# 1. BÖLÜM — SIRADAN BİR GÜN
# 1. BÖLÜM — SIRADAN BİR GÜN
# 1. BÖLÜM — SIRADAN BİR GÜN
Rize'de sabah yine yağmurla başlamıştı.
Alarmım üçüncü kez çaldığında gözlerimi açtım ama yataktan çıkmaya hiç niyetim yoktu.
Telefonu elime alıp alarmı kapattım.
Tam tekrar yatacaktım ki kapım açıldı.
— Nefes! Kalk da uşağum, saat kaç oldu!
Annem.
Yorganı biraz daha üstüme çektim.
— Anne, daha sabah...
— Sabah oldu da geçiyor bile. Kalk hadi.
Gözlerimi açmadan cevap verdim.
— Beş dakika daha.
Annem kapının önünde durdu.
— Senun şu beş dakikan var ya... Yarım saate çıkayi.
İstemeden güldüm.
— Tamam tamam, kalkıyorum.
— He, göreyim seni.
Kapıyı kapatıp çıktı.
Ben de istemeye istemeye yataktan kalktım.
Perdeyi açtığımda dışarıda yine bildiğim Rize manzarası vardı.
Yağmur.
Sis.
Islak yollar.
Dağların üzeri neredeyse görünmüyordu.
Burada yağmursuz bir sabaha denk gelmek zaten şaşırtıcı olurdu.
Üzerimi değiştirip aşağı indim.
Mutfaktan konuşma sesleri geliyordu.
Babam masanın başında oturmuş çayını içiyordu. Önünde gazetesi vardı.
Doruk karşısında oturmuş ekmeğine peynir sürüyordu.
Beni görünce başını kaldırdı.
— Günaydın, prenses.
— Günaydın deme bana.
Kaşlarını kaldırdı.
— Niye?
— Daha yeni uyandım. Sabah sabah uğraşma benimle.
Sırıttı.
— Ben ne ettim ki?
Sandalyeye oturdum.
— Sen doğdun, yeter.
Kuzey kahkahayı bastı.
— Ula Doruk, cevabı yedin.
Doruk elindeki ekmeği Kuzey'e doğru kaldırdı.
— Bir gün de beni destekleyin ha.
Kuzey güldü.
— Hak ettin.
Babam gazeteden gözünü kaldırdı.
— Daha sabahın köründe başladınız yine. Uşaklar, bi' rahat durun.
Annem önüme çay koydu.
— Al kızım, iç hele.
— Sağ ol anne.
Tam çayımı almıştım ki Ayaz mutfağa girdi.
Saçları darmadağındı.
Bana bakıp:
— Günaydın.
— Günaydın.
Ayaz yanıma oturdu.
Doruk hemen ona döndü.
— Ula sen de mi geç kaldın?
Ayaz çayını aldı.
— Geç kalmadım.
— Saat dokuz oldu.
— Dersim on birde.
Doruk birkaç saniye sustu.
— He...
Kuzey ona baktı.
— Ne oldu?
— Ben niye erkenden kalktım o zaman?
Kuzey gülerek cevap verdi.
— Çünkü aklun yok.
— Çok komiksin.
Ayaz sessizce çayını içmeye devam etti.
Ben de gülmemek için önüme baktım.
Bizim evde sabahlar genelde böyle geçerdi.
Birinin biriyle uğraşması, diğerinin araya girmesi...
Sonra babamın “Yeter artık.” demesi.
Alışmıştım.
Kahvaltımı bitirip çantamı aldım.
Kapıya yönelirken annem arkamdan seslendi.
— Akşama geç kalma kızım.
— Geç kalmam.
Babam hemen sordu.
— Üniversiteden sonra ne yapacaksın?
Döndüm.
— Arkadaşlarla biraz oturacağız.
— Çok geç kalma.
— Tamam baba.
Ayakkabılarımı giyerken Doruk yanıma geldi.
— Yine sorgu mu?
— Her zamanki gibi.
— Alışırsın.
— Yirmi yıldır alışamadım.
Doruk güldü.
— Hadi git bakalım.
— Görüşürüz.
— Güle güle.
Şemsiyemi açıp evden çıktım.
Yağmur yüzüme hafif hafif vuruyordu.
Telefonumu çıkarıp saate baktım.
Geç kalmıştım.
— Harika...
Hızlıca yürümeye başladım.
---
Aynı saatlerde Yalçınların evinde de kahvaltı devam ediyordu.
Efulin çantasını sandalyesinin yanına bırakmış, önündeki çaydan bir yudum alıyordu.
Barlas ise telefonuna bakıyordu.
Efulin ona göz ucuyla baktı.
— Yine telefon.
Barlas başını kaldırdı.
— Bir şeye bakıyorum.
— Ne?
— Bir şey.
Efulin gözlerini devirdi.
— Senun şu “bir şey” cevabın hiç değişmiyor.
Barlas hafifçe güldü.
— Sen de her sabah aynı soruyu soruyorsun.
— Çünkü her sabah aynı şeyi yapıyorsun.
Lodos konuşmaya karıştı.
— Ula daha sabah olmadı, başladınız yine.
Efulin ona döndü.
— Sana ne?
— Evde huzur bırakmıyorsunuz da ondan.
Karan çayını içerken gülümsedi.
— Siz böyle devam edin. Ben izliyorum.
Boran kahkaha attı.
— Daha kahvaltı bitmeden başladı bizimkiler.
Nergis masadaki tabakları toplarken başını iki yana salladı.
— Hepiniz aynı anda konuşmayın. Biriniz bitirsin, öbürünüz başlasın.
Tam o sırada Kemal mutfağa girdi.
— Günaydın.
Herkes bir ağızdan cevap verdi.
— Günaydın.
Kemal yerine oturdu.
Nergis önüne çay koydu.
— Al.
— Sağ ol.
Kemal çocuklarına baktı.
— Bugün herkesin işi var mı?
Adil cevap verdi.
— Ben hastaneye geçeceğim.
Lodos:
— Benim öğleden sonra işim var.
Karan başını kaldırdı.
— Benim de.
Boran gülümsedi.
— Ben boşum.
Lodos hemen ona baktı.
— Sen zaten hep boşsun.
— Kıskanma.
Efulin gülerek ayağa kalktı.
— Ben çıkıyorum.
Nergis hemen arkasından seslendi.
— Şemsiyeni aldın mı?
Efulin durdu.
— Aa...
Kapının yanındaki şemsiyeyi aldı.
— Şimdi aldım.
Nergis gülümsedi.
— He, şimdi oldu.
Barlas da ayağa kalktı.
— Ben de çıkıyorum.
Efulin ona baktı.
— Beraber mi?
— Yolumuz aynı.
— Tamam.
İkisi birlikte kapıya yöneldi.
Nergis arkalarından seslendi.
— Dikkatli gidin uşağum.
Efulin kapıdan çıkarken gülümsedi.
— Tamam anne.
Barlas da elini kaldırdı.
— Görüşürüz.
Kapı kapandı.
Nergis bir süre kapıya baktıktan sonra masaya döndü.
Kemal çayından bir yudum aldı.
— Çocuklar büyüdü.
Nergis gülümsedi.
— Büyüdüler ama gözümde hâlâ çocuklar.
Kemal başını salladı.
— Benim de.
Dışarıda yağmur devam ediyordu.
Rize'de sıradan bir sabahtı.