2. Bölüm: İçimdeki Küçük Heyecan
KALBİM SENİ HATIRLIYOR
2. Bölüm: İçimdeki Küçük Heyecan
Sabah uyandığımda ilk düşündüğüm şey kahvaltıda ne yiyeceğim değildi.
Dün tanıştığım adam aklıma gelmişti.
Emir.
Adını içimden geçirince kendi kendime güldüm. Daha iki gün önce tanışmıştık. Birlikte yalnızca kısa bir yürüyüş yapmış, kitaplardan konuşmuştuk. Üstelik onu doğru düzgün tanımıyordum bile.
Peki, neden aklıma gelmişti?
Yastığımı kenara itip yataktan kalktım.
“Tamam Elif, alt tarafı biriyle tanıştın. Büyütülecek bir şey yok.”
Bunu kendi kendime söylememin bile biraz tuhaf olduğunu düşündüm.
Üzerimi değiştirdim, yüzümü yıkadım ve masamın üzerindeki defterimi çantama koydum. Dün yazdığım birkaç satırı yeniden okumak istiyordum ama geç kalmamak için vazgeçtim.
Mutfaktan annemin sesi geldi.
“Kızım, kahvaltı hazır!”
“Geliyorum anne!”
Masaya oturup kahvaltımı yaparken annem gün içinde yapacaklarından bahsetti. Ben de arada cevap veriyordum ama aklım başka yerdeydi.
Bir ara annem yüzüme dikkatlice baktı.
“Senin bir şeyin mi var?”
Başımı kaldırdım.
“Yok, ne oldu?”
“Bir şey yoksa niye kendi kendine gülümsüyorsun?”
Elimdeki ekmeğe baktım. Gerçekten gülümsüyor muydum?
“Gülümsemek de mi yasak?”
“Yasak demedim. Merak ettim sadece.”
“Bir şey yok anne. Aklıma bir şey geldi.”
Annem daha fazla üstelemedi. Ben de konuyu değiştirdim.
Evden çıktığımda kendime bir söz verdim: Bugün Emir'i düşünmeyecektim.
Tabii bunu ne kadar başarabileceğimi henüz bilmiyordum.
Öğleden sonra işlerimi bitirdiğimde biraz kahve içmek istedim. Eve hemen dönmek yerine sevdiğim küçük kafeye uğradım.
İçerisi sakindi. Pencere kenarındaki masalardan birine oturup kahvemi söyledim. Çantamdan defterimi çıkardım ve boş bir sayfa açtım.
Bir süredir yazdığım hikâyeye devam etmem gerekiyordu.
Kalemi elime aldım.
İlk cümleyi yazdım, sonra ikincisini.
Bir paragrafı bitirdiğimde durup okudum. Eskiden olsa beğenmediğim yerleri hemen silerdim. Bu kez devam etmeye karar verdim.
Tam yeniden yazmaya başlayacaktım ki arkamdan bir ses duydum.
“Bu kez defterin yere düşmediğine göre işler yolunda.”
Başımı kaldırdım.
Emir karşımda duruyordu.
Onu görünce şaşırdım. Ama şaşkınlığımın yanında, yüzüme yayılan istemsiz bir gülümseme de vardı.
“Sen!”
Emir güldü.
“Ben. Yoksa başka birini mi bekliyordun?”
“Hayır, sadece seni burada göreceğimi düşünmemiştim.”
“Ben de seni görünce şaşırdım.”
Boş sandalyeyi gösterdi.
“Oturabilir miyim?”
“Elbette.”
Oturduğunda kendimi birden nasıl davranacağımı düşünürken buldum. Az önce tek başımayken gayet rahattım. Şimdi ise saçlarımın dağınık olup olmadığını, önümdeki defterin ne kadar karışık göründüğünü düşünüyordum.
Bu hâlime içimden güldüm.
Neden bu kadar dikkat ediyordum ki?
Emir yalnızca yanıma oturmuştu.
“Ne yazıyorsun?” diye sordu.
“Hikâyeme devam ediyorum.”
“Güzel. Demek dün söylediklerimi ciddiye aldın.”
“Senin için yazmıyorum, merak etme.”
“Öyle bir şey söylediğimi hatırlamıyorum.”
Güldüm.
“Her şeye cevap vermek zorunda mısın?”
“Genelde evet.”
“Belli oluyor.”
İkimiz de güldük.
Emir kahve siparişi verdi. Ben de defterimi kapatıp onu masanın kenarına bıraktım.
“Bugün nasıl gidiyor?” diye sordu.
“Fena değil. Biraz yoruldum ama kahve iyi gelir diye düşündüm.”
“İşe yarıyor mu?”
“Şu an için evet.”
“Güzel.”
Kısa bir sessizlik oldu. Normalde böyle anlarda konuşacak bir şey bulmak için uğraşırdım ama Emir'in yanında sessizlik o kadar rahatsız edici gelmiyordu.
Yine de onunla konuşmak istiyordum.
“Senin günün nasıl geçti?” diye sordum.
“Yoğundu. Bir sürü işle uğraştım. Şimdi biraz dinlenmeye çalışıyorum.”
“Demek ikimizin de kahveye ihtiyacı varmış.”
“Öyle görünüyor.”
