Bir Sarılışlık Dünya

Ceylan Dalkan
Herkesin tamamlayanı var bu hayatta,
Gökyüzü bulutsuz,
Güneş de aysız…
Ben de sensiz bir hiçim işte.
Dakikalar birbirini kovalıyor ama biz hâlâ aynı yerde, zamanın dışında duruyorduk. Gülhan’a öyle bir sarılmıştım ki, sanki göğsüme bastırırsam dünyadaki hiçbir kötülük ona dokunamayacak, hiçbir acı onu bulamayacaktı. Ağlamaktan ve ona daha da sıkı sarılmaktan başka hiçbir şey gelmiyordu elinden. Etrafımızda bir sürü insan vardı, bir şeyler konuşuluyordu belki ama benim kulaklarım sadece derin bir uğultuyla doluydu. Göğsüm sıkışıyor, nefesim yetmiyordu; tek bir kelime bile dudaklarımın arasından dökülemiyordu.
Gülhan narin bir çocuktu, hep hassastı. Abimle ben onu bildim bileli el üstünde tutar, sakınarak büyütürdük. Annem ve babam hayattayken bile onun yeri hep bambaşkaydı; bir adım öndeydi bizden. Ama ne ben ne de abim bunu tek bir gün bile dert etmedik.
Gözyaşlarım kendiliğinden akıp giderken, bir anda kollarımın arasındaki boşlukla sarsıldım; Gülhan’ın bedeni yanımdan alınmıştı. Kimin eline uzandığına, kimin geldiğine bakmak için başımı kaldırdığımda karşımda abimi gördüm. Hemen ayağa kalkmak, ona tutunmak istedim ama bacaklarım sanki bana ait değildi, dizlerim tamamen benden bağımsız bir şekilde çözülüverdi.
Abim ve diğerleri arabaya bindi. Abim gaza basmadan hemen önce Doğan'a dönerek, 'Biz hastaneye gidiyoruz, siz de gelirsiniz. Onu sakinleştir lütfen,' diyerek oradan ayrıldı.
Gülhan’ı öyle çok seviyorduk ki, yüzündeki en ufacık bir gölge, en küçük bir moral bozukluğu bile bizim içimizi sıkmaya yeterdi. Çocukluğundan beri bizden daha çok hastalanıp bayılır, ağlardı; fakat aile olmak da bunu gerektiriyordu işte. Annemizi ve babamızı kaybettikten sonra kendi benliğimizi bir kenara bırakmış, adeta Gülhan’ın hayatını yaşamaya başlamıştık. Baskımız bazen o kadar boğucu bir hâl alırdı ki, Gülhan bile çileden çıkar, "Yeter abla, beni çok sıkıyorsunuz! Abi, ben artık gerçekten bunaldım!" diye tepki gösterirdi.
Aniden görüş açıma Doğan girdi; tam karşıma diz çöküp oturmuş, endişeyle yüzümü inceliyordu.
Yaşadığımız onca şokun, o anın dehşetinin ortasında bile tek bir şey diledim: Gözlerine bakıp her şeyin iyi olmasını istemek...
İç çekip gökyüzüne bakmak, boğazımdaki düğümü çözmeye çalışmak değildi istediğim.
Sadece ona sarılmak, kollarının arasında kaybolmak ve bu korkunç günün, her şeyin bir an önce geçip gitmesini dilemekti tek gayem.
Hiç düşünmeden yaptım. Kollarımı sımsıkı Doğan’ın boynuna doladım, yüzümü ise boynuna gömdüm. Bunu bilerek ya da planlayarak yapmamıştım; sadece ayağa kalkabilmek, o yerden toparlanabilmek için bir güce, dizlerime inecek bir dermana ihtiyacım vardı. Doğan ise oradaydı, tam karşımdaydı. O an, bu hayatta sığınmak isteyeceğim, dileyeceğim tek insandı.
Doğan kollarını belime sardığında, zamanın durmasını ve onu bir daha hiç bırakmamayı diledim.
Saatlerce aynı pozisyonda kalıp, bedenimin onun her detayını ezberlemesini istiyordum.
Ama o, kollarını benden yavaşça çekip beni doğrultmaya çalıştığında, direnemedim; onunla birlikte ağır adımlarla ayağa kalktım.
Yine de bırakmadım. Başım göğsünün üzerindeydi; ben kollarımı çözmedikçe o da beni sarmaktan vazgeçmiyordu ama ben öne doğru adım atmadıkça o da kıpırdamıyordu. Dibimizde aniden bir taksi durduğunda, şoför arka kapıyı açtı. Ağır adımlarla ondan ayrılmak zorunda kalıp arka koltuğa geçtim. Öne bineceğini sanmıştım; fakat saniyeler geçmeden kapı bir kez daha açıldı ve yanım boş kalmadı, Doğan yanıma oturdu. Sanki upuzun bir yolda boş kalan kalbime bir anlam arar gibi, ruhumu sıkıştığı o araftan çekip çıkarır gibi yanımdaydı.
Otomobil çoktan hareket etmişti. Doğan, şoföre seslenerek biraz daha hızlı sürmesini söyledi. Başımı çevirip bakışlarımı ona yönelttim; karşıya bakıyordu, camdan dışarıdaki karanlığa bakıyordu, şoföre bakıyordu... Ama inatla bana bakmıyordu.
Boğazım kurumuştu. Yutkunarak güçlükle konuştum. "Kızdın mı?"
Bakışlarını bir kez olsun bana değdirmeden sadece başını iki yana sallamakla yetindi. Onun bu sessiz tavrından cesaret aldım; aslında doğru dürüst cesarete bile ihtiyacım yoktu ya, en fazla kızardı işte.
Dizlerinin üzerinde kenetlenmiş duran ellerini ayırdım, parmaklarımı onun parmaklarının arasına geçirdim. Başımı boynuna yasladığımda sıcaklığı tenime yayıldı. Gözyaşlarım hâlâ yanaklarımdan süzülüyordu fakat o da parmaklarımı sarıp sarmalamıştı. Yemin ederim, şu an hep birlikte ölüme bile gitsek, ne Yaratıcıya tek bir laf ederdim ne de ölümden korkardım.
Yorumlar
- Ceren Deniz: gülhan için böyle hissetmeniz çok üzücü ama aşırı koruyuculuk iyi değil
- Eda Zorlu: abi hemen gitme bu durum daha zorlayıcı olacak
- Zeynep Avcı: Kollarındaki o boşluk korkutucu gerçekten başkasıyla yetinme
- Süleyman Kılıç: doğanın gözlerine bakmak istemen çok anlamlı ama başka şeyler de var
- Ece Boz: doğana sarılarak mutluluğu yine bulmaya çalışıyorsun gibi
- Duygu Esin Nalçacı: Kızar mı? gerçekten ama kızmasın senin yapacak bir şeyin yok şu an
- Hatice Çetin: ceylan lütfen bu kadar çaresiz kalma artık