BÖLÜM 3 – KAR YAĞARKEN
O akşam kar yağmaya başladı. Akşamın ilerleyen saatlerinde önce birkaç beyaz tanecik düştü gökyüzünden. Sonra biraz daha. Biraz daha. Ve gece yarısına doğru şehir sessizce beyaza büründü. Yurdun ön bahçesindeki çıplak ağaçların dalları karla kaplandı. Paslanmış salıncağın zincirlerine ince beyaz çizgiler oturdu. Çatılar ve yollar beyazlaştı. Sanki gökyüzü bütün kusurları örtmek ister gibi usulca yağıyordu. Ama karın örtemediği şeyler vardı. İnsanların içindeki boşluklar gibi.
Elif yatağına uzanmıştı. Odanın içi sessizdi. Çocukların çoğu uyumuştu. Bazıları nefes alırken hafif sesler çıkarıyordu. Bir kız çocuğu rüyasında gülümsüyordu. Bir başkası battaniyesine sıkıca sarılmıştı. Dışarıdan gelen hafif ışık yattıkları odanın içini usulca aydınlatıyordu. Bu sayede ışığın aydınlattığı yerleri görebiliyordu.
Elif uyuyamıyordu. Yine… Bugün olanları düşünmemeye çalışıyordu. Ama düşünceler insanın istemediği zamanlarda daha çok konuşurdu. Gözlerini kapattığında sarı saçlı kadını görüyordu. Gülümsediği anı. Saçlarını okşadığı anı.
"Çok tatlı bir kız." dediği anı. Ve sonra gidişini. En çok da gidişini. Yastığını biraz daha sıkı kavradı. Boğazında bir düğüm vardı. Küçük kalbi anlamlandıramadığı duygularla doluydu. Neden onu seçmemişlerdi? Bir şeyi eksik miydi? Yeterince güzel değil miydi? Yeterince akıllı değil miydi? Yoksa sadece Sevilmeye değer biri değil miydi? Bu soruların hiçbirine cevap bulamıyordu. Ama çocuk kalbi her zaman suçu kendinde arıyordu.
Pencereye baktı. Camın diğer tarafında kar yağmaya devam ediyordu. Lambanın ışığında dönerek düşen beyaz taneler, gökyüzünden kopup gelen küçük yıldızlar gibiydi. Elif yatağından kalktı. Sessizce pencereye yürüdü. Ayakları soğuk zemine değdi. O kadar soğuktu ki; normal şartlarda o zemine çıplak ayakla basmazdı. Çünkü öyle öğretilmişti. Ama umursamadı. Burnunu cama yaklaştırdı. Cam buz gibiydi. Dışarıyı izledi, uzun süre. Çok uzun süre. Çünkü kar yağarken dünya biraz daha yavaşlıyordu. Ve bazen yavaşlayan dünya, acıyı da yavaşlatıyordu. Ya da o küçücük yaşında öyle hissediyordu.
Birden aklına bir şey geldi. Gözlerini kapattı. Her gece yaptığı şeyi yaptı. Annesini hayal etti. O hiç tanımadığını annesini. Ama bu gece daha ayrıntılı. Daha gerçek, daha canlıydı hayali.
Bu kez annesinin bir yüzü vardı. Sıcak kahverengi gözleri. Yumuşak bir gülümsemesi. Uzun saçları. İnce elleri. Annesi ona doğru yürüyordu. Evlerinin koridorundan. Evet. Bu kez bir evleri de vardı. Sıcak bir ev. Pencerelerinde perdeler olan. Mutfağında yemek kokuları dolaşan. Akşamları ışıkları yanan. İnsanların birbirini beklediği,huzur dolu bir ev.
Annesi yatağının kenarına oturdu. Elif gözlerini kapattı. Sanki gerçekten yanındaymış gibi. Kadının eli saçlarına dokundu. Tıpkı o sarı saçlı kadının dokunduğu gibi. Usulca, şefkatle. Eksikliğini hiç bilmediği kadar özlediği bir sevgiyle.
"İyi geceler kızım." dedi annesi.
Elif nefesini tuttu. Bu cümleyi yıllardır duymak istemişti. Belki hayatı boyunca.
"İyi geceler kızım."
Bir kez daha. Bir kez daha. Ama sonra ses yavaşça uzaklaştı. Yüz bulanıklaştı. Eller kayboldu. Ev yok oldu… Ve Elif gözlerini açtığında yeniden yurttaydı. Soğuk odada. Demir ranzaların arasında. Kar hâlâ yağıyordu. Ama annesi yoktu, o huzur dolu özlemini duyduğu ev yoktu. Yutkundu… İşte o an anladı. Hayal kurmak güzel bir şeydi. Ama bazen hayaller de insanı yaralıyordu. Çünkü insan hiç sahip olmadığı şeyleri özleyebiliyordu. Hiç duymadığı bir sesi. Hiç sarılmadığı birini. Hiç yaşamadığı anıları.
Yatağına geri döndü. Battaniyeyi üzerine çekti. Yüzünü yastığa gömdü. Sessizce ağladı. Odada kimsenin duymamasına özen gösterdi. Saklamaya çalışıyordu hıçkırıklarını. Ne kadar kendini zorlasa da ağlama sesi duyulabilecek düzeydeydi. Fakat kimse duymadı. Kimse görmedi. Zaten bazı gözyaşları gösterilmek için dökülmezdi. Bazıları yalnızca kalbin yükünü biraz hafifletmek içindi. Hafifler miydi? Bunu henüz anlayacak yaşta değildi.
O gece uyumadan hemen önce gökyüzüne son kez baktı. Kar artık daha yoğun yağıyordu. Görebildiği her yer bembeyaz olmuştu. O an ailesiyle birlikte olduğu, yuvam dediği yerde olmak isterdi.
Elif gözlerini kapattı. Ve kalbinin derinliklerinden gelen küçücük bir dilek tuttu. Bu kez farklı bir dilek. Daha sessiz, daha kırılgan. "Anne…" diye fısıldadı. "Ben neredeysem beni bul olur mu?"O dilek karanlığın içinde kayboldu. Gökyüzüne karıştı. Kar biraz daha incelmiş ve rüzgâr başlamıştı. Tuttuğu dilek rüzgârla savruldu. Ama yıllar sonra…
Bazıları yıllarca yol alırdı. Ve bazı kavuşmaların gecikmesi, hiç gerçekleşmeyeceği anlamına gelmezdi.
Yorumlar
- Şafak Kuter: Devamı kitapta maalesef 🥺
- Elif Ruveyda BİRCAN: Devamını merak ve umutla bekliyorum