Keşfet

7

Kaderin Oyunu

Alarmın sesiyle aceleyle yataktan fırladım. Odayı toparlayıp camı açtım, elimi yüzümü yıkayıp banyodan çıktım. Saate baktığımda tam bir saat geçtiğini gördüm.

​Hemen Almina’nın odasına girdim. "Prenses, uyan hadi..." diye fısıldadım. O sırada kapı açıldı ve kucağında Arslan ile Arden Bey içeri girdi. "Geldin mi?" Başımı salladım: "Evet, küçük hanımı uyandırıyordum ama uyanmaya pek niyeti yok galiba," dedim gülerek.

​— "O uykucudur, Arslan uykuyu pek sevmez." Bu bilgiyi hemen aklıma not ettim.

​— "Almina, hadi canım, uyan bakalım..." Minik gözlerini yavaşça açtı, ellerini yumruk yapıp gözlerini ovuşturarak esnedi. O kadar tatlıydı ki! "Uyandım men! Çişim geldi!" diyerek yataktan fırlayıp koşarak banyoya girdi. Peşinden seğirttim. Onu tuvalete oturtup bekledim. "Mitti!" diye seslenince üzerini düzeltip ellerini yıkattım ve birlikte aşağı indik.

​Arden Bey ve Arslan masada oturuyorlardı. Kucağımdaki Almina’yı sandalyesine oturtup ben de ikisinin ortasındaki yerimi aldım.

​— "Kimden başlıyoruz bakayım? Parmak kaldırın! İlk Arslan kaldırdı, senden başlıyoruz küçük prens o zaman."

​Masadaki çeşitlere baktım: Sigara böreği, patates püresi, havuç salatası ve çorba... "Ne istiyorsun bakalım?" Arslan azıcık düşündü: "Çorba vii börek!"

​Çorbayı kasesine koyup soğuması için kenara çektim. Börekleri tabağında küçük küçük dilimledim. "Sen börekleri ye, çorba azıcık soğusun olur mu?" Başını hızlı hızlı salladı ve iştahla böreğe yumuldu.

​— "Sıra Almina’da! Sen ne yersin bakayım?" Saydığım her şeyden istedi bizim prenses. Tabağına azar azar koyup eline çatalını verdim. Çorbasını soğuması için onun da kenara aldım. Arden Bey kenardan şaşkınlıkla bizi izliyordu. Çocukların bana bu kadar çabuk alışması onu şaşırtmış gibiydi.

​Kendime de tabağıma bir şeyler koydum. Soğuyan çorbalardan bir Arslan’a bir Almina’ya içiriyordum. Arslan tekrar börek isteyince tabağına dilimler ekledim. Yemek bittiğinde sofrayı toplama işini Dilara ile Nefise Abla’ya bıraktık.

​— "Hadi elimizi yıkayalım da bahçeye çıkalım mı çocuklar?" İkisi de "İvet!" diye el çırptı.

​Zemin kattaki banyoda ellerimizi yıkayıp bahçeye çıktık. Arden Bey o sırada çalışma odasına çıkmıştı.

(Dilara ve Nefise yeni gelen bu kızı şimdiden çok sevmişlerdi. Mütevazı, sakin ama çocuklarla anında bağ kurabilen enerjik bir hali vardı.)

​Bahçe gerçekten şahaneydi. "Ne yapalım bakalım çocuklar?" Eliyle salıncağı gösterdiler: "Salıncak!"

​— "Tamam, hadi binelim o zaman." İkisini de emniyetli şekilde oturtup yavaş yavaş salladım. Bir süre sonra sıkılıp inmek istediler. Keşke bir kum havuzu olsaydı, diye geçirdim içimden.

​— "Toprakla oynayalım mı çocuklar?" Şaşkın ve meraklı gözlerle bakıp "Olur," dediler.

​— "Gelin bakalım, oturun şuraya, ben hemen geleceğim." İkisini de bahçe mobilyalarına oturtup hızlıca içeri koştum. Nefise Abla’dan rica edip çocukların oyuncak odasındaki kova ve kürek takımlarını alarak bahçeye döndüm.

​— "Bakın ne getirdim! Hadi toprakla oynayalım!"

​"Oluy!" diye neşeyle sandalyeden inmeye çalıştılar. İkisini birden kucağıma aldığımda bücürler boynuma sarıldı. İçim sıcacık oldu. Toprağın bol ve yumuşak olduğu bir köşe bulup oturduk.

( O esnada Arden Rüzgar yukarıdaki çalışma odasının penceresinden onları izliyordu. Selen'nın çocukları oturtup bir anda ortadan kaybolduğumu görünce sinirlenmiş, tam odadan çıkacakken bahçede Nefise Abla’yı fark etmişti. Allah Allah, nereye gitti bu kız? diye düşünürken elinde kum kovalarıyla dönmüştü. Merakla ne yapacağını izlemeye başladı. Selen’in çocukları kucağına alması ve ikizlerin ona kendiliklerinden sarılması Arden’ı adeta şoka sokmuştu. Çünkü çocuklar yabancılarla kolay kolay temas kurmazlardı. Adam iç çekerek işinin başına döndü.

