Keşfet

1. Bölüm: Yağmurlu Bir Gün

Kalbim Seni Hatırlıyor

KALBİM SENİ HATIRLIYOR

1. Bölüm: Yağmurlu Bir Gün

Sabah alarmım çaldığında gözlerimi açmak istemedim.

Yorganı başıma kadar çektim ve birkaç dakika daha uyuyabilmek için gözlerimi sıkıca kapattım. Dün gece yine elimdeki kitabı bitirmeden uyumamıştım. Şimdi de bunun cezasını çekiyordum.

Telefonum yeniden çalmaya başlayınca yorganın altından elimi çıkarıp ekrana baktım. Annem arıyordu.

“Alo, anne?”

“Kızım, uyandın mı?”

“Uyandım.”

“Pek uyanmış gibi gelmiyorsun ama.”

İstemeden gülümsedim.

“Anne, sabahın köründe benden ne bekliyorsun?”

“Bir gün de erkenden kalksan şaşıracağım.”

“Tamam, kalkıyorum işte. Hadi, sonra konuşuruz. Öptüm seni.”

“Geç kalma sakın!”

Annemin son sözleriyle birlikte telefonu kapattım. Yataktan kalkıp üzerimi değiştirdim, yüzümü yıkadım ve saçlarımı topladım. Çantamı hazırlarken masanın üzerindeki açık defterim gözüme çarptı.

Bir an durup dün gece yazdıklarıma baktım.

Bir süredir kendi hikâyemi yazmaya çalışıyordum. Aklımda bir sürü fikir vardı ama sıra onları kâğıda dökmeye gelince nedense tıkanıp kalıyordum.

Defteri kendime doğru çekip kalemimi elime aldım. Birkaç saniye düşündükten sonra sayfanın altına yeni bir cümle yazdım.

İnsan bazen hayatında neyin eksik olduğunu bilmez. Ta ki o şeyle karşılaşana kadar.

Cümleyi okuyunca yüzümü buruşturdum.

“Biraz fazla romantik oldu,” diye mırıldandım.

Yine de üstünü çizmedim. Belki sonra işime yarardı.

Defteri kapatıp çantama koydum. Kapıdan çıkmadan önce telefonumu, anahtarlarımı ve cüzdanımı kontrol ettim. Her şey yanımdaydı.

En azından öyle sanıyordum.

Gün içinde işlerimle uğraştım. Öğle arasında bir kahve alıp biraz dinlendim. Eve dönmeden önce de her fırsatta uğradığım küçük kitapçıya gitmeye karar verdim.

Kitapçı benim için sıradan bir dükkândan fazlasıydı. Rafların arasında dolaşmayı, hiç tanımadığım yazarların kitaplarını karıştırmayı ve bazen yalnızca arka kapaklarını okuyarak vakit geçirmeyi seviyordum.

İçeri girdiğimde hava kapalıydı ama yağmur yağacağını düşünmemiştim. Bir süre rafların arasında dolaştım. Bir kitabı elime alıp arka kapağını okudum, sonra başka bir rafa geçtim. Sonunda uzun zamandır okumak istediğim bir romanda karar kıldım.

Kitabın parasını ödeyip dışarı çıktığımda yanağıma bir yağmur damlası düştü.

Ardından bir tane daha.

Başımı kaldırıp gökyüzüne baktım.

“Şaka yapıyor olmalısın.”

Çantamı açıp şemsiyemi aradım ama bulamadım. Evde unutmuştum. Yağmur da birkaç saniye içinde hızlanmaya başlamıştı.

Tekrar kitapçıya sığınmayı düşünürken çantamın fermuarının açık olduğunu fark ettim. Eğilip baktığımda defterimin yerde durduğunu gördüm. Rüzgârla açılan sayfaları yağmur damlalarıyla ıslanıyordu.

“Hayır, hayır!”

Hemen eğildim. Tam defterimi alacakken yanımdaki biri de uzandı. Ellerimiz neredeyse aynı anda deftere ulaştı.

“Pardon,” dedik ikimiz birden.

Başımı kaldırdım.

