Keşfet

BÖLÜM 3: PLANSIZ VE ÇARESİZ

Kaptanın Gölgesinde

Mutfak bölümüne gitmeden önce sanki herkes bizi izliyormuş gibi geliyor. Gemi gece karanlığında bile o kadar korkunç ki. Kendimi ne ara bir işin içinde olduğumu biliyorum. Bilgenin sesi ile her şeyin farkına vardım.

"Ece, patatesleri doğrarken parmaklarını da doğrayacaksın, yavaş ol biraz!"

Bilge’nin endişeli sesi, geminin mutfağındaki gürültüyü bir anlığına bastırdı. Elindeki tahta kaşıkla devasa bakır kazandaki çorbayı karıştırırken, göz ucuyla beni izliyordu. Haklıydı. Ellerim o kadar çok titriyordu ki, bıçak her an parmaklarıma saplanabilirdi. Gözlerimde bu bedenden kalan hafif bir ıslaklık vardı ama ağlayıp zırlayacak vaktim yoktu. Derin bir nefes alıp gözlerimi kırpıştırdım ve bıçağı daha sıkı kavradım.

"Tamam," dedim sesimi olabildiğince dik tutmaya çalışarak. "Sıkıntı yok. Dikkatli olacağım"

Zihnim tamamen felç olmuş durumdaydı. Evet, bu kitabı defalarca okumuş, satırları ve olayları ezberlemiştim. Doruk Kaptan’ın iki hafta sonra, yani kitabın üçüncü bölümünün sonunda can vereceğini de çok iyi biliyordum. Ama asıl büyük sorun şuydu: Nasıl yapacağımı hiçbir şekilde bilmiyordum.

Ben sadece yatağında uzanıp kitap okuyan sıradan bir kızdım. Bir suikast nasıl engellenirdi? Silah kullanmayı bilmezdim, kılıç dövüşünden anlamazdım. Koskoca gemide hiç kimsenin ismini bile bilmediği, sadece mutfakta kendi halinde takılan figüran bir aşçıydım. Doruk Kaptan'ın odasına pat diye girip "Kaptan, sağ kolun seni öldürecek" desem, bana inanmak yerine beni akıl hastası sanıp denize fırlatırdı. Ya da daha kötüsü, İdris bunu duyar ve beni o saniye ortadan kaldırırdı.

Plansızdım. Çaresizdim. Ama bir o kadar da öfkeli ve kararlıydım. Doruk'un o hain pusuya düşmesine göz yumamazdım.

"Ece, iyi misin sen gerçekten?" Bilge yanıma gelip bıçağı elimden yavaşça aldı. "Bugün bir garipsin. Normalde en ufak şeyde gözlerin dolardı ama bugün sanki... Sanki aklında çok daha büyük, tehlikeli bir şey var gibi."

"Sadece..." dedim yutkunarak. Bakışlarımı Bilge’ye çevirdim. Ona hiçbir şey anlatamazdım. "Sadece Kaptan’ın akşam yemeğini düşünüyorum. Eğer beğenmezse diye..."

Bilge rahat bir nefes alarak gülümsedi. "Ondan hepimiz korkuyoruz. Ama merak etme, bu çorba onun en sevdiği çorba. Sen yeter ki yemeği götürdüğünde dik dur."

"Odanın içine yemeği ben mi götüreceğim?" diye sordum, kalbimin aniden hızlanmasıyla.

"Tabii ki sen götüreceksin, geminin aşçısı sensin ya," dedi Bilge şaşırarak. "Her akşam yemeğini sen teslim edersin. Unuttun mu?"

"Hayır, hayır hatırlıyorum. Gece tam uyuyamadığım için biraz dalgınım," Bilge hafifçe güldü ve arkasına dönüp

"Evet, bunu farkındayım. Ama hemen o dalgınlığını bir kenara koy, bir hatanda bitersin kaptanın yanında." Bende hafifçe gülümsedim

"Tamam." Ama bir şey fark ettim, kitapta bu detay yazmıyordu! Yazar, aşçı kızın yemeği bizzat kaptanın odasına götürdüğünden hiç bahsetmemişti. Demek ki Doruk Kaptan’ın karşısına çıkmak, onu incelemek ve tetikte olmasını sağlamak için bir şansım vardı. Planım yoktu ama bu fırsatı iyi değerlendirmeliydim.

Mutfak tezgahının üzerindeki tepsiyi hazırlarken, geminin ahşap gövdesine çarpan dalgaların sesi, zihnimde bir idam saatinin tik takları gibi yankılanıyordu. Doruk Kaptan'ın odasına giden o koridora çıkma vakti gelmişti.

Yorumlar

  • aleyna: Bu gece şartları hiç de hoş değil
  • Melis K.: Plan yapmadan dalma işe
  • Alperix: Bu ne korku böyle ece!
  • Esra Sancak: Çaresizlik içinde bile gözlerin parlıyor bu sahne güçlü
  • Tc. Halil: bilge endişeli ama sen de içine kapanmışsın açık ol artık
  • Büşra: Sanki ölüm oyunu içindesin gibi
  • Derya Cengiz: Kendine dikkat et elini bıçaktan uzak tutmalısın