Günahın Bedeli
Ceylan Dalkan
Ben bu kirli dünyada temiz kalmak istiyorum.
Ben bu küçük dünyada özgürce nefes almak istiyorum.
Ben bu anlamsız dünyada kendi anlamımı bulmak istiyorum.
Yavaşça arkama dönüp Selinay'a baktım. Miran'dan böyle bir şey beklemediğim için şaşkındım ama Selinay'dan beklediğim için de bir o kadar şaşırmamıştım.
"Ve rezilliğinizi bana anlatıyorsun, öyle mi?" dedim kaşlarımı kaldırarak.
"Aşkımızı," dedi kelimenin üzerine basarak. "Anlatıyorum sana; belki bakarsın bir çocuğumuz bile olur."
Dudaklarıma sinir bozucu bir gülümseme yerleştirerek, "Gayrimeşru bir ilişkiden doğacak gayrimeşru bir çocuk..." dedim. "Harika gerçekten."
"Artık onun peşini bırak Ceylan," dedi gözlerini kısarak.
Merdivenlerden inip ona doğru yaklaşacakken kapının hızlı ve sertçe vurulmasıyla ikimiz de yerimizde sıçradık.
"Ceylan, aç şu kapıyı! Sesin geliyor, sana her şeyi anlatacağım!"
Doğan'ın sesini duyunca sinirlerim tepeme çıktı. Selinay şaşkınlıkla kapıya bakarken ben hızla merdivenleri tırmanıp eve girdim. Odama kendimi atar atmaz da kapıyı kilitledim.
Adım sesleri yaklaşıyordu. Kilitli kapım zorlanmaya başlayınca gidip yatağıma oturdum.
"Ceylan!" diyen ses bu sefer abimindi. Kapının altındaki boşluktan gölgelerini görebiliyordum; Paşa ve Gülhan da buradaydı.
"Ne istiyorsunuz ya? Rahat bırakın beni!" diye bağırdım yüksek sesle.
"Doğan Hoca seni görmek istiyor..."
Cümlesini bitirir bitirmez, "Ama ben onu görmek istemiyorum!" diye sertçe araya girdim.
Bu kez Paşa devraldı sözü: "Hadi Ceylan... Adamın anlatacakları varmış, bir dinle."
Pes ederek derin bir nefes verdim. "Tamam, anlatsın ve hemen gitsin."
Dışarıdan hep bir ağızdan onaylayan sesler yükselince yatağımdan kalkıp kapıya yürüdüm. Kilidi çevirdiğim an hepsi içeri bodoslama daldı. Bir tek Doğan kapının dışında, eşikte kalmıştı.
"Yan odada konuşsak?" dedi.
Kimseye aldırış etmeden hızlıca yan odaya geçip oturdum. Bir yanıma Gülhan, diğer yanıma ise yüzsüz Selinay oturmuştu. Doğan, abim ve Paşa ise tam karşımdaki koltuktaydı.
Yüzüne bakmadan, "Söyle ne söyleyeceksen," dedim.
Doğan derin bir nefes alıp konuştu: "Melek Hanımefendi ile aramda bir şey yok. Annem kendi kendine gelin güvey olmuş. Bana 'Bir kereliğine de olsa görüşüp tanışın,' deyince ben de kıramadım, tamam dedim."
Selinay bacak bacak üstüne atıp, "Ana kuzusu musun?" dedi.
Doğan bir şey diyecekken ben araya girdim. "Ne alakası var? Ah, pardon! Yoksa Miran'dan sıkılıp Doğan'a mı sardın?" dedim alayla.
Selinay, "Sen ne saçmalıyorsun?" deyince ayağa kalktım ve elimle onu göstererek konuştum: "Kendisi Miran'la yatmış!"
"Bunu yüzü bile kızarmadan, pişkince ve ukala bir tavırla bana söylüyor bir de!" diye haykırdım.
Herkes donup kalmış, şaşkın gözlerle ikimize bakıyordu. Selinay'ın da afalladığı yüzünden okunuyordu. Benden tüm bunları herkesin içinde patlatacak cesareti hiç beklemiyordu.
Paşa'nın aniden ayağa fırlamasıyla odadaki herkes can havliyle ayağa kalktı. Selinay'ın dudaklarından titrek bir "Abi..." fısıltısı döküldüğünde, başımdan aşağı kaynar sular döküldü. İşte o an yaptığım hatayı anladım.
Yemin ederim bilerek yapmamıştım! Ağzımdan kaçırmıştım çünkü Paşa'nın da o odada olduğunu tamamen unutmuştum. Paşa kilitlenmiş gibi gözlerini Selinay'a dikmişti. Selinay'ın gözleri ise dolmuş, yaşlar süzülmeye hazır bekliyordu.
Paşa beklenmedik bir hamleyle Selinay'ın saçından yakaladı. Selinay'ın çığlığı odayı inletirken biz panikle Paşa'yı engellemeye, elini saçından gevşetmeye çalışıyorduk.
Paşa, Selinay'ı başından tutup öfkeyle sarsıyordu. "Bana gelip 'Ben arkadaşımın sevgilisine aşık oldum abi ama aralarına girmeyeceğim,' dedin! 'Miran'ı seviyorum, evleneceğim,' dedin, sineye çektim! Peki gayrimeşru bir ilişki ne demek lan? O adamın koynuna nasıl girersin! Ceylan'dan utanmadın, benden utanmadın... Ulan insan kendi haysiyetini de mi düşünmez!"
Selinay hıçkırıklar içinde kriz geçiriyordu; Paşa'nın parmaklarının arasında Selinay'ın saç telleri kalmıştı. Yüzsüzce yaptığı şeyin cezasını çektiği için belki de içimin yağları erimeli, mutlu olmalıydım. Ama göğsüme oturan o ağırlıkla hiç ama hiç mutlu değildim.