Karşımda uzun boylu, koyu saçlı bir adam vardı. Defterimi yerden almış, dikkatlice bana uzatıyordu.

“Sanırım bu sizin.”

“Evet, benim. Çok teşekkür ederim.”

Defteri hemen elinden aldım ve sayfalarını kontrol ettim. Birkaç kenarı nemlenmişti ama yazılarımın çoğu sağlamdı. İçim rahatlayınca derin bir nefes aldım.

Adam bana bakıp hafifçe gülümsedi.

“Yağmur biraz hazırlıksız yakaladı galiba.”

“Biraz mı? Şemsiyemi evde unutmuşum, şimdi de defterimi düşürdüm. Bugün gerçekten iyi gidiyor.”

Güldü.

“En azından defterinizi kurtardık.”

“Evet, tek tesellim o.”

Yağmur iyice hızlanınca daha fazla dışarıda kalmayıp kitapçıya girdik. Saçlarımdaki suyu elimle silerken çantamı düzenlemeye başladım. O sırada yere düşen kalemimi fark ettim.

Eğilmek üzereydim ki adam benden önce davranıp kalemi aldı.

“Bu da sizin sanırım.”

Kalemi alırken gülmeden edemedim.

“Bugün bütün eşyalarım benden ayrılmaya karar vermiş.”

“Belki de çantanızla aranızdaki ilişkiyi gözden geçirmeniz gerekiyordur.”

“Belki de yağmur yağmayacak diye bu kadar emin olmamam gerekiyordur.”

İkimiz de güldük.

Kalemimi çantama koyduktan sonra ona teşekkür ettim. Adam da başıyla karşılık verip kitapların bulunduğu tarafa geçti.

Hepsi bu kadardı.

Ne zaman durmuştu ne de etrafımızdaki sesler bir anda kesilmişti. Yağmurdan kaçan iki yabancıydık sadece.

Yine de nedense bu kısa karşılaşma hoşuma gitmişti.

Yağmurun biraz dinmesini beklemek için yeniden rafların arasında dolaşmaya başladım.

Bir süre sonra az önce karşılaştığım adamı gördüm. Elinde bir roman vardı; arka kapağını dikkatle okuyordu. Ben de başka bir raftaki kitapları incelerken başını kaldırıp bana baktı.

Göz göze geldik.

Kısaca gülümsedi. Ben de aynı şekilde karşılık verip önüme döndüm.

Aradan birkaç dakika geçtikten sonra yanımdan gelen sesle başımı çevirdim.

“Bu yazarın başka kitaplarını okudunuz mu?”

Elindeki kitabı gösteriyordu.

“Evet, birkaçını okudum. Neden?”

“Bunu almayı düşünüyorum ama daha önce hiç okumadım. Nasıl, tavsiye eder misiniz?”

Biraz düşündüm.

“Dili biraz ağır gelebilir ama hikâyesi güzel. Çok hızlı ilerleyen olayları seviyorsanız sıkılabilirsiniz. Ama sakin sakin ilerleyen romanlardan hoşlanıyorsanız bence beğenirsiniz.”

“Anladım. Teşekkür ederim.”

“Rica ederim.”

İkimiz de yeniden kitaplarımıza döndük. Bir süre sessizce rafları karıştırdık. Sonra adam tekrar konuştu.

“Bu arada, adınızı sorabilir miyim?”

“Elif.”

“Ben Emir.”

“Memnun oldum.”

“Ben de.”

Emir kitabını alıp kasaya yöneldi. Ben de seçtiğim romanı incelemeye devam ettim. Birkaç dakika sonra satın aldığım kitabı çantama koyup kapıya doğru yürüdüm.

Yağmur hafiflemişti. Artık eve yürüyebilirdim.

Tam dışarı çıkacakken arkamdan sesini duydum.

“Elif!”

Dönüp baktım.

“Efendim?”

Emir birkaç adım ötede duruyordu.

“Şey, siz bu taraftan mı gidiyorsunuz?”

Sokağı işaret etti.

“Evet. Neden?”

