Keşfet

BEYAZ ÇÜRÜME

Kanlı Hilal: Sahte Cennet

Bodrum güneşi, Ortakent'in yüksek taş duvarlarla çevrili milyon dolarlık malikanelerinin bembeyaz cephelerine çarpıp, insanın gözünü kör eden acımasız bir ışık olarak geri yansıyordu. Ağustos ayının o nefes kesen, ağır ve yapışkan sıcağı asfaltın üzerinde titreyen seraplar yaratıyor; Ege'nin tuzlu iyot kokusu, yoldan geçen son model SUV'lerin egzoz dumanına ve taş duvarların ardından sızan o pahalı, hindistan cevizi aromalı güneş kremlerinin kokusuna karışıyordu.

Yekta, Ortakent'in sahil şeridine inen o dar, lüks villalarla boğulmuş virajlı yollarından birinde, elindeki uzun saplı budama makasıyla taş duvardan sokağa doğru arsızca taşan devasa bir begonvili buduyordu.

İzmir'in o nemli, gri ve karanlık kışından sonra, bu şımarık tatil beldesinin kavurucu sıcağı, Yekta'nın üzerindeki o ağır, kalın belediye yeleğini tam anlamıyla bir fırına çevirmişti. Alnından süzülen ter damlaları çenesinden damlıyor, kalın işçi eldivenlerinin içi sıcaktan sırılsıklam oluyordu. Ancak yüzünde ne bir şikayet ne de bir yorgunluk emaresi vardı. Gözlerindeki o dipsiz, ölü karanlık; etrafındaki bu renkli, gürültülü ve "kusursuz" dünyayı iğrenerek izliyordu.

Taş duvarın hemen ardındaki havuzdan, buzların kristal bardaklara çarpma sesi ve tiz, tamamen yapay kadın kahkahaları yükseliyordu. İzmir, lağımlarından ve karanlık sokaklarından çürüyen bir şehirdi. Bodrum ise tam tersiydi; burası en tepeden, o bembeyaz duvarların ardındaki şatafattan, o bitmek bilmeyen estetik ameliyatların, sahte dostlukların ve paranın getirdiği kibrin içinden çürüyordu. Gerçek bir sahte cennetti.

Sokağın başından, lastiklerinin asfaltı ezme sesiyle siyah bir Porsche Cayenne belirdi. Araç, Yekta'nın çalıştığı malikanenin devasa, ferforje demir kapısının önünde durdu. Sürücü koltuğundaki adam, kornaya sabırsızca, uzun uzun bastı. Yekta, elindeki makası yavaşça indirip, aracın geçmesi için bir adım geriye, gölgeye çekildi.

Aracın sağ kapısı açıldı. Yekta'nın nefesi o an, milisaniyelik bir duraksamayla kesildi.

Araçtan inen kadın, Bodrum'un o fabrikasyon estetikli, plastik yüzlü kadınlarına hiç benzemiyordu. Siyah, ipek bir yazlık elbise giymişti. Kömür karası saçları ensesinde sıkı, zarif bir topuz yapılmıştı. Kadın, aracın kapısını kapatmak için hafifçe arkasına döndüğünde, güneş ışığı boynunun o kusursuz, porselen gibi pürüzsüz kavisini aydınlattı. Çene altından köprücük kemiğine kadar inen o simetri, adeta tanrısal bir fırçayla çizilmiş gibiydi.

Taç yaprakları güneşe açılmış, koparılmayı bekleyen eşsiz, nadide bir orkide.

Kadın, şoför koltuğundaki adama soğuk bir bakış atıp malikanenin küçük yaya kapısından içeri girerken, gözleri bir saniyeliğine duvar dibinde duran Yekta'ya kaydı. Ancak kadının bakışları Yekta'nın yüzüne, gözlerine veya varlığına odaklanmadı. O, sadece terli bir amele, yolu tıkayan fosforlu sarı bir leke görmüş ve saniyeler içinde o lekeyi zihninden silip geçmişti.

Yekta, kadının arkasından kapanan demir kapıya bakarken dudaklarında o meşhur, dondurucu tebessüm belirdi. Bu şımarık, zengin dünyada görünmez olmak, İzmir'deki lağımlarda görünmez olmaktan çok daha kolaydı. Çünkü buradaki insanların kibri o kadar büyüktü ki, aşağıya, toprağa bakmayı çoktan unutmuşlardı.

Sağ elinin parmakları istemsizce alet kemerinin o gizli bölmesine, yeni dikilmiş kılıfın içindeki hilal uçlu çakının soğuk çeliğine gitti. Başparmağıyla çakının sapını usulca okşadı.

İzmir'de Komiser Aylin onu zengin bir cerrah zannedip gökyüzüne bakarken, o toprağın altından şehri kana bulamıştı. Şimdi ise Bodrum'un en zengin, en ulaşılamaz, en elit malikanelerinin duvarları dibindeydi. Ortakent'in bu sahte cenneti, çok yakında kusursuz bahçıvanının o sanatsal, kanlı hasadıyla tanışacaktı.

Yekta makasını tekrar kaldırdı ve kurumuş, çürük bir begonvil dalını tek bir pürüzsüz hamleyle kesti.

"Yeni toprak," diye fısıldadı Yekta, kestiği dalın asfalta düşüşünü izlerken. "Yeni orkideler."

Yorumlar

  • Asena Kurt: Bodrumdaki zenginlik ile izmir arasındaki uçurum çok değişik düşündürttü
  • Gülay: Bunu okurken gözüm yanıyor o kadar hafifledim ki
  • Enes Tok: @ekremefe bu karşındaki dünya ne kadar garip
  • Ekrem Efe Özbek: Çok teşekkür ederim Azad Bey. 🙏
  • Azad Yiğit: Kalemine sağlık👏👏