Keşfet

Aynı Çatı Altında

Kalbin imtihanı

Doğan Çelikkan

Akmaz dediğiniz sular akar,

Çıkmaz dediğiniz sokaklar açılır.

Her şeyin bir çaresi vardır;

Bazen yalnızca görmeyi bilmek gerekir.

Annem önde, arkasında Yaşar, Gülhan ve Paşa'yı görünce ayağa kalktım. Annem onların varlığından ötürü oldukça mutsuz görünüyordu ama bu hoşnutsuzluğunun sebebini bir türlü anlayamıyordum.

Yaşar ve Paşa ile hızlıca selamlaştım. Onlar da yerleşip oturunca bakışlarımı Yeter'e çevirdim.

"Abicim, bir çay koy da misafirlere ikram edelim," dedim.

Yeter sessizce başını sallayıp mutfağa doğru yöneldi.

Ceylan'a kısa bir bakış attım.

"Anne, sen de bir mutfağa gel, seninle konuşacaklarım var," dedim ama annemin inadı tutmuştu bir kere.

"Onlarla alakalıysa duymalarında da bir sakınca görmüyorum," dedi.

Ama ben görüyordum. Paşa zaten her an birilerine saldıracak gibi duruyordu; bir de onun yanında kardeşinin özel hayatını asla konuşamazdım. Annemin detayları irdelemeden onun burada kalmasına izin vereceğini bilsem, bu konuları ona hiç açmazdım bile.

"Anne!" dedim bu sefer sert bir ses tonuyla, dişlerimin arasından.

Zaten yeterince zor bir durumun içindeydik; bunu o da görüyordu ama işleri daha da zorlaştırmaktan başka bir şey yapmıyordu.

Tam o sırada Paşa araya girip, "Hocam," dedi. Bakışlarımı ona çevirdim. "Burada konuşun, anneniz haklı. Hem ben artık biraz daha iyiyim, lütfen... Zaten size yeterince mahcubum, çok rahatsızlık verdik," diyerek başını önüne eğdi.

Selinay da abisinin bu sözleri üzerine, gözleri dolmuştu.

"Rahatsızlık verdiğiniz falan yok Paşa, biz arkadaşız. Sadece daha fazla üzülmeni ve sinirlenmeni istemediğim için ısrar etmiştim," dedim.

Paşa ellerini iki yana açarak, "Zaten üzüleceğim kadar üzüldüm hocam," dedi.

Başımı sessizce sallayıp anneme döndüm. Tam konuşmaya niyetlenmiştim ki Yeter elinde tepsiyle çayları getirdi. Sessizlik içinde çaylarımızı aldık. Yeter de yerine oturunca bardağımdan bir yudum aldım ve nihayet konuşmaya başladım.

"Anne, Selinay bir süre bizde kalacak," dedim.

Annem kaşlarını çatarak, "Neden?" diye sordu. Yeter de meraklı bakışlarla bize odaklanmıştı.

"Çünkü özel bir durum var, sana sonra anlatırım. Ailevi bir durum ve Selinay'ın bir süre burada kalması gerekiyor."

Annem bu sözlerim üzerine Selinay'a baktı. Selinay ise başını önüne eğmiş, adeta suçlu bir çocuk gibi duruyordu.

Suçluydu da... Günah işlemişti. Hayır, bunu Miran ile olan münasebetinden dolayı söylemiyordum; o da vardı elbet ama bu bana düşmezdi. Yetişkin insanlardı, neyin doğru neyin yanlış olduğuna kendileri karar verirlerdi. Benim asıl demek istediğim mesele Ceylan'dı. Onu üzmüş, ağlatmıştı. Oysaki Ceylan'ın hiçbir suçu yoktu.

Annem başını sallayarak onayladı ve ayağa kalktı.

"O zaman ben hanım kızımızın odasını hazırlayayım," dedi.

Paşa, "Allah razı olsun," deyince annem tebessüm ederek, "Amîn ecmaîn," yanıtını verdi. Tam gidecekti ki Ceylan aniden ayağa kalktı.

"Ben de burada kalacağım," dedi.