3. BÖLÜM İLK KONUŞMA
Kutuyu yavaşça Ece'nin ayaklarının önüne bıraktı.
Tek kelime etmeden arkasını döndü.
Korumalarıyla birlikte araçlarına bindi.
Konvoy birkaç saniye içinde gecenin karanlığında kayboldu.
Ece eğilip kutuyu aldı.
"Baba... Bu ne?"
Murat'ın yüzü bir anda bembeyaz oldu.
"Onu açma."
"Neden?"
"Çünkü onun verdiği hiçbir şey tesadüf değildir."
Ece, babasının sözünü dinlemedi.
Kutunun kapağını yavaşça açtı.
İçinden eski bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta üç kişi vardı.
Genç bir Murat Karahan...
Karşısındaki Rus adam...
Ve onların arasında, henüz beş yaşlarında küçük bir kız çocuğu...
Fotoğrafın arkasında tek bir cümle yazıyordu:
"Kan yemini asla unutulmaz."
Ece'nin elleri titremeye başladı.
Fotoğraftaki küçük kız...
Kendisiydi.
Ece, elindeki fotoğrafa bakarken arkasından biri kolunu tuttu.
Ne olduğunu anlayamadan ağzı kapatıldı.
"Baba!"
Murat arkasını döndüğü anda siyah takım elbiseli iki adam önünü kesti.
"Ece!"
Ece hızla siyah bir araca bindirildi.
Araç gecenin karanlığında gözden kaybolurken Murat öfkeyle bağırıyordu.
"ECEE!"
Yaklaşık yarım saat sonra...
Araç, Boğaz manzaralı sakin bir kafenin önünde durdu.
Ece'nin gözleri bağlı değildi.
Şaşkınlıkla etrafına baktı.
"Beni... kafeye mi getirdiniz?"
Kapısını açan koruma sadece eliyle içeri buyur etti.
Ece tereddüt ederek içeri girdi.
Kafenin tamamı boştu.
Sadece pencere kenarında oturan o Rus adam vardı.
Önünde iki fincan kahve duruyordu.
Adam eliyle karşısındaki sandalyeyi gösterdi.
Ece yerinden kıpırdamadı.
"Ben oturmuyorum."
Adam onu anlamadı.
Rusça konuştu.
"Садись, пожалуйста."
Okunuşu: Sadis, pajaluysta.
Türkçesi: "Lütfen otur."
Ece kaşlarını çattı.
"Hiçbir şey anlamıyorum."
Adam birkaç saniye düşündü.
Sonra cebinden telefonunu çıkardı.
Çeviri uygulamasını açtı.
Rusça konuştu.
Telefon birkaç saniye sonra Türkçe seslendirdi.
"Lütfen korkma. Sana zarar vermeyeceğim."
Ece şaşkınlıkla telefona baktı.
"Demek böyle anlaşacağız."
Telefonu eline aldı.
"Önce beni neden kaçırdığını söyle."
Telefon Rusçaya çevirdi.
Adam dikkatle dinledi.
Derin bir nefes aldı.
Telefonuna konuştu.
"Kaçırmadım. Seni korumak için buraya getirdim."
Telefon bunu Türkçeye çevirdi.
Ece alaycı bir gülümsemeyle başını salladı.
"Buna korumak mı diyorsun?"
Adam ilk kez hafifçe gülümsedi.
Telefonunu tekrar eline aldı.
"Özür dilerim. Başka seçeneğim yoktu."
Bir süre sessizlik oldu.
Ece kahvesine bile dokunmadı.
"Adın ne?"
Telefon soruyu Rusçaya çevirdi.
Telefon soruyu Rusçaya çevirdi.
Adam kısa bir duraksamanın ardından cevap verdi.
"Виктор Морозов."
Okunuşu: Viktor Marazov.
Telefon bunu Türkçeye çevirdi.
"Viktor Morozov."
Ece ismi sessizce tekrar etti.
"Viktor Morozov..."
Viktor, Ece'ye baktı.
Sonra telefonundaki çeviri uygulamasını kapattı.
