Buz Kütlesi
Meltem'in kolunu dürterek, "Hadi, Aras'ın masasına oturalım!" dedi. Meltem şaşkınlıkla, "Emin misin? Tersleyebilir," diye fısıldadı.Ama Ceren çoktan o neşeli adımlarıyla masaya doğru yürümeye başlamıştı bile.Masanın başına gelip kahvesini masaya bıraktı ve Aras'a bakarak gülümsedi: "Selam tekrar! Masan boşsa oturabiliriz değil mi?"
Aras, Ceren'in sesini duyunca bakışlarını elindeki karton bardaktan yavaşça kaldırdı.Gözlerinde ne bir öfke ne de bir şaşkınlık vardı; sadece derin bir bıkkınlık okunuyordu.Ceren'in o hayat dolu gülümsemesine birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden, bomboş gözlerle baktı.
Tek bir kelime bile etmedi. Ne "oturun" ne de "hayır". Sadece derin bir nefes alıp masadaki telefonunu cebine koydu, kahve bardağını eline aldı ve oturduğu sandalyeyi geriye doğru iterek ayağa kalktı. Ceren ve Meltem'in yanından, sanki onlar orada hiç yokmuş gibi geçip gitti.Kantinin kalabalığı arasından saniyeler içinde gözden kayboldu.
Meltem hemen araya girip, " sana söylemiştim,
Tam bir buz kütlesi," diyerek boş sandalyeye oturdu.Ceren ise Aras'ın arkasından bakarken bu kez sinirlenmek yerine merakla gülümsedi. Sandalyesini çekip otururken kendi kendine mırıldandı: " Bu kadar mutsuz olmak için ne yaşadın acaba?" Onun bu kaçışları, Ceren'in içindeki o inatçı merakı daha da körüklüyordu.