Keşfet

8. BÖLÜM — BİZİM İKİZİMİZ

kan bağı

OKUYUCUYA NOT

Buradan sonra hikâyeyi farklı bir şekilde okuyacağız.

Çünkü artık olayları dışarıdan anlatmayacağım.

Bu bölümden itibaren kitap, ikizlerin kendi dilinden devam edecek.

Nefes ve Ayaz'ın yaşadıklarını kendi ağızlarından, Efulin ve Barlas'ın yaşadıklarını da kendi düşüncelerinden okuyacağız.

Çünkü artık mesele sadece iki ailenin sırrı değil.

Dört kişinin hayatı da aynı anda değişmiş durumda.

Ve hiçbiri bu gerçeği kabullenmeye hazır değil.

8. BÖLÜM — BİZİM İKİZİMİZ

NEFES

Rize'de yağmur yine durmuyordu.

Sabah olduğundan beri gökyüzü kapalıydı. Camlara vuran yağmurun sesi evin içinde bile duyuluyordu.

Hastaneden çıktığımızdan beri kimse doğru düzgün konuşmamıştı.

Arabada Ayaz'ın yanında oturuyordum.

Camdan dışarı bakıyordum.

Islak yollar, sisin içinde kaybolan tepeler ve yağmur altında yürüyen insanlar...

Hepsine bakıyordum ama hiçbirini gerçekten görmüyordum.

Aklım hâlâ doktorun söylediği cümledeydi.

Nefes ve Ayaz, biyolojik olarak Yalçın ailesinin çocukları.

Ama aynı anda başka bir gerçek de ortaya çıkmıştı.

Efulin ve Barlas, biyolojik olarak Karaca ailesinin çocuklarıydı.

Yani sadece bizim hayatımız değişmemişti.

Onlarınki de değişmişti.

Dört kişinin hayatı bir anda altüst olmuştu.

Ayaz'a baktım.

O da sessizce dışarı bakıyordu.

— Ayaz...

— Hı?

— Sen ne düşünüyorsun?

Bir süre cevap vermedi.

Sonra derin bir nefes aldı.

— Hiçbir şey düşünemiyorum.

— Ben de.

Yağmur cama daha sert vurmaya başladı.

— Biz şimdi ne olacağız?

Ayaz bana döndü.

— Aynı kalacağız.

— Emin misin?

— Eminim.

Başımı cama yasladım.

— Umarım.

Çünkü benim için değişmeyen tek şey vardı.

Annem Leyla'ydı.

Babam Levent'ti.

Poyraz abi, Tahir abi, Kuzey abi ve Doruk abi benim abilerimdi.

Ayaz da benim ikizimdi.

Ama şimdi Efulin ve Barlas da biyolojik olarak kardeşimizdi.

Bunu kabullenmek...

O kadar kolay değildi.

Eve geldiğimizde herkes salondaydı.

Yağmur hâlâ yağıyordu.

Pencereden dışarı baktığımda bahçenin her tarafının ıslandığını gördüm.

Babam ayakta duruyordu.

Annem koltukta oturuyordu.

Abilerim de farklı yerlere dağılmıştı.

Kimse konuşmuyordu.

Babam bize baktı.

— İyi misiniz?

Ayaz başını salladı.

— İyiyiz.

Ben hemen karşı çıktım.

— Değiliz.

Herkes bana baktı.

— Nefes...

— Değilim baba.

Sesim titriyordu.

— Sabah uyandığımızda her şey normaldi. Şimdi ikimizin de başka bir ailenin biyolojik çocuğu olduğunu öğrendik.

Annem ayağa kalktı.

— Kızım...

— Anne, ben sizin kızınızım.

Annem gözlerimin içine baktı.

— Biliyorum.

— O zaman Efulin ve Barlas'ı kardeşim olarak kabul etmek zorunda değilim.

Salonda sessizlik oldu.

Ayaz da başını kaldırdı.

— Ben de şu an onları kardeşim gibi hissedemiyorum.

Babam bize baktı.

— Kimse sizi zorlamayacak.

Bu kez Ayaz konuştu.

— Ama onları da zorlamayın.

Babam bir an sustu.

— Kimse zorlamayacak.

Başımı eğdim.

İçimde garip bir sıkıntı vardı.

Çünkü aynı şeyi Efulin ve Barlas'ın da yaşadığını biliyordum.

Onların da yirmi yıllık ailesi vardı.

Onların da kardeşleri vardı.

Onların da hayatı değişmişti.

Ama bunu düşünmek, onları kabul etmemi kolaylaştırmıyordu.

EFULİN

Yalçınların evine geldiğimizde dışarıda yağmur iyice bastırmıştı.

Rize'nin yağmuru bazen öyle bir yağıyordu ki insan birkaç dakika içinde sırılsıklam oluyordu.

Kapıdan içeri girdim.

Kimse konuşmuyordu.

Barlas yanımdaydı.

— Odaya çıkalım mı? dedi.

— Çıkalım.

Tam merdivene yönelmiştik ki babam seslendi.

— Efulin.

Durup ona baktım.

— Ne var?

— Konuşmamız lazım.

İçimden of çektim.

— Şimdi konuşmak istemiyorum.

Babam sustu.

Barlas da yanımda durdu.

— Baba, biz de ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz.

Babam Kemal başını salladı.

— Biliyorum.

Sonra bize baktı.

— Ama şunu bilin. Siz hâlâ benim çocuklarımsınız.

Bu cümleyi duyunca gözlerim doldu.

Ama ağlamadım.

— Biz de seni babamız olarak görüyoruz.

Barlas da sessizce ekledi:

— Bizim için değişen bir şey yok.

Bir an durdum.

Sonra başımı kaldırdım.

— Ama artık başka bir ailemiz olduğunu da biliyoruz.

Babamın yüzü değişti.

— Biliyorum.

— Onları tanımıyoruz bile.

— Tanımak zorunda değilsiniz.

Bu cevap beni şaşırttı.

— Gerçekten mi?

— Evet.

Babam derin bir nefes aldı.

— Zaman ne gösterecekse onu yaşarız. Ama kimse sizi bizden koparamaz.

Barlas başını salladı.

Ben de başımı eğdim.

Çünkü aynı şey Karaca ailesi için de geçerliydi.

Onlar da Nefes ve Ayaz'ı bırakmak istemiyordu.

Dörtümüzün hayatı aynı anda değişmişti.

Ama hiçbirimiz diğer tarafa gitmeye hazır değildik.

NEFES

Akşam olmuştu.

Yağmur hâlâ devam ediyordu.

Masada herkes oturuyordu.

Ama kimsenin iştahı yoktu.

Çatal sesleri bile azalmıştı.

Sonunda dayanamadım.

— Yarın yine gelirler mi?

Kuzey abi bana baktı.

— Kim?

— Yalçınlar.

— Bilmiyorum.

— Gelirlerse odama çıkarım.

Kuzey abi kaşlarını çattı.

— Neden?

— Çünkü konuşmak istemiyorum.

— Ama onlar da bu olayın içinde.

— Biz de içindeyiz.

Ayaz çatalını bıraktı.

— Nefes haklı.

Babam ikimize baktı.

— Kimse sizi zorlamayacak.

Ben sessizce sordum:

— Efulin ve Barlas ne olacak?

Babam birkaç saniye sustu.

— Onlar da bizim çocuklarımız.

İçimde bir şey sıkıştı.

Bunu biliyordum.

Ama duymak yine de garipti.

Çünkü Efulin ve Barlas artık biyolojik olarak da bizim kardeşimizdi.

Ayaz bana baktı.

Sanki aklımdan geçeni anlamıştı.

— Nefes...

— Ne?

— Bizim ailemiz değişmedi.

— Ama onların da ailesi değişmedi.

Ayaz başını salladı.

— Evet.

Bir süre sustuk.

Sonra Kuzey abi sessizce konuştu.

— Bu işte kimse diğerini kaybetmek zorunda değil.

Ben cevap vermedim.

Çünkü bunu söylemek kolaydı.

Ama yaşamak o kadar kolay olmayacaktı.

EFULİN

Ertesi sabah yağmur yine vardı.

Pencerenin önünde durup dışarı baktım.

Dağların üzeri sisle kaplanmıştı.

Yağmur, çatıya vuruyordu.

Barlas yanıma geldi.

— Uyandın mı?

— Uyuyamadım.

— Ben de.

Bir süre dışarı baktık.

Sonra kapının önünde araba sesi duyuldu.

Barlas perdeyi araladı.

— Karaca ailesi.

Kalbim hızlandı.

— Geldiler.

— Ne yapacağız?

— Hiçbir şey.

Aşağı indik.

Kapının önünde iki aile karşı karşıya geldi.

Levent Karaca ve Kemal Yalçın önde duruyordu.

Arkalarında herkes vardı.

Nefes'i gördüm.

O da bana baktı.

Birbirimize birkaç saniye baktık.

İkimiz de aynı şeyi düşünüyorduk.

Onu tanımıyordum.

O da beni tanımıyordu.

Ama artık biyolojik kardeştik.

Bunun ne anlama geldiğini ikimiz de bilmiyorduk.

Ayaz da Barlas'a baktı.

Barlas'ın yüzü değişti.

Sonra Ayaz konuştu.

— Ne diyeceğiz şimdi?

Barlas cevap verdi.

— Bilmiyorum.

Lodos bir anda öne çıktı.

— Ama kimse kardeşimi bir yere götürmeyecek.

Kuzey hemen karşılık verdi.

— Kimse kimseyi götürmüyor.

— Öyle konuşma ula!

— Sen de bağırma!

Lodos bir adım daha attı.

— Ben kardeşimi koruyorum.

Kuzey de geri çekilmedi.

— Ben de!

Sesler yükseldi.

Kemal babam sertçe bağırdı.

— Yeter!

Ama kimse sakinleşmiyordu.

Babam da sinirlendi.

— Çocukların üstüne gitmeyin!

Kemal ona döndü.

— Ben çocuklarımın üstüne gitmiyorum.

— Biz de gitmiyoruz.

— O zaman bu kavga niye?

Kimse cevap vermedi.

Çünkü aslında herkes korkuyordu.

Herkes kendi çocuğunu kaybetmekten korkuyordu.

NEFES

Efulin bana baktı.

— Sen de beni istemiyorsun, değil mi?

Şaşırdım.

— Ne?

— Kardeşin olarak.

Bir an sustum.

Sonra dürüstçe cevap verdim.

— Seni tanımıyorum.

Efulin'in yüzü sertleşti.

— Ben de seni tanımıyorum.

— O zaman neden benden kardeşinmişim gibi davranmamı bekliyorsun?

— Beklemiyorum!

Sesi yükseldi.

— Zaten istemiyorum!

Bu söz canımı sıktı.

— Güzel. Ben de istemiyorum.

Ayaz hemen araya girdi.

— Nefes, yeter.

Efulin'in yanında Barlas duruyordu.

Barlas Ayaz'a baktı.

— Sen de bizi kardeşin olarak kabul etmiyorsun.

Ayaz birkaç saniye sustu.

Sonra açıkça söyledi:

— Şu an hayır.

Barlas başını salladı.

— Ben de sizi kardeşim olarak görmüyorum.

Bir anda herkes sustu.

İki ikiz grubu birbirine bakıyordu.

Biz birbirimizi seçmemiştik.

Birlikte büyümemiştik.

Birbirimizin çocukluğunu bilmiyorduk.

Şimdi bir DNA sonucu çıkmıştı ve herkes bizden hemen kardeş gibi davranmamızı bekliyordu.

Ama olmuyordu.

EFULİN