​— "Şimdi topraktan pasta yapacağız! Ama bu pasta topraktan olduğu için yenmez, tamam mı? Yalancı pasta olacak bu, anlaştık mı?"

​İkizler kafalarını salladı: "Timam!"

​Çocuklar harika vakit geçiriyordu. Üstleri başları çamur içinde kalmıştı ama kimsenin umurunda değildi. Ben bile kendimi çocuk gibi hissedip çamurdan pasta yapmaya koyulmuştum. "Bitti!" diye çığlık attı ikizler. Neşeli bir sesle, "Benimki de bitti!" dedim.

​O kadar kaptırmıştık ki, başımı kaldırıp üstümüze baktığımda dehşete düştüm! Bakmaz olaydım... Her yerimiz çamur, toprak ve toz içindeydi! Eğlenmek güzeldi de Selen... Şimdi ne olacak? Bu halimizle içeri nasıl gireceğiz? İlk günden kovulmasam bari! Yine de çocukların gözlerindeki o mutlu ifadeyi görünce "Değerdi be..." dedim.

​( Yukarıda işini bitiren Arden Rüzgar, merakla pencereye yaklaşıp aşağıya baktığında gözlerine inanamadı. "Yok artık! Şunların haline bak... Hadi benimkiler çocuk, kocaman kız da onlarla çamur içinde! Ya sabır..." diyerek hemen aşağı indi. Selen’in çaresizce bahçede dikildiğini fark etmişti.)

​ "Selen! Bu haliniz ne?!" diye bağırır gibi konuştu Arden Bey.

​Ne diyeceğimi bilemeyip kekeledim: "Şey... Arden Rüzgar Bey, çocuklarla biraz oynayalım dedik... Fazla kaptırmışız kendimizi, her yerimiz battı."

​Arden Bey sinirle soluyordu. İkizler hemen babalarına doğru konuştu: "Baba biz sahte pasta yaptık! Sahte olduğu için yenmezmiş!" Almina kollarını uzattı: "Kucak babi, yoruldum..."

​Arden Bey içeriye seslendi: "Nefise Abla! Dilara Abla! Bakın bir buraya!"

​Nefise Abla koşarak geldi: "Buyur Arden oğlum, bize mi seslendin?" Bakışları bize kayınca gözleri açıldı: "Vişş! Bu haliniz ne çocuklar?"

​Arslan gülerek, "Yalancı pasta yaptık!" dedi.

​Arden Bey bana dönerek, "Selen, çocukların üstünü çıkar, yukarı götürelim," dedi. Önce Arslan’ın çamurlu kıyafetlerini soyup atlet ve boxer ile bıraktım; onu Nefise Abla banyoya çıkardı. Ardından Almina’nın kıyafetlerini çıkardım, onu da Dilara Abla aldı.

​Arden Bey bana bakıp bir an düşündü: "Sen de... Ayaklarını yıka öyle gir içeriye. Çocukların yanına geçiyorum, sen duş al. Ben ilgilenirim onlarla."

​Kapının önündeki temiz kovalı sudan yararlanıp ayaklarımı yıkayıp kuruladım. Çamurlu oyuncakları temizleyip yerleştirdikten sonra duşumu alıp temiz kıyafetlerimi giydim.

​Çocukların yanına indiğimde Arden Bey de oradaydı. İkizler beni görünce babalarının kucağından atlayıp bana koştu. Arden yine şaşırmıştı; çocuklar beni çok çabuk benimsemişti. Akşam yemeğine kadar birlikte televizyon izledik.

​Yemekte Arden Bey hayranlıkla çocuklarını izlerken, "Uzun zaman sonra ilk kez bu kadar yoruldular. Baksana, nasıl iştahla yiyorlar..." dedi.

​Çekinerek sordum: "Arden Bey... Kızdınız mı bana?"

​— "Neden kızayım ki?"

​— "Yani çok battı ya üstümüz, ondan sordum..."

​— "Sorun değil, eğlendiler sonuçta. Ama bir dahakine başka oyunlar bulun bence."

​Fırsattan yararlanıp, "Bahçe çok geniş... Parkın yanına bir kum havuzu yaptırsak çocuklar için çok eğlenceli ve temiz bir oyun alanı olur," dedim.

​Çocuklara bakıp başını salladı: "Tamam, bir ara ilgilenirim."

​Yemek bitince ellerini yüzlerini yıkadım. Odalarına çıkarıp ikisine de ayrı ayrı hikaye okudum. Odadan çıkarken Arden Bey, "Sen de dinlen artık Selen," dedi.

​Odama geçip valizlerimi hızlıca yerleştirdim. Henüz erkendi ama günün yorgunluğuyla üzerime tatlı bir uyku çökmüştü.