BÖLÜM 1

Havada karabulutlar
oluşmuştu. Belli ki yağmur yağacaktı. Bir an evvel sığınacak yer bulamazsa
yağmurdan sırılsıklam olabilirdi. Bu yüzden üzerine bindiği atı hızlandırdı.
Yağmur çiselemeye başlayıp şiddetini gittikçe artırdı.
Yağmurdan dolayı sırılsıklam olmuştu ve bundan dolayı da üşüyordu. Bir an evvel
sığınacak bir yer bulmazsa hastalanabilirdi. Üstelik üzerine bindiği at
huysuzlanmaya başlamıştı.
At huysuzlanınca onu yavaşlatarak attan indi. Atın ipini
eline alarak yayan yürüdü, ta ki karşılarına bir ev çıkana kadar.
Karşılarına çıkan bu evde bir gariplik vardı sanki. Dıştan
görünüşte normal bir ev gibi görünüyordu, fakat o görünüşüne rağmen insanın
kalbine korku salıyordu.
Üzerine bindiği at evi görünce arkasına bile bakmadan kaçıp
gitti. O kaçınca, tek başına kaldı.
Üşümüştü, bir an evvel bir şey yapmazsa hasta olabilirdi. Bu
yüzden de karşısına çıkan o eve doğru yaklaştı. Yaklaştıkça da kalbi korkudan
atıp duruyordu.
Evin dış kapısına yaklaşıp demir kapıyı açtı. Kapı kulakları
sağır edercesine bir sesle açıldı. Kapı açıldıkça etraftan sanki dal kırılırmış
gibi sesler de geliyordu.
O demir kapıdan içeriye adımını atar atmaz kapı aniden
kapandı. Ardından ortalığı sis kapladı.
Sisin içerisinde ilerlemeye çalışıyordu, ama buna ilerlemek
denirse. Ayağını kaldırıp adım attıkça yere batıp duruyordu. Bir müddet daha
öylece ilerledikten sonra etrafına bakındı, ama bakmaz olaydı. Etrafta yüzlerce
mezar vardı ve o ayağını basıp çökerttiği yerlerde mezarlardı.
Onları görür görmez korkudan hızlanmaya çalıştıysa da
olmuyordu bir türlü. Çünkü o bastığı yerlerdeki kemikler ayaklarına takılıyordu
ve bu da onu yavaşlatıyordu.
Kemiklere bata çıka sonunda o eve vardı. Vardı ama ayakları
kemiklere takıldığı için yara bere içerisinde kalmıştı ve üstü başı da çamur
içerisindeydi.
O evin kapısına geldiğinde derin bir nefes aldı ve kapıyı
vurdu. Kapının tokmağı çok acayipti. Sanki kafatasına benziyordu ve her kapıyı
vurdukça burun deliklerinden kan çıkıyordu.
Tokmağa her vuruşta kan çıktığı için elleri kan içerisinde
kalmıştı. Biraz daha ona vursa elleri değil bütün vücudu kan içerisinde
kalabilirdi.
Sonunda evin kapısı gıcırtıyla açıldı. Kapıyı açan yaşlı bir
adamdı. Bu yaşlı adamın saçları tamamen dökülmüştü. Bir gözü dışarıya çıkmış
bir şekildeydi. Kulakları yamuk yumuktu. Sağ kolu yoktu ve sol bacağı sağ
bacağına göre kısaydı. Sağ kolunda ise kuru kafaya benzer bir dövme vardı.
Ayrıca parmağında yılana benzer bir yüzük vardı.
O yaşlı adam hırıltılı bir sesle:
‘Ne istiyorsun?’ dedi korku veren bir sesle.
Genç adam, yaşlı adamın hırıltılı sesi karşısında
‘Amca, yolumu kaybettim ve yağmurdan dolayı da
sırılsıklam kesildim. Ayrıca benimle beraber gelen atım da kaçıp gitti. Yani,
anlayacağınız dımdızlak ortada kaldım’ dedi korku içerisinde. Bunları derken
elleri ve ayakları titriyordu.
O anda arkadan ‘Kim o?’ diye bir ses geldi. Gelen bu ses
üzerine yaşlı adam:
‘Genç bir adam, yolunu kaybettiği için bize sığınmış’
dedi, yine hırıltılı bir şekilde.
‘Genç adamı ayakta bekletme de içeri al. Bende
birazdan gelirim’ dedi arkadan gelen o ses.
Yaşlı adam, o sesten sonra kenara çekilerek genç adamı
içeriye aldı.
Genç adam içeriye adımını atar atmaz o yaşlı adam gözden
kayboldu.
O
yaşlı adam nasıl birden bire ortadan kaybolmuştu. İn miydi, yoksa cin mi?
Yorumlar
- Deniz Deveci: Birden bu kadar yağmur mu?
- ALİ BİLGİN: Ah o at neden huysuzlanıyorsun ki ilk baştan sabretseydin
- Eda: Ya hadi ya neyin peşindesin tedirgin olma lütfen
- Ebru YILDIRIM: o adamı gerçekten nasıl tarif edebilirim korkutucu!
- Ege Bulut: korkma! sığınacak bir yer bulursan belki de iyileşirsin
- çağrı sarıhan: hava çok değişken gözüküyor
- Hatice Çetin: kapının sesi çok tuhaf belirgin korku var içinde
- Beren Pak: Kendini tehlikeye sokma kapıya bu halde vurmak iyi değil
- Aslı Kuş: o evin dış görünüşü ürpertici hepsini üzme!