"Yeter!" diye bağırınca Paşa bana baktı. "Yetmez!" dedi gözlerimin içine haykırarak. "O orospu çocuğunu geberteceğim!"
Selinay'ı bir çöp gibi koltuğa bırakıp hızla evden gitti. Doğan da arkasından gidince ben de adımlayacaktım ki Selinay'ın kolumu tutmasıyla kalakaldım.
"Yaptığını beğendin mi?" diyip yüzüme sert bir tokat attı.
Dışarıdan Doğan ve Paşa'nın sesleri geliyordu. Yüzümü tutup ona baktım, kulağım çınlıyordu. Elimi yüzümden çektim. "Dua et bir felaket olmasın. Yaptığın namussuzluğu da mı üzerime yıkacaksın?" dedim.
Selinay'ın bir şey demesine izin vermeden hızla merdivenleri inip dış kapıyı açtım.
Paşa arabaya binmek istiyor, Doğan ise onu zapt etmeye çalışıyordu. Hızla Doğan'ın elindeki arabanın anahtarını alınca ikisi de durup bana baktı şaşkınca.
Doğan'la ellerimiz saniyelik temas etmişti ama şu an bunu düşünmemeliydim. Hayır, bunu hiçbir zaman düşünmemeliydim. Onlara bir şey demeden arabayı açıp bindim. Çok geçmeden Doğan yanıma, Paşa da arka tarafa oturdu.
Gaza basmış, arabayı doğrudan Miran'ın evine doğru sürüyordum. Dikiz aynasından arkaya bakıp, "Sadece konuşacağız, tamam mı Paşa?" diye uyardım.
Doğan hayretle bana döndü. "Sence o ikisi sakince oturup konuşabilir mi gerçekten?"
Başımı ona çevirip, "Daha iyi bir fikrin var mı sanki?" dedim. İkimiz de öfkeli gözlerle kısa bir an bakıştık. Arka koltuktaki Paşa ise kaşlarını çatmış, parmaklarını hırsla birbirine dolamış halde sessizce yolun sonunu bekliyordu.
Sonunda Miran'ın evine geldiğimizde arabayı durdurdum. Paşa hızlıca kapıyı açmaya çalışırken kapıları kilitledim.
Paşa bana bakarken arkamı dönüp ona sakin bir ses tonuyla, "Bak, evde olmayabilir," dedim.
Doğan elini hızla alnına vurdu. "O zaman o gelene kadar evinde onu beklerim," diyen Paşa'ya bakıp çaresizce kapıları açtım. Bizi hiç beklemeden Miran'ın kapısına vurmaya başlayınca biz de hızlıca arabadan indik. Arabanın anahtarını Doğan'a fırlattım, o da atik bir hareketle aldı.
Miran kapıyı açtı. "Ya ne oluyor?" demesine kalmadan Paşa hırsla Miran'a vurmaya başladı.
Ben köşeye geçip onlara bakarken Doğan da Paşa'yı durdurmaya çalışıyordu. Paşa o kadar hızlı vuruyordu ki Miran ona karşılık bile veremiyordu.
"Adi şerefsiz adam!" Paşa'nın sesi bir haykırıştı. "Ulan adam gibi gelip kardeşimi isteseydin ya! Ulan öldürücem seni!" Doğan, zar zor Paşa'yı Miran'ın üzerinden ayırabildi. Miran'ın yüzü gözü kan içindeydi, yerlere bile kanlar sıçramıştı.
Paşa ile Doğan kenarda soluklanırken ben de Miran'ın kanlar içindeki yüzünü temizlemeye çalışıyordum. Paşa'nın ellerine de kan bulaşmıştı.
Miran elimi tutup, "Ceylan, bildiğin gibi değil..." dese de ona aldırmadan yüzünü silmeye devam ettim. Şu an ona bakarken hissettiğim tek şey acımaydı. Zaten ben Miran'a karşı aşk dışında her türlü duyguyu hissetmiştim.
Miran zorlukla ayağa kalkınca Paşa ve Doğan da kalktı. Doğan ne olur ne olmaz diye Paşa'nın kolundan tutuyordu ama nafileydi, Paşa duracak gibi değildi.
Tekrar karşı karşıya geldiklerinde Miran'ın önüne geçip Paşa'ya döndüm. Ellerimi yüzüne koydum ama bana bakmadı. Doğan, "Ceylan aradan çekil," dedi sert bir sesle. Ona bakmadan, "Paşa bana bak," dedim.
Paşa bana bakıp ellerimi yüzünden çekti. Miran'a bakıp başını sallayarak, "Seni öldüreceğim," dedi. "Seni de Selinay'ı da..." Miran söze girecekken Paşa, "Kes lan!" diye haykırdı.
Doğan Paşa'yı zorla dışarı çıkarmaya çalışıyordu. Miran'a dönüp, "Buralardan uzaklaş," dedim soğuk bir tonla. Kaşı patlamıştı. Tam gidecekken bileğimden tuttu. Tam o sırada Doğan kapıdan içeri girdi ve bize baktı. Bakışları Miran'ın kolumu tutan eline kaydı. "Gidiyoruz," dedi.
"Tamam," deyip Miran'a bakmadan elimi ondan kurtardım. Doğan'la kapıdan çıktık. Arabaya ilerlerken Paşa'yı görebiliyordum, başını ellerinin arasına almıştı.
Miran'ın sesiyle adımlarımız durdu. "Ceylan gitme!" dedi. Ona bakmadan ilerlemek istedim ama Doğan ona baktı. Miran'ın bir şey demesine izin