Keşfet

BÖLÜM 2 – SARI SAÇLI KADIN

Kalp Krampları

Sabah henüz tam aydınlanmamıştı. Gökyüzü kurşuni bir renge bürünmüş, geceyle gündüz arasında kararsız kalmış gibiydi. Yurdun eski kaloriferleri homurdanarak çalışıyor, koridorlarda metal ve sabun kokusu birbirine karışıyordu. Elif gözlerini açtığında ilk hissettiği şey heyecandı. Sonra korku. Çünkü umut etmek, onun yaşındaki bir çocuk için tehlikeli bir şeydi. Ne kadar yükselirse o kadar sert düşüyordu insan. Bunu o çocuk yaşında öğrenmek zorunda kalmıştı. Yine de kalbinin söz geçmeyen bir yanı vardı. Her ziyaret gününde yeniden canlanan. Her seferinde aynı şeyi fısıldayan."Belki bugün…"

Yatağından sessizce kalktı. Ayaklarını soğuk zemine bastığında ürperdi. Diğer çocuklar da uyanmaya başlamıştı. Bazıları heyecanlı, bazıları alışmış görünüyordu. Bazılarıysa hiçbir şey hissetmiyormuş gibi davranıyordu. Ama Elif biliyordu. Bu binadaki herkes bekliyordu. Kimileri onlara yeni bir hayat sunacak ailelerini, kimileri ise sadece bir sarılmayı bekliyordu. Görevli kadın odanın kapısını açtı."Haydi çocuklar. Hazırlanıyoruz." Sesinde alışılmış bir yorgunluk vardı. Yıllardır aynı cümleyi söylüyor gibiydi. Saçlar tarandı, yüzler yıkandı. Temiz kıyafetler dağıtıldı. Ve hepsi sıraya dizildi.

Sanki hepsi bir vitrine çıkarılacak küçük oyuncaklarmış gibi. Elif aynanın karşısında durdu. Ayna eskiydi. Camının bazı yerleri kararmıştı. Kendine baktı. Kahverengi gözleri. İnce yüzü. Omuzlarına kadar inen koyu saçları. Bir süre aynadaki kıza baktı. Sonra usulca sordu: “Beni seçerler mi?" Cevap vermedi aynadaki kız. Çünkü o da bilmiyordu.

Öğlene doğru bahçe hareketlenmeye başladı. Kapının önünde arabalar duruyor, insanlar içeri giriyordu. Kadınlar, adamlar ve yeni kardeşleri olacağı vaadiyle oraya getirilen çocuklar. Gülüşmeler. Konuşmalar ve ayak sesleri duyulmaya başlandı. Yurdun sessizliği yavaşça dağılıyordu. Elif her gelen yüzü dikkatle inceliyordu. Kalbi her seferinde hızlanıyor, sonra yeniden yavaşlıyordu. Değil. Bu değil. Bu da değil… Bir süre sonra yoruldu. Beklemek bazen koşmaktan daha çok yorardı insanı. Bahçedeki eski salıncağa oturdu. Ayaklarını hafifçe salladı. Paslı zincirler ince bir ses çıkardı. Gıcır… Gıcır… Gıcır… Bu sesi seviyordu. Çünkü beklerken geçen zamanı ölçüyormuş gibi hissettiriyordu. Tam o sırada bahçe kapısından bir kadın girdi. Elif önce saçlarını gördü. Sarıydı. Güneş görmüş buğday başakları gibi. Ardından yüzünü gördü. Kadının yüzünde yumuşak bir ifade vardı. Yanında uzun boylu bir adam yürüyordu. Birbirlerine yakın duruyorlardı. Mutlu görünüyorlardı. Ya da gerçekten mutluydular. Ve nedense Elif’in içindeki küçücük umut ayağa kalktı. Kadın etrafa bakındı. Sonra gözleri Elif’e takıldı. İlk kez birisi doğrudan ona bakmıştı. Elif nefesini tuttu. Kadın gülümsedi. Ve ona doğru yürümeye başladı. Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki göğsünden çıkacak sandı Elif. Kadın önünde durdu.

Uzun mavi bir elbise giymişti. Elbisenin eteğini düzeltip diz çöktü. Yüzleri aynı hizaya geldi. Yakından daha da güzel görünüyordu sarı saçlı kadın. Elbisenin üzerinde açık renk bir palto vardı. Ve hafif bir parfüm kokuyordu. Elif bu kokuyu ilk defa hissetmişti. Temiz çarşaflar gibi, sıcak bir ev gibi. Anne gibi. Kır bahçesi gibi…

Kadın gülümsedi.

"Merhaba."

Elif’in boğazı düğümlendi.

"Merhaba."

"Adın ne?"

"Elif."

Kadının gözleri yumuşadı. Sanki ismi hoşuna gitmişti. Bir süre onu izledi. Sonra Elif’in saçlarını okşadı. İşte o an… Elif’in içinde yıllardır boş duran bir yer dolmaya başlamıştı sanki. Sadece bir dokunuştu oysaki. Ama bazı çocuklar için bir dokunuş, bir ömürlük umut demekti. Kadın eşine baktı. Adam da Elif’e baktı usulca. Kendi aralarında fısıltıyla bir şeyler konuştular. Elif duyamadı. Ama o umut dolu gözlerini ayıramıyordu çiftten. Sanki hayatının geri kalanı o birkaç dakikanın içinde saklanmıştı. Sonra kadın tekrar ona döndü. Gülümsedi. Ve söyledi.

"Çok tatlı bir kız."

Elif’in kalbi öyle hızlı çarptı ki; “Sanırım bu sefer birileri beni seçecek" dedi içinden. Kadın ayağa kalktı. Adamın yanına geçti. Ve yürümeye başladılar. Başka bir çocuğa doğru. Sonra bir başkasına. Sonra bir başkasına. Ve Elif olduğu yerde kaldı. Önce anlamadı. Birkaç saniye bekledi. Sonra biraz daha.

"Belki geri dönerler, beni seçerler." diye düşündü. Ama dönmediler. Bir süre sonra bahçe kapısından çıktılar. Arabalarına bindiler. Ve gittiler.

Sanki hiç gelmemiş gibi. Sanki Elif’in kalbinde yeni açılmış yaradan haberleri yokmuş gibi. Salıncak hafifçe sallanmaya devam ediyordu. Gıcır… Gıcır… Gıcır…

Elif gözlerini kapattı. Ağlamak istemiyordu. Çünkü ağlarsa gerçekten gitmiş olacaklardı. Ama gözyaşları onu dinlemedi. Sessizce yanaklarından süzüldü. İlk damla. Sonra ikinci. Sonra üçüncü…

O gün ilk kez şunu öğrendi: İnsan bazen terk edildiğinde değil… Seçilmediğinde kırılırdı. Ve bazı kırıklar yıllar geçse de onarılmazdı. Sadece insanın kalbinin içinde yaşamaya devam ederdi.

Yorumlar

  • Şafak Kuter: @eruveydabircan3337 Teşekkür ederim. ☺️
  • Elif Ruveyda BİRCAN: @safakuter Estağfurullah, ayrıca emeğinize sağlık. 😊
  • Şafak Kuter: Sizi üzdüğüm için özür dilerim.
  • Elif Ruveyda BİRCAN: Babasız büyüyen biri olarak gözlerimde yaş ile okudum, adımızın aynı olması da ayrı bir hüzünlendirdi beni.