“Ben de o tarafa gideceğim. İsterseniz beraber yürüyebiliriz. Tabii sizin için de uygunsa.”

Kısa bir an düşündüm. Sonuçta aynı yöne gidiyorduk. Üstelik hava hâlâ kapalıydı ve yağmur tamamen dinmemişti.

“Olur,” dedim. “Zaten yol uzun.”

Birlikte dışarı çıktık.

İlk birkaç dakika pek konuşmadık. Kaldırımda biriken suların arasından yürürken yanımızdan geçen arabaların sesini duyuyorduk. İnsanlar yağmurdan kaçmak için adımlarını hızlandırmıştı.

Sessizliği Emir bozdu.

“Kitapçıya sık gelir misiniz?”

“Fırsat buldukça. Kitap almayı seviyorum.”

“Fark ettim.”

Kaşlarımı kaldırdım.

“Neyden fark ettiniz?”

“İçeride üç farklı kitabın arka kapağını okudunuz. Birini de iki kere elinize alıp bıraktınız.”

Ona dönüp baktım.

“Beni mi izliyordunuz?”

“Hayır, sadece aynı yerde dolaşıyorduk. İnsan ister istemez fark ediyor.”

“Umarım hakkımda başka tespitler yapmamışsınızdır.”

“Şimdilik yapmadım.”

“İyi. Böyle devam edin.”

Güldü. Ben de gülümseyerek önüme döndüm.

Konuşmak düşündüğümden daha kolaydı. Sürekli bir şeyler anlatmak zorunda hissetmiyordum kendimi. Sessiz kaldığımızda da hemen konu bulmaya çalışmıyorduk.

Yol boyunca kitaplardan, sevdiğimiz filmlerden ve yağmurlu günlerde evde oturmanın güzelliğinden bahsettik. Emir'in bazı kitaplar hakkındaki yorumları hoşuma gitmişti. Her konuda aynı düşünmüyorduk ama konuşurken birbirimizi dinliyorduk.

Bir ara ne işle uğraştığımı sordu.

Ona gün içinde yaptığım işlerden ve boş zamanlarımda yazmaya çalıştığım hikâyeden bahsettim.

“Kitap mı yazıyorsunuz?” diye sordu.

“Yazmaya çalışıyorum demek daha doğru olur. Birkaç sayfa yazıyorum, sonra devamını getiremiyorum.”

“Neden?”

“Bilmiyorum. Bazen aklımdakileri düzgün anlatamadığımı düşünüyorum. Bazen de yazdıklarımı beğenmiyorum.”

Emir başını hafifçe salladı.

“Bence devam etmelisiniz.”

“Bu kadar kolay mı?”

“Kolay demedim. Ama daha başlamışken kendinize bu kadar yüklenmeyin. Belki birkaç bölüm sonra yazdıklarınızı daha çok beğeneceksiniz.”

Bir an sustum.

“Beni tanımıyorsunuz bile,” dedim.

“Doğru. Ama bir şey yazmak istiyorsanız en azından kendinize deneme fırsatı vermelisiniz.”

Bu kez hemen cevap vermedim.

Söylediği şey aslında çok basitti. Yine de uzun zamandır kendi kendime söyleyemediğim bir şeyi hatırlatmıştı.

Belki de yazdıklarımı beğenmek için önce onları bitirmem gerekiyordu.

Yorumlar

  • Tarık Arslan: İnsan sabahları uyanmayı hiç istemez mi?
  • Ece Oral: Yorgun başlamak bu şartlarda normal ama yine de bir hevesle kalkmak gerek
  • ERDOĞAN: Bir yabancı ile tanışmak çok özel bir deneyim Umarım tekrar karşılaşırsın
  • Umay Vuralcan: Bu sahne böyle hissettiriyor gerçekten
  • Metin Taner Yavuz: Bu buluşma belki sıradan gibi ama önemli bağlantılar kurabileceğimiz bir fırsat sunuyor
  • Ece Boz: Defterin yere düşmesi nasıl da can sıkıcı bir an bunu yaşamamak zor!
  • Eda: içeride raflar arasında kaybolmak her zaman en iyi kaçış yollarından biri