Kahvesi geldiğinde bir süre işlerden, kitaplardan ve günlük hayatımızdan konuştuk. Emir'in anlattığı küçük bir olaya o kadar güldüm ki yan masadakilerin bize baktığını fark ettim.
Gülüşümü bastırmaya çalıştım.
“Tamam, tamam. Bu kadar komik değildi.”
“Bence gayet komikti.”
“Sen anlatınca komik olabilir.”
Emir başını hafifçe eğip gülümsedi.
“Bunu iltifat sayıyorum.”
Ona cevap vermek yerine kahvemden bir yudum aldım.
Ama yüzümdeki gülümsemeyi de engelleyemedim.
Bir ara bana hikâyemden söz ettirdi. Henüz tamamlanmadığını söyledim. O da bitirdiğimde okumak isteyeceğini belirtti.
“Ya beğenmezsen?” diye sordum.
“Beğenmezsem de nedenini söylerim.”
“İnsan biraz teselli eder.”
“Peki, o zaman çok güzel olmuş derim.”
“İşte bu daha kötü.”
Emir kahkaha attı. Ben de ona katıldım.
Onunla konuşurken zamanın nasıl geçtiğini fark etmedim. Bir ara telefonuma bakmak için elimi çantama attığımda düşündüğümden çok daha uzun süredir oturduğumuzu gördüm.
Gitmem gerekiyordu.
Defterimi çantama koyarken Emir de ayağa kalktı.
“Ben de kalkayım. Beraber çıkalım mı?”
“Olur.”
Kafeden birlikte çıktık. Hava serinlemişti ama yağmur yağmıyordu. Kaldırım boyunca yürürken Emir ara sıra bana dönüp bir şeyler anlatıyor, ben de onu dinliyordum.
Bir noktada söylediği bir şeye güldüm. Bana baktığında göz göze geldik.
Bu kez gözlerimi hemen kaçırdım.
Neden böyle yaptığımı ben de bilmiyordum.
Sadece kalbimin biraz hızlandığını fark etmiştim.
Belki yürüdüğümüz için yorulmuştum.
Evet, büyük ihtimalle öyleydi.
Başka bir açıklama aramama gerek yoktu.
Sokağın köşesine geldiğimizde yollarımız yine ayrıldı.
“Ben buradan gideceğim,” dedim.
“Ben de şu taraftan.”
Bir an durduk.
“Bugün karşılaştığımıza sevindim,” dedi Emir.
Bu kadar basit bir cümlenin beni neden mutlu ettiğini anlayamadım.
“Ben de,” dedim.
Sesimin her zamankinden biraz daha yumuşak çıktığını fark ettim ama üzerinde durmadım.
Emir gülümsedi.
“Belki yine karşılaşırız.”
“Belki.”
Birbirimize veda edip ayrıldık.
Bu kez birkaç adım sonra dönüp arkasından bakmadım. En azından kendime öyle söyledim.
Çünkü köşeyi dönerken bir an durup onun hâlâ orada olup olmadığını merak etmiştim.
Ama dönmedim.
Eve doğru yürürken yüzümdeki gülümseme bir türlü kaybolmuyordu.
Emir'le konuşmak hoşuma gitmişti. Yanında kendimi rahat hissediyordum. Onun söylediklerini merak ediyor, anlattığı şeylere gülüyor ve bir sonraki karşılaşmamızın ne zaman olacağını düşünüyordum.
Bunların ne anlama geldiğini bilmiyordum.
Belki yalnızca yeni bir arkadaş edinmiştim.
Belki de içimde henüz adını koyamadığım küçük bir heyecan vardı.
Şimdilik bunu düşünmemeye karar verdim.
Ama ilk kez, onu yeniden görme fikri beni gerçekten mutlu ediyordu.
Eve geldiğimde doğrudan odama geçtim.
Çantamı masaya bırakıp defterimi çıkardım. Yazdığım hikâyeyi açtım ama birkaç dakika boyunca kalemimi oynatamadım.
Aklım yine kafedeki konuşmamıza gitmişti.
Emir'in gülüşünü hatırladım.
Sonra söylediklerini.
Ardından kendime kızdım.
“Elif, yazı yazacaksın. Bir insanı düşünmekten başka işin yok mu senin?”
Kendi kendime konuştuğumu fark edince güldüm.
Kalemimi elime alıp yeni bir sayfa açtım. Bu kez düşünmeden yazmaya başladım.
Bir süre sonra durup yazdığım son cümleye baktım.
Bazen bir insanı yeniden görmek istersin. Nedenini bilmezsin. Sadece geldiğinde gününün biraz daha güzel olduğunu fark edersin.
Cümleyi okuyunca sustum.
Sonra hafifçe gülümsedim.
Belki de kendi hikâyemden söz ediyordum.
Belki de farkında olmadan kendimi anlatmıştım.
Defteri kapatıp masanın üzerine bıraktım.
Henüz âşık olduğumu söyleyemezdim. Emir'i tanımıyordum bile. Onun hakkında bildiklerim birkaç küçük ayrıntıdan ibaretti.
Ama içimde bir şey değişmeye başlamıştı.
Küçük, sessiz ve henüz adını koyamadığım bir şey.
Ve galiba en çok da bu yüzden, bir sonraki karşılaşmamızı merak ediyordum.