Keşfet

Emanet ve Sınır

Kalbin imtihanı

Ceylan Dalkan

Gönüle misafir alınmaz

Her gönülde ev kurulmaz

Bazı gönüllerden çıkılmaz

Doğan, "Anlamadım," dedi Paşa'ya bakarak.

Paşa, biraz mahcup bir sesle, "Hocam, bir tek size güvenebilirim. Kardeşim yanınızda birkaç gün kalabilir mi? Yoksa elimden bir kaza çıkacak," dedi ve bakışlarını Selinay'a çevirdi.

Selinay da hızlıca başını sallayarak onu onayladı.

Doğan sesli bir nefes verdi. "Peki," diyerek başını salladı.

Annesi telaşla, "Oğlum, ne oluy-" diye söze girecek oldu ama Doğan hemen araya girdi. Annesinin cümlesini tamamlamasına izin vermeden, korkudan titreyen Selinay'a kısa ama şefkatli bir bakış attı.

Selinay'ın yanına yaklaşıp nazikçe, adeta tüy kadar hafif bir dokunuşla omzuna dokundu ve onu yavaşça annesine doğru yönlendirdi.

"Anne, siz eve gidin," dedi sesini sakin tutmaya çalışarak. "Ben sana sonra her şeyi anlatacağım."

Annesi anlayışla başını salladı. Selinay ile Yeter birlikte eve doğru adımlamaya başladılar.

Onlar uzaklaşırken Paşa, minnet dolu bir sesle, "Allah sizden razı olsun," dedi.

Doğan ona dönüp, "Amin, cümlemizden," diye karşılık verdi. Fakat ardından sesi sakin, ama bir o kadar da uyarıcı bir tona büründü: "Yine de kimseye kardeşini bu kadar kolay emanet etme. Ne olursa olsun hoca olduğum için de bana güvenme. Eğer güveneceksen mesleğime değil, şahsıma güven. Artık bu dünyada ne mesleğin bir hükmü kaldı ne de güvene ihanet eden insanlar azaldı..."

Sözlerini bitirirken bakışları aniden bana değdi. O an fark ettim ki neredeyse onu hayran hayran izliyordum. Yakalandığımı anlayınca hızla bakışlarımı kaçırdım.

Paşa, "Hocam, bu Miran iş-" diyecek oldu ama Doğan anında sözünü kesti.

Sesi bu kez oldukça sert ve tavizsiz çıkıyordu: "Artık o adamı boş ver."

Bakışlarını Paşa'ya sabitleyerek devam etti: "Sen sadece kardeşinle ilgilen, onu o adamdan uzak tut. Kardeşin istediği kadar bizde kalabilir. Sen yeter ki kafanı toparla."

Paşa, öfkeyle başını olumsuz anlamda iki yana salladı. "Hocam, o şerefsize haddini bildirmeyecek miyim? Bu benim görevim, artık bu iş namus meselesi!"

Doğan bir anda elini uzatıp Paşa'nın ensesini kavradı. İşaret parmağını uyarır gibi kaldırarak, "Kardeşinle Miran birlikte oldular," dedi dosdoğru.

Bu gerçek Paşa'nın yüzüne bir tokat gibi çarptı; acıyla gözlerini kapattı.

Doğan elini onun ensesinden çekip sesini biraz daha yatıştırıcı bir frekansa indirdi. "Bunu ikisi de istedi, kimseyi tek taraflı suçlayamazsın. Bize, bizim değerlerimize uyuyor mu? Hayır. Ama çözüm ne onları dövmek ne de başka bir cahillik yapmak..."

Paşa gözlerini araladı, sesi titriyordu. "Ama hoca-"

"Tamam," diyerek lafını kesti Doğan. "Hadi diyelim onlara kendince uygun gördüğün o cezayı verdin... Sonra ne olacak? Pişman olacaksın. Belki saniyeler sonra hem de! Yapma bunu, beni dinle. Otur evinde, düşün. Bunu önce bir sindirmeye çalış, kardeşini yeniden kabul etmeye çalış..."

Doğan son bir bakış atıp ekledi: "Ben şimdi eve gidip durumu bizimkilere izah edeceğim. Umarım sen de beni dinlersin."

Başka bir şey söylemeden arkasını döndü ve eve doğru yürümeye başladı.

Hızlı adımlarla peşinden yürüyüp ona yetiştim. "Gerçekten sizde mi kalacak Selinay?" diye sordum.

Doğan tek bir kelime dahi etmeden sadece başını onaylar anlamda sallamakla yetindi. Evin kapısına kadar hiç konuşmadan geldik. Tam içeri gireceği sırada heyecanla uzanıp onu kolundan tutarak durdurdum.

Doğan şaşkınlıkla gözlerini açtı. Sesi bu kez doğrudan bana yönelik bir kızgınlıkla sertleşti: "Sana bana dokunma demedim mi?"

Anında bakışlarımı yere indirip ellerimi önümde kenetledim. Mahcubiyetle, "Özür dilerim, bir anlık dalgınlık... Düşünemedim," diye fısıldadım.

O ise üstümdeki bakışlarını çekmeden derin, yükünü dışarı vuran bir nefes verdi.

Doğan tam bana bir şey söylemek üzere dudaklarını aralamıştı ki kapı kolunun indirilme sesiyle ikimiz de o tarafa döndük. Dış kapı yavaşça açıldı. Gelen Melek'ti.