Keşfet

Camdan Aile

Kalbin imtihanı

Ceylan Dalkan

Güven neydi, kimlere güvenilirdi? Aileye gerçekten güvenilir miydi? Peki kader bizi yerden yere vursa dahi kadere güvenmek ahmaklık mıydı? Peki kaybedilen güven tekrar kazanılır mıydı? Peki güveni kaybetmek anlaşılır mıydı? Hiçbirini bilmiyordum. Tek bildiğim, bu işten kimsenin kalbi kırılmadan sıyrılmak.

Zihnimin içinde dönüp duran bu sorular, cevabını bulamadığım birer kördüğümdü artık. İnsan en çok kime sığınacağını şaşırıyordu canı yandığında. Güven, bir kez çatladı mı arkasında hep bir kuşku sızısı bırakıyordu.

Yanımda Doğan vardı. Karşımızda ise onun annesi ve ablası duruyordu. Onların hemen yanında ise kardeşim, en yakın arkadaşım ve Miran... Hepsinin gözleri üzerimizdeydi. Karşılıklı duran bu iki cephe, zihnimi kurcalayan o güven ve aile sorgulamasının tam ortasına düşmüştü sanki. Bize bakan gözlerdeki o yoğun kızgınlık ve derin şaşkınlık, aramızdaki sessizliği her an yıkılacak bir duvara dönüştürüyordu.

Derin bir nefes alıp Doğan'ın yanından ileriye, tam karşımdaki kalabalığa baktım. Bakışlarım ilk önce Miran'a kaydı. Hayır, burayı tek başına bulmuş olamazdı. Birileri ona yolu göstermiş, birileri bizi ele vermişti.

Gözlerimi ondan çekip hemen yanındaki iki yüze, Gülhan ve Selinay'a çevirdim. İşte o an zihnimde yine aynı soru yankılandı: Aileye gerçekten, ne olursa olsun güvenilir miydi?

Benim ailem topu topu üç kişiydi. Abim, Gülhan ve arkadaşım Selinay... Selinay'ı bir gün bile ailemden ayırmamış, onu Gülhan'la aynı kefeye koymuştum. Benim için arkamı dönebileceğim, canımı emanet edebileceğim insanlardı onlar.

Miran ise asla o kefeye giremezdi. Çünkü ben Miran'ı hiçbir zaman bir aile gibi görememiştim; o benim için sadece ara sıra hayatıma uğrayıp giden bir misafir gibiydi. İşin en acı tarafı, o bunu çok iyi bildiği halde bu dünyadaki tek ailesini ben yapmıştı. Bana aşık olduğunu, kalbinin benim için çarptığını biliyordum.

Miran, sanki zihnimin içine girip o geçen sözleri duymuş gibi bir anda hareketlendi. Ne olduğunu anlayamadan, elimi sıkıca kavrayıp beni tek bir hamleyle kendi yanına çekti. Aramızdaki mesafeler saniyeler içinde altüst olmuştu.

İşte şimdi Doğan'la tamamen karşı karşıyaydık.

Miran'ın arkasından Doğan'a baktım. Gözleri üzerimdeydi, kaşları iyice çatılmıştı. Ama bakışlarında bana karşı en ufak bir nefret ya da suçlama yoktu; biliyordum, kızdığı kişi ben değildim. Onun öfkesi, beni bir eşya gibi çekip alan Miran'a ve bizi bu köşeye sıkıştıran her şeye karşıydı.

Miran'ın elimi tutan parmakları sertti, Doğan'ın çatık kaşları altındaki gözleri ise alev alevdi. İki adamın arasındaki o amansız çekim alanı tam ortamızda gerilirken, ailem dediğim insanların sessizliği arkamızda bir dağ gibi büyüyordu.

"Miran, ne yapıyorsun?" dedim sinirle, elimi onun güçlü pençesinden kurtarmaya çalışarak. Sesimdeki öfke aşikardı ama o beni duymuyor, sanki o an dünyada sadece ikisi varmış gibi doğrudan Doğan'a bakıyordu. Gözlerinde geri adım atmaya niyetli olmayan sert bir meydan okuma vardı.

Doğan da ondan farksızdı. Karşılık veriyordu. Bakışları Miran'ın üzerindeyken çenesi kasılmış, duruşu daha da dikleşmişti.

İkisinin arasında yükselen bu sessiz ama amansız nefret, havayı solunamaz hale getiriyordu. Ben ortalarında bir çıkmazda çırpınırken, etrafımızdaki herkes bu iki adamın arasındaki görünmez savaşın ilk darbeyle ne zaman fırlayacağını bekliyordu.

Sessizliği bozan, Doğan'ın annesinin endişeli sesi oldu. Doğrudan bana bakarak, "Oğlum, ne oluyor? Bu insanlar kim?" diye sordu. Sesindeki şaşkınlık ve korku, ortamdaki gerilimi daha da belirginleştirmişti.

Doğan bu soru üzerine bakışlarını nihayet Miran'dan çekip bana döndürdü. Gözlerinde az önceki öfkeden ziyade, ailesini bu karmaşadan uzak tutmak isteyen bir çaresizlik vardı. Zorlukla yutkundu ve "Anne, Yeter'i al ve eve geçin," dedi.

O, kardeşinin adını söylediği an bakışlarım gayriihtiyari Yeter'e kaydı. Fakat o, annesi gibi sadece şaşkın değildi; çoktan çok da hoş olmayan, suçlayıcı bakışlarla bana bakıyordu. O bakışlarda beni bu karmaşanın sorumlusu olarak gördüğü açıkça okunuyordu.

Doğan ailesini korumak için onları uzaklaştırmaya çalışırken, Miran'ın elimi tutan eli hâlâ sımsıkıydı ve benim ailem dediğim insanlar arkada birer gölge gibi bu anı izliyordu.

Doğan'ın 'eve geçin' uyarısına rağmen kimse yerinden kıpırdamamış, tek bir adım bile atmamıştı. Herkes olduğu yere çakılmış gibi duruyordu. Ama ben sırf bizim yüzümüzden Doğan'ın ailesiyle kavga etmesini istemiyordum.

Dişlerimin arasından, sadece onun duyabileceği bir sesle, "Hadi gidelim," dedim gözlerimi Miran'a çevirerek. Gitmek, buradan uzaklaşmak tek çareydi.

Miran sesimi duyunca bir anlığına bana döndü. Yüzünde ne hissettiğini anlamak imkansızdı. Hiçbir şey söylemedi, sadece saniyeler içinde bakışlarını benden çekip yeniden Doğan'a kilitledi.

Ve o an, ortamdaki tüm havayı buz kestiren o cümleyi kurdu:

"Ya sen sevgilimden uzak durursun ya da ben gerekeni yaparım."

"Miran!" diyerek ikaz ettim onu, sesim bu sefer daha sert çıkmıştı. Ama beni yine duymadı, bana bakmadı bile. Gözleri Doğan'ın üzerindeydi. Çaresizce tuttuğu elini sıktım, diğer elimle koluna dokunup onu çekiştirmeye çalıştım ama hiçbir fayda etmiyordu. Karşımda adeta taştan bir duvar vardı ve o duvar, Doğan'ı yıkmak için her an ileri atılmaya hazırdı.

Doğan, Miran'ın kurduğu 'sevgilim' cümlesinin üzerine önce acı ve alay dolu bir kahkaha attı. "Sevgilin mi?" dedi, sesi meydan okur gibiydi

Ardından yüzündeki o alaycı ifade bir anda silindi, bakışları ölümcül bir ciddiyete büründü. Herkesin bildiği ama Miran'ın ısrarla kabul etmek istemediği, yıllardır kaçtığı o gerçeği bir çırpıda yüzüne vurdu:

"Ceylan senin hiçbir şeyin değil. Bir kadını yatağına alınca değil, kalbine girince senin olur... Ve Ceylan hiçbir zaman senin olmayacak."

Miran'ın elimi tutan parmaklarının kasıldığını, öfkeden taş kesildiğini hissettim. Doğan ise durmadı. Eliyle sertçe Miran'ı işaret ederek son darbeyi indirdi:

"Asıl sen ya bunu kabul et ya da ben seve seve yardımcı olurum."

Ortamdaki sessizlik artık yerini her an patlayacak bir bombanın geri sayımına bırakmıştı. Doğan'ın kurduğu o ağır cümleler, sadece Miran'ın değil, arkamızda duran herkesin üzerinde bir şok dalgası yarattı. Ben ise iki adamın arasındaki bu uçurumun tam kenarındaydım ve artık geri dönüşü olmayan bir yola girmiştik.

Miran, Doğan'ın sözleriyle sanki can evinden vurulmuş gibi donakaldı. Tuttuğu elimi yavaşça bıraktı ve yüzünü bana döndü. Dudakları aralandı, bana bir şey söylemek istedi, gözlerinde o saniyede binbir çeşit duygu gelip geçti ama tek bir kelime bile edemedi.

Diyemedi... Hızla arkasını döndü, öfke ve kırgınlık dolu adımlarla yürüyüp dış kapıyı açarak kendini sokağa attı.

İşte bunu hiç istemiyordum. Her ne kadar ona karşı bir şey hissetmesem, bunu defalarca yüzüne söylesem ve aramızdaki bu gizli münasebeti tamamen bitirmek istesem de onun böyle yıkılmasını, üzülmesini asla istememiştim. Boğazımdaki o sert düğümü yutkunarak geride bırakıp, peşinden hızlı adımlarla koştum.

"Ceylan!"

Arkamdan Doğan'ın adımı öfkeyle haykırdığını duydum. Sesi apartman boşluğunda yankılandı ama umursamadım. Durmadım. Gülhan ve Selinay'ın da peşimden geldiğini ayak seslerinden anlıyordum. Dış kapıdan çıkmadan hemen önce, gözüm gayriihtiyari arkada kalan o manzaraya takıldı; Doğan, annesini ve kız kardeşi Yeter'i zorla içeriye, eve sokmaya çalışıyordu.

Dış kapıyı kapatmadan hızla sokağa fırladım. Birkaç büyük adımla mesafeyi kapatıp, sokağın ortasında doğrudan adımlarının önüne kırarak tam karşısına geçtim. Sinirle ve nefes nefese doğrudan yüzüne baktım.

Ben önünü kestiğim an, arkamdan gelen kızlar da apartmanın sokağa açılan o ağır kapısını arkalarından hızla kapattılar. Çıkan gürültü sokakta yankılandı. Vakit kaybetmeden ikisi de iki yanımıza geçip durdular.

Şimdi sokağın ortasında, Miran'ı kaçamayacağı bir çemberin içine almıştık. Arkasında geride bıraktığı o karmaşanın olduğu apartman kapısı, önünde ise kararlı bir şekilde duran ben vardım. Kızlar iki yanımızda birer barikat gibi yükseliy