5. Bölüm — Biraz Daha Yakın
5. Bölüm — Biraz Daha Yakın
Elif, telefonunun titreşmesiyle gözlerini açtı. Ekranda Emir'in mesajını görünce istemsizce gülümsedi.
Emir: Günaydın. Bugün müsait misin?
Elif saate baktı. Sonra cevap yazdı.
Elif: Günaydın. Neden?
Emir: Birlikte bir şeyler yapalım dedim. Sürekli mesajlaşmakla olmuyor.
Elif: Mesajlaşmaktan şikâyetçi miydin?
Emir: Hayır ama karşımda olunca verdiğin cevapları daha iyi anlıyorum.
Elif mesajı okuyunca hafifçe güldü.
Elif: Saat kaçta?
Emir: İki gibi sahilde buluşalım mı?
Elif: Olur.
Telefonu bıraktı. Sonra yatağında doğrulup odasına göz gezdirdi. Masasında yarım bıraktığı hikâyesi duruyordu. Birkaç saat yazmasa da dünya yıkılmazdı.
Üstelik Emir'i görmek istiyordu.
Bunu kendine itiraf etmek, düşündüğü kadar zor değildi.
Elif sahile vardığında Emir'i bir bankta otururken gördü. Onu fark edince ayağa kalktı.
“Çok mu bekledin?” diye sordu Elif.
“Yok, yeni geldim.”
Elif şüpheyle baktı.
“Gerçekten mi?”
“İstersen beklediğim dakikaları tek tek sayabilirim.”
“Gerek yok. Sana inanıyorum.”
“Bu kadar çabuk mu?”
Elif güldü.
“İstersen geri alabilirim.”
“Yok, kalsın.”
Birlikte yürümeye başladılar. Hava güzeldi; denizden hafif bir rüzgâr geliyordu. Bir süre okuldan, kitaplardan ve gündelik şeylerden konuştular.
Elif, yazdığı hikâyenin yine içine sinmediğini anlatınca Emir başını ona çevirdi.
“Her şeyi baştan mı yazacaksın?”
“Bilmiyorum. Bazı yerleri çok yapay geliyor.”
“Belki de fazla uğraşıyorsundur.”
Elif kaşlarını kaldırdı.
“Sen de mi yazarlık uzmanı oldun?”
“Hayır. Ama bir şeyi beğenmediğinde hemen silmek yerine biraz bekleyebilirsin.”
Elif bir süre düşündü.
“Bu aslında mantıklı.”
“Bazen ben de mantıklı şeyler söyleyebiliyorum.”
“Bazen,” diye tekrarladı Elif.
Emir güldü.
Onunla konuşurken Elif kendini rahat hissediyordu. Sessizlik olduğunda sırf ortam boş kalmasın diye konuşmak zorunda değildi. Birbirlerinin her düşüncesini bilmeseler de yan yana durmak güzeldi.
Bir kafeye uğrayıp tost ve içecek sipariş ettiler. Masada otururken Emir, Elif'in anlattığı bir şeyi hatırlayıp yeniden sordu.
“Geçen gün bahsettiğin arkadaşın vardı ya, hikâyeni ilk ona mı okutacaksın?”
Elif şaşırdı.
“Zeynep'i mi diyorsun?”
“Evet.”
“Evet, büyük ihtimalle. Ama önce kendim beğenmeliyim.”
“Bence ona erken okutmak da işe yarayabilir.”
Elif gülümsedi.
“Sen gerçekten dinliyorsun, değil mi?”
Emir ona baktı.
“Tabii ki dinliyorum.”
Elif gözlerini kaçırdı. Bu kadar basit bir cevabın onu neden mutlu ettiğini bilmiyordu. Belki de biri tarafından gerçekten dinlenmek, düşündüğünden daha önemliydi.
Yemekten sonra sahil boyunca yürüdüler. Yolun kenarında eski kitaplar ve kartpostallar satan küçük bir tezgâh görünce Elif durdu.
“Bir bakabilir miyim?”
“Tabii.”
Elif kitapların arasını karıştırırken ince, koyu renkli bir albüm buldu. Sayfalarını çevirince içinden eski bir fotoğraf kaydı.
Fotoğrafı yerden aldı.
Taş bir merdivenin önünde duran iki kişi vardı. Fotoğraf eski ve bulanık olduğundan yüzleri seçilmiyordu. Merdivenin yanındaki duvarın üzerinde küçük bir işaret görünüyordu.
Elif fotoğrafa biraz daha yaklaştı.
“Emir, şuna bak.”
Emir yanına geldi.
“Nedir?”
“Bu merdivenler… Sanki daha önce görmüşüm gibi.”
Emir fotoğrafı eline aldı. Bir süre inceledi.
“Geçen gün gördüğün merdivenlere mi benziyor?”
Elif başını salladı.
“Evet. Özellikle şu duvar.”
“Belki aynı yerdir.”
“Olabilir. Ama neresi olduğunu bilmiyorum.”
Fotoğrafı çevirdiler. Arkasında silik bir tarih ve okunması güç birkaç kelime vardı. Elif yazıyı seçmeye çalıştı ama başarılı olamadı.
Tezgâhın sahibine sordular. Adam albümün kendisine eski eşyalardan oluşan bir kutuyla geldiğini, fotoğrafın nerede çekildiğini bilmediğini söyledi.
Elif albümü satın aldı.
Emir gülümseyerek ona baktı.
“Eve gidince bunu araştıracaksın, değil mi?”
“Tabii. Sen olsan merak etmez miydin?”
“Ederdim.”
“Güzel. O zaman bana yardım edebilirsin.”
Emir başını salladı.
“Anlaştık.”
Elif albümü çantasına koydu. Fotoğrafın ona neden tanıdık geldiğini bilmiyordu. Ama artık elinde bakabileceği gerçek bir şey vardı. Her şeyi hemen açıklanamaz bir olaya bağlamak istemiyordu.
Önce nerede çekildiğini bulacaktı.
Güneş yavaş yavaş alçalırken dönüş yoluna çıktılar.
Elif yürürken kaldırımın kenarındaki çukura takıldı. Dengesi bozulunca Emir kolundan tuttu.
“Dikkat et.”
“Fark etmedim.”
“Belli.”
Elif ona yan gözle baktı.
“Bana yardım etmek yerine dalga mı geçiyorsun?”
“İkisini aynı anda yapabiliyorum.”
Elif güldü. Emir elini çekti ama Elif'in yüzündeki gülümseme bir süre daha kaldı. Kolundan tutulduğu o kısacık anı gereğinden fazla düşündüğünü fark etti.
Biraz ilerlediklerinde rüzgâr kuvvetlendi. Elif kollarını birbirine yaklaştırdı.
“Üşüdün mü?” diye sordu Emir.
“Biraz ama iyiyim.”
Emir ceketini çıkarmadı, ısrar da etmedi. Yalnızca yürürken rüzgârın geldiği tarafta kaldı.
Elif bunu fark etti. Küçük bir şeydi ama hoşuna gitmişti.
Sokağının başına geldiklerinde durdular.
“Bugün güzeldi,” dedi Elif.
“Evet. Ben de eğlendim.”
Bir an ikisi de ne söyleyeceğini bilemedi. Elif eve gitmek için dönmesi gerektiğini biliyordu ama biraz daha konuşmak istiyordu.
Emir sonunda sordu:
“Haftaya da görüşelim mi?”
Elif gülümsedi.
“Haftayı beklememize gerek var mı?”
Emir'in yüzünde hafif bir şaşkınlık belirdi, ardından gülümsedi.
“Yok. Yarın da olabilir.”
“Yarın biraz işim var. Ama sonraki gün olur.”
“Tamam. O zaman haberleşiriz.”
Vedalaştılar. Elif eve girerken arkasına dönüp bakmadı ama yüzündeki gülümsemeyi de saklayamadı.
Akşam Elif albümü masasına koydu. Fotoğrafı telefonuyla çekip büyüttü. Arkasındaki yazının yalnızca birkaç harfi seçiliyordu. Fotoğrafın çekildiği yeri bulabilmek için önce albümün iç kapağına baktı.
Köşede eski bir kitapçının adı ve küçük bir amblem vardı.
Elif amblemin fotoğrafını çekip telefonuna kaydetti. Belki internetten aratarak bir şeyler bulabilirdi.
Sonra fotoğrafı Emir'e gönderdi.
Elif: Albümün içinde bunu buldum. Belki amblem bir işe yarar.
Emir: Ben de fotoğrafı büyütmeye çalıştım. Pek bir şey çıkmadı.
Elif: Yarın biraz araştıracağım.
Emir: Bir şey bulursan haber ver. Ben de bakarım.
Elif telefonu masaya bıraktı. Tam albümü kapatacakken fotoğrafın alt köşesinde daha önce dikkat etmediği küçük bir yazı gördü. Büyüttüğünde bunun bir yer adı olabileceğini düşündü ama emin olamadı.
Yazıyı defterine geçirdi. Yarın yeniden bakacaktı.
Telefonu tekrar titredi.
Emir: Bu arada, bugün seninle vakit geçirmek güzeldi.
Elif bir süre ekrana baktı.
Elif: Benim için de.
Bir an durduktan sonra bir mesaj daha yazdı.
Elif: Seninle konuşmak kolay geliyor.
Emir'in cevabı birkaç dakika sonra geldi.
Emir: Bana da. Sanırım bu yüzden tekrar görüşmek istiyorum.
Elif mesajı okudu. Kalbi hızlanmıştı ama bu kez hissettiği şeyi kendinden saklamaya çalışmadı.
Emir'den hoşlanıyordu.
Henüz bunun nereye gideceğini bilmiyordu. Belki zamanla daha iyi tanıyacak, belki de bazı şeylerin düşündüğü kadar kolay olmadığını görecekti.
Ama şimdilik onunla yeniden görüşmeyi istiyordu.
Elif albümü kapatıp fotoğrafı özenle içine koydu.
Masasında iki şey duruyordu: yarım kalan hikâyesi ve nereden geldiğini bilmediği eski bir fotoğraf.
İkisinin de cevabı henüz yoktu.
Yine de ilk kez, bu cevapları aramak ona yalnızca yorucu değil, heyecan verici de geliyordu.
Yorumlar
- Ayla Başar: emirden hoşlanıyorsun ama biraz temkinli ol bence @otukenkalem00
- Ahmet: bunu araştırmak için gitmenden ne kadar heyecanlandığını anlıyorum elif
- Ahu Başar: güzel bir sabah ve emirin yanında olmak senin için pek de zor görünmüyor
- Aylin Gür: elif emir ile buluşmaya karar verdi ama buna çok sıkı bağlanmamalı