temizleyip ineceğiz Arden Bey."
Arden başıyla onayladı.
(Tam o sırada kapı zilinin sesiyle birlikte içeri Arden’in ailesi giriş yaptı. Annesi, babası, kız kardeşi ve erkek kardeşi yeni dadıyı merak edip erken saatte gelmişlerdi.
Arden kapıda onları karşılayıp ellerini öptü, kardeşlerine sarıldı. Onlar salona geçip çocukların aşağı inmesini beklerken, kız kardeş Arya sabırsızlanarak "Ben de yukarı çıkıyorum," dedi ve aceleyle merdivenleri tırmanıp çocukların odasına yöneldi. Arslan’ın odası boştu; diğer odaya girdiğinde seslerimizi duymuştu.)
"Merhaba," diye neşeyle seslendi genç bir kız.
Başımı çevirip baktım; güleryüzlü bir kızdı. "Merhaba, hoş geldiniz! Bizim de işimiz bitti sayılır, değil mi Almina Öykü?"
Almina başını sallayarak onayladı.
"Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz. Ben halası Arya," diyerek elini uzattı. Ben de karşılık verip tokalaştım: "Ben de Selen, memnun oldum."
Arya başını sallayıp gülümsedi. "Bu prensesin işi bittiğine göre, hadi prensin odasına geçelim bakalım!"
Arslan’ın odasına geçerken Arya bana eşlik ediyordu. Odada minik adamın elini yüzünü yıkadım, dişini fırçalayıp üstünü değiştirdim. Arya beni dikkatle, adeta abisi gibi süzüyordu. Haklılardı tabii; kim ilk gün gördüğü bir yabancıya körü körüne güvenirdi ki?
İşimiz bitince hep birlikte merdivenlerden aşağıya, salona doğru inmeye başladık. Çocukların odalarına ve bu ferah ortama tek kelimeyle bayılmıştım.
Yorumlar
- Metin Mutlu: O çocuklarla tanışman tamda yerinde bir adım olmuş
- Furkan Metehan: Seni hep böyle tereddüt içinde görmek zor ama bu an tatlıydı
- AZRA KARADUMAN: Buna harika izle ya benim yerimde olmayı dilerdim
- Emre Efe: herkes peçeteden ziyade sana güvenirci çok sevimli bir bölüm deneyimledin
- Es Es: Mesleğini severek yapıyor
- aleyna: benim için bir yabancı ama çocukların yanındaki hali vefalı
- Efe Çelik: Muhteşem çocukların arasında senin de pozitif enerji belli ki çok etkili oluyor