Kendi kendine Rusça mırıldandı.
"Турецкий... Мне нужно выучить турецкий."
Okunuşu: Turetskiy... Mne nujno vıyuçit turetskiy.
Türkçesi: "Türkçe... Türkçe öğrenmem gerek."
Yanındaki koruma şaşkınlıkla ona baktı.
"Efendim?"
Viktor kararlı bir ifadeyle konuştu.
"Yarından itibaren her gün Türkçe dersi alacağım. Bir dahaki karşılaşmamızda onunla çeviri olmadan konuşacağım."
Koruma başını eğdi.
"Emredersiniz, Efendim."
Viktor son kez Ece'ye baktı.
Artık tek bir hedefi vardı:
Bir sonraki karşılaşmalarında, Ece'nin gözlerinin içine bakarak kendi diliyle değil, onun diliyle konuşmak.
Kafede ağır bir sessizlik vardı.
Ece ile Viktor, birbirlerine bakıyor ama konuşamıyorlardı.
Aralarındaki tek köprü, masanın üzerindeki telefondu.
Ece telefonu eline aldı.
"Benim hakkımda ne biliyorsun?"
Telefon cümleyi Rusçaya çevirdi.
Viktor dikkatle dinledi.
Kısa bir süre düşündü, ardından konuştu.
Telefon Türkçeye çevirdi:
"Bildiğim her şeyi şimdi anlatamam."
Ece öfkeyle telefonu masaya bıraktı.
"Yine aynı cevap."
Viktor bu kez telefonu eline alıp uzun bir cümle kurdu.
Telefon çevirdi.
"Sana yalan söylemek istemiyorum. Ama gerçeği öğrenmen için doğru zamanı beklemek zorundayım."
Ece derin bir nefes aldı.
"Sen de babam gibi konuşuyorsun."
Viktor'un yüzündeki ifade değişti.
Telefonuna kısa bir cümle söyledi.
"Baban senden çok şey saklıyor."
Ece'nin gözleri büyüdü.
"Bunu nereden biliyorsun?"
Viktor cevap vermedi.
Masanın üzerine küçük bir anahtar bıraktı.
Ece şaşkınlıkla baktı.
"Bu ne?"
Telefon tekrar çevirdi.
"Annenin sana bıraktığı emanetin anahtarı."
Ece'nin kalbi hızlandı.
"Annem mi?"
"Annem yıllar önce öldü."
Viktor başını yavaşça salladı.
Telefon yeniden konuştu.
"Hayır... Sana anlatılan hikâye eksik."
Ece ayağa kalktı.
"Yeter!"
"Bir annem ölüyor, bir babam yalan söylüyor, bir de sen çıkıp beni kaçırıyorsun! Hanginize inanacağımı bilmiyorum."
Viktor da ayağa kalktı.
İlk kez gözlerinde sertlik değil, hüzün vardı.
Telefonu eline aldı.
"Şimdilik bana inanmanı istemiyorum."
Telefon çevirdi.
"Sadece gerçeği kendin bulmanı istiyorum."
Ece birkaç saniye boyunca Viktor'a baktı.
Sonra masadaki anahtarı aldı.
"Bir daha beni kaçırırsan..."
Telefonu açıp konuştu.
"...seni affetmem."
Telefon Rusçaya çevirdi.
Viktor, çeviriyi dinledikten sonra hafifçe gülümsedi.
Başını sallayarak bunu kabul etti.
Kapıya yöneldi ve korumalara işaret etti.
Korumalar geri çekildi.
Viktor, Ece'nin özgürce çıkabilmesi için kapıyı açık bıraktı.
Ece kafeden çıkarken arkasına dönüp son kez baktı.
Viktor hâlâ pencerenin önünde durmuş, sessizce onu izliyordu.
O an ikisi de bilmiyordu...
Bu, yollarının kesiştiği son gün değil, sadece başlangıcıydı.
Ece, kafeden çıkar çıkmaz derin bir nefes aldı.
Elindeki anahtara baktı.
"Annemin emaneti..."
Bu cümle zihninden çıkmıyordu.
Tam telefonunu çıkarıp babasını arayacağı sırada siyah bir araç hızla önünde durdu.
Kapı açıldı.
"Ece!"
Babası, Murat Karahan, telaşla araçtan indi.
"Ece, iyi misin?"
Ece sertçe geri çekildi.
"Beni merak etmeye hakkın yok."
Murat şaşkınlıkla kızına baktı.
"Ece..."
"Hayır! Bana yıllardır yalan söyledin."
"Ne dedi sana?"
Ece elindeki anahtarı gösterdi.
"Bunun annemin emaneti olduğunu söyledi."
Murat'ın yüzü bir anda soldu.
"O sana bunu mu söyledi?"
"Doğru mu?"
Murat cevap vermedi.
Bu sessizlik, Ece'nin öfkesini daha da artırdı.
"Demek doğru..."
"Ece, eve gidelim. Sana her şeyi anlatacağım."
"Hayır."
"Ece..."
"Önce neden benden gerçekleri sakladığını söyle."
Tam o sırada Murat'ın telefonu çaldı.
Ekrana baktığında yüzü gerildi.
Aramayı açtı.
Kısa bir süre dinledi.
Sonra sadece tek cümle kurdu.
"Anladım."
Telefonu kapattığında Ece onu dikkatle izliyordu.
"Ne oldu?"
Murat etrafına bakındı.
"Buradan gitmemiz gerekiyor."
"Neden?"
"Çünkü Viktor Morozov'un peşinde olan tek kişi biz değiliz."
Ece'nin kaşları çatıldı.
"Ne demek istiyorsun?"
Murat cevap veremeden sokağın başında üç siyah araç belirdi.
Araçların kapıları aynı anda açıldı.
İçlerinden siyah takım elbiseli, silahlı adamlar indi.
Ancak bu adamlar Viktor'un korumalarına benzemiyordu.
İçlerinden biri yüksek sesle bağırdı.
"Kızı alın! Morozov'a canlı lazım!"
Ece şaşkınlıkla Murat'a baktı.
"Bunlar da kim?"
Murat, Ece'yi arkasına çekti.
"Kaç!"
Ve o anda ilk silah sesi duyuldu.
Murat, Ece'nin kolunu tuttu.
"Koş!"
İkisi de ara sokağa doğru koşmaya başladı.
Arkalarından silah sesleri yükseliyordu.
Tam köşeyi dönecekleri sırada siyah bir cip önlerini kesti.
Kapılar aynı anda açıldı.
Dört silahlı adam araçtan indi.
İçlerinden biri silahını Murat'a doğrulttu.
"Kızı bize ver."
Murat, Ece'yi arkasına aldı.
"Asla."
Tam tetiğe basacakları anda...
Bang!
Tek bir kurşun saldırganın elindeki silahı yere düşürdü.
Herkes aynı anda sesin geldiği yöne döndü.
Sokağın girişinde siyah bir araç durmuştu.
Kapısı yavaşça açıldı.
Viktor Morozov ağır adımlarla araçtan indi.
Arkasında altı koruması vardı.
Yüzündeki ifade her zamanki gibi soğuktu.
Saldırganlardan biri şaşkınlıkla fısıldadı.
"Morozov..."
Viktor tek kelime etmeden elini kaldırdı.
Korumaları anında harekete geçti.
Kısa süren çatışmanın ardından saldırganlar geri çekilmeye başladı.
Birkaç dakika içinde araçlarına binerek uzaklaştılar.
Sokakta sessizlik hâkimdi.
Ece derin nefes alırken Viktor ona doğru birkaç adım attı.
Gözlerini Ece'den ayırmadan Rusça konuştu.
"С тобой всё в порядке?"
Okunuşu: S taboy vsyo v paryadke?
Türkçesi: "
Yorumlar
- Barış Oruç: baba sana yıllardır yalan söylüyor bunu unutma vakti geldi
- Sena Kara: Ah ah neler yapmayacak ki o keşke onla kalsa
- Işıl Yağcı: ece sakın bu fotoğrafı açma derim