Aynı Gökyüzünün Altında
Ceylan Dalkan
Göğsümdeki yangın bütün vücudumu esir aldı.
Ne gözyaşlarım ne yağmurlar yetiyor söndürmeye.
Sen lazımsın bana,
Tek bir zerren bile yeter
Yanmakla sönmek arasında.
Ne dediğimi biliyor ama ne yaptığımı bilmiyordum. Tek bildiğim şey, Selinay'ın artık dostum olmadığı ve ona asla güvenilemeyeceğiydi.
Doğan bana şaşkınlıkla bakıyordu. Sadece o da değil; odadaki herkes şaşırmıştı. Bense gayet kararlı tavrım ve net bakışlarımla doğrudan onun gözlerinin içine bakıyordum. Kimsenin bir şey söylemesine fırsat vermeden konuştum:
"Ya Doğan bizimle kalır ya da ben onunla kalırım."
Sesim bile titremiyordu. Bence onun bizim evde kalması çok daha makuldu; çünkü tam karşımda bana öfkeyle bakan Bircan ablaya daha ne kadar dayanabileceğimi gerçekten bilmiyordum.
İlk şaşkınlığını üstünden atıp konuşan Gülhan oldu.
"Abla ne diyorsun sen?" dedi yarım ağız.
"Ne dediğimi biliyorum, duydunuz siz de işte," dedim. Elimle Selinay'ı göstererek devam ettim: "Güvenmiyorum ona. Burada kalması doğru değil."
Bircan abla bir anda ayağa kalkıp parmağıyla beni işaret etti.
"Ben de sana güvenmiyorum, sevmiyorum ve evimde istemiyorum!" dedi.
Sözlerinden çok, gözleri kalbimi kırıyordu. Bana olan bu kötü bakışları, beni düşünmek bile istemeyeceğim yollara sürüklüyordu. Baskı, istenmemek, nefret, çaresizlik... Bunlar insana her şeyi yaptırırdı; ölüme bile götürürdü.
Abim ayağa kalktı, kolumu tutup, "Yeter Ceylan. Selinay'ın rezil olma görevini sen aldın herhalde ama ben gelemem böyle işlere, anladın mı?" deyip beni yürütmeye çalıştı.
"Abi, bırak," dedim kısık sesle ama her çırpınışımda sanki bir Azrail olup canımı almak istercesine kolumu daha da sıkıyordu.
"ABİ, BIRAK!" diye bağırdım en sonunda ama fayda etmedi.
Doğan araya girip abimin ensesinden ve omzundan kavrayarak onu geri itti. Abim tekrar kolumu tutacaktı ki Paşa araya girip, "Sakin olun bir!" dedi.
Sanki Selinay ile rolleri değişmiştik.
"Ne dediğini duymuyor musunuz ya?" dedi eliyle beni göstererek. "Kızım, sana ne elin adamından?"
Yüreğimde bir anda ağır bir baskı oluştu.
"O benim arkadaşım!" dedim sertçe.
Abim sinirden gülmeye başlayınca Bircan abla bir anda dış kapıyı açtı.
"Hepiniz evimden gidin! İstemiyorum hiçbirinizi, ben böyle kargaşalara gelemem!" dedi.
"Anne..." dedi Doğan, ikaz edercesine.
Ama Bircan abla durmadı:
"Hepiniz diyorum! Doğan, sen de!" Sonra Yeter'e baktı. "Sen de Yeter!"
Yeter şaşırarak, "Ben ne alaka anne?" dedi.
Ama annesinin yüzü daha da kızardı. Bir anda çığlık atarcasına bağırdı:
"Hepiniz çıkın evimden!"
Alelacele nasıl toparlandık bilmiyorum; kendimizi hızlıca dışarıya attık. Akşam olmuştu.
Paşa bir anda gülmeye başladı. O gülünce diğerleri de güldü. Tek gülmeyen ben ve Doğandı. Doğan'ı bilmiyorum ama benim tadım tuzum kaçmıştı. Abimin bu kadar sert bir tepki vermesini beklemiyordum ve buna hiçbir anlam veremiyordum.
"O zaman herkes bizim eve mi geliyor?" dedim. Abim başını sallayıp, "Aynen öyle," dedi ve önden yürümeye başladı.
Ben en arkada yavaş yavaş geliyordum. Bir anda Doğan'ı yanımda görünce ona baktım.
"Benim yüzümden annenle kavga ettin, özür dilerim. Amacım bu değildi, ben sadec-"
Sözümü kesip, "İstediğin oldu. Senin evinde kalacağım artık. Ne kadar Allah'a yalvardıysan, duaların kabul oldu. Helal olsun,"deyip gitti.
Ben ise yüzümde bir gülümsemeyle ve içimde ne olduğunu bilmediğim bir ateşle olduğum yerde